Kamu hukukunda yeri olmayan muktesap hak kisvesi ve KKTC’de emekli maaşlarından kesinti polemiği

Kamu açıklarını disipline etmeye dönük alınan kararlar karşısında özellikle Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulama ve tartışmaların aksine KKTC’de sözde ilkesel ve hukuksal özde ise materyalist güdülerle karşı duruşları gözlemlemekteyiz.
Kamu açıklarını disipline etmeye dönük alınan kararlar karşısında özellikle Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulama ve tartışmaların aksine KKTC’de sözde ilkesel ve hukuksal özde ise materyalist güdülerle karşı duruşları gözlemlemekteyiz. Kastetmiş olduğum yalnızca sendikaların duruşu değil kamudan emekli bazı basın mensuplarının ve üst düzey görevlerden ayrılan kamu emeklilerininin emekli maaşlarına kesinti uygulamasına karşı duruşlarıdır. Bu şahıslara karşı saygım büyük ama belirtmek zorundayım ki, ortaya koydukları argümanlar rasyonaliteden ve ekonomik temelden yoksundur. Şöyle ki, başlıca iki argüman ileri sürerek emekli maaşlarından kesinti yapılmasına itiraz etmektedirler. Bunlardan birincisi siyasilerin kesinti yapılmayacağına dair verdiğini iddia ettikleri söz, ikincisi ise KKTC Anayasası'nın 160. maddesi ile kamu çalışanlarına dair öngörülen kazanılmış hak (muktesap hak) ve dolayısıyla hukuk devletine aykırılık argümanıdır.

Öncelikle, siyasilerle emekliler arasında gerçekleştiği iddaa edilen söz ve taahhüt ilgili kesimler arasında ahkali ve vijdani bir durum ortaya koyar ve ülke şartlarının gerektirdiği mali önlemlerin alınmamasının rasyonel gerekçesi olamaz. Öte yandan, istatik şartlarda ülkede çalışanların sadece bir bölümünü oluşturan kamu çalışanlarının haklarının eşitlenmesi ile ilgili anayasa maddesini zaman olgusundan soyutlamak ve tüm zamanlar için değişmez görmek çağdaş hukuk devletinin bir öngörüsü değildir. Zira, başta AB ülkeleri olmak üzere gelişmiş ülkelerde ekonomik, sosyal, beşeri ve fiziki gereksinimler ve bunları karşılamak için mevcut kaynakların optimal değerlendirilmesi sonucu alınması zaruri görülen mali tedbirler karşısında statik muktesap hak tartışması gündeme gelmemektedir. Örneğin, Yünanistan’da Devlet memurlarının ikramiyelerine ve ek ödeneklerine yapılan kesintilerin yanısıra, KDV oranının arttırılması, benzine ve sigaraya yapılan zamlar ve yeni vergilendirme sistemi uygulamaya konmuştur. İspanya, devlet memurlarının maaşlarını 2010 Haziran ayından itibaren ortalama yüzde 5 oranında düşürmeyi kararlaştırdı. 2011 yılında ise maaşlar dondurulacak. Çocuk sahibi olan her aileye verilen 2500 avroluk direkt yardım da 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren kaldırılacak. Portekiz’de de, iktidarda olan sosyalist Socrates hükûmeti, kamu açığını düşürmeye dönük tedbirlerini açıkladı. Özellikle vergiler artırılacak, üst düzey memurların ve milletvekillerin maaşlarında yüzde 5 kesintiye gidilecek. Yanı başımızdaki Güney Kıbrıs’ta ise benzer mali tedbirler yanında kamu çalışanları arasından durdurma da gündemdedir. Durum böyle iken, bizde çıkarlarından vazgeçmek istemeyen bazı kesimlerin muktesap hak kisvesi arkasına saklanması ne ekonomik ne de çağdaş hukuk normlarıyla açıklanabilir. Anayasamızda böyle bir maddenin olması ilgili zaman dilimi için geçerlidir ve eşitler arasında ayrımcılığı ortadan kaldırmayı hedefler. Ancak, ülkenin ekonomik ve mali şartları gereği alınacak tedbirler sonrası yine aynı madde geçerli olacak ve yeni şartlara göre eşitler arasında ayırım engellenecektir. Dolayısıyla, bunu farklı yorumlayıp ülkenin ekonomik kaynakları yetmese de nicelik olarak aynı hakların devam edeceğini iddia etmek ortaya konulan argümanın aksine çağdaş hukuk devletiyle bağdaşmaz. Zira, Kamu Hukukunda Muktesap Hak olamaz ve maalesef bu tartışma yalnızca bizim ülkemizde devam etmektedir. Ayrıca, bizim yasa ve anayasamızda bazı hükümlerin olması maalesef hukuk devletinin kanıtı olarak gösterilemez. Hatırlayalım ki, “Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu” ile ilgili Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru, çağdaş ve evrensel hukuk normları ile değil de kendi hukuk düzenimize göre değerlendirilmiş olsa büyük ihtimalle iptal kararı ile sonuçlanacaktı. Bu itibarla, haddim olmayarak Kanun ve Hukuk Devleti farkına kısaca değinmek istiyorum.

Hukuk devleti her şeyden önce eşitlik ilkesine dayanır. Tüm bireyleri aynı insani öze sahip olarak kabul eder ve buradan hareketle insanlar arasında ayrım yapmaz. Bununla birlikte devletin bütün kurallarını, faaliyetlerini ve kurumlarını hukukun üstünlüğü ilkesine dayandırır. Burada esas alınan hukuk, insanların vazgeçilmez, temel ve evrensel haklarla dünyaya geldiğini kabul eden tabii hukuktur. Tabii hukuk ilkesi hem devletin üzerinde yer alır; hem de üretilen pozitif hukuk için bir referans oluşturur. Başka bir deyişle, hukuk devleti ilkesine göre işleyen bir toplumda tabii hukukun gereği olarak temel hak ve hürriyetlere aykırı yasa üretilemez. Yasalar yönetici elitin topluma hibe ettiği bir bağış değil; aksine toplumun kendi temsilcileri aracığıyla tabii hukukun ışığı altında formüle ettiği kurallardır. Dolayısıyla, yasaların temel hak ve hürriyetleri esas alması ve toplumun rızasına dayanması şarttır. Oysa kanun devleti tamamen yöneticiler üzerine bina edilmiştir. Kanun devletinde bireyi aşan kollektif unsurlar her zaman çok daha önemlidir. Bu anlamda millet, devlet, cemaat, vatan, ordu, bürokrasi, parti, şef, lider, önder, emir gibi unsurlar bireylerin mutlak anlamda üzerinde yer alır. Yöneticiler gücünü ve meşruiyetini ne hukuk devletinde olduğu gibi hukuktan ve halkın rızasından, ne ideolojik devletlerde olduğu gibi bir ideolojiden ne de teokratik rejimlerde olduğu gibi bir dinden alırlar. Güçlerinin tek kaynağı vardır; o da devlet otoritesidir

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi hukuk devletinin temeli evrensel temel hak ve özgürlüklere dayanması ve gücünü halkın rızasından almasıdır. Dünyanın hiç bir ülkesinde çalışanlar ile emekli maaşları (özellikle kamu emeklisi) arasında emekliler lehine böyle bir fark yokken yalnızca kamudan emekli olan belirli bir kesime ayrıcalık tanıyan böylesi bir çarpık sistemi savunmak ve bunu Hukuk devletinin temel ilkeleri arasında olan evrensel temel hak ve özgürlükler ile bağdaştırmaya çalışmak ve buna halkın rızası olduğunu iddaa etmek ferasetli bir davranış olmasa gerek.

Hukuk devleti olgusu yanında kamu hukukunda muktesap hak(kazanılmış hak) olmadığını Türkiye Cumhuriyeti siyasetinde hukukçu ünvanına sahip biri Doçent iki değerli siyasetçinin örtüçen açıklamaları ortaya koymuştur. AKP eski Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin 7 yıl olacağı ve bu sürenin sonunda da yeniden aday olabileceği şeklindeki yasal değişikliklerle ilgili olarak, `Bu bir hukuki tefsir olur, benim bu tefsire girmem siyaseten mümkün olmaz. Ama bana yine hukuk fakültesinde basit bir şey öğretmişlerdi, `Kamu hukukunda müktesep hak olmaz` demişlerdi` dedi. Öte yandan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, Cumhurbaşkanı'nın görev süresine dair görüşü; bu görüşünü ifade ederken kullandığı cümle, Dengir Fırat'ınkiyle bire bir örtüştü. Baykal'ın Star TV'de Uğur Dündar'a verdiği yanıt ise şu: 'Bir hukuk fakültesi mezunu olarak söyleyebilirim ki, kamu hukukunda kazanılmış hak olmaz.' Baykal ayrıca çarpıcı bir örnekle konuya yaklaşarak olağanüstü savaş halinde askerlik süresinin uzatılmasına kazanılmış hak gerekçesiyle karşı çıkılmaz demiştir. Bizde de benzer şekilde “olağanüstü ekonomik ve mali kriz ortamında yalnızca yüksek (3000 TL üzeri) emekli maaşlarından yapılacak kesintiye kazanılmış hak kisvesiyle karşı çıkmak olamaz” diyerek makaleme son vermek istiyorum.

Günün Sözü: 'NALINCI KESERİ OLMA HEP BANA HEP BANA, RENDE OLMA HEP SANA HEP SANA,TESTERE OL BİR SANA BİR BANA'...

Bu haber 237 defa okunmuştur

:

:

:

: