Senaryo aynı aktörler farklı

Bir haftalık ayrılıktan sonra sizlerle yeniden buluşmak güzel. Bu bağlamda “Objektif” köşesinin tüm okuyucularına yeniden merhaba.
Bir haftalık ayrılıktan sonra sizlerle yeniden buluşmak güzel. Bu bağlamda “Objektif” köşesinin tüm okuyucularına yeniden merhaba. Sizlerle bu köşede olmadığım kısa sürede, ülkemizdeki gelişmeleri takip etmeye çalıştım. Bu süreçte siyasi alanda çok önemli gelişmeler yaşandı. Zaten bizim ülkemizde yaşanan gelişmeler sadece siyaset ve siyasilerle ilgilidir. Siyasiler her daim gündemdedir. Fakat ne acıdır ki siyasilerimiz, önemli yasaları, kanunları günlük yaşamı kolaylaştıran, toplumun faydasına olacak kararları alarak değil hükümet olmak, hükümette kalmak, bakan olmak gibi günlük politik çıkarlar için yaptıkları ile gündeme gelirler.

Geçtiğimiz haftanın ilk günlerinde siyaset gündemine önce ÖRP milletvekili Sayın
Mustafa Gökmen’in yaptığı açıklama düştü. Sayın Gökmen UBP’nin bir koalisyon
girişimine yönelik adımlar atmaması halinde hükümetin meclisteki nisap sağlama
konusuna yardımcı olmayacaklarını açıkladı. Yani koalisyon ortağı olmak isteyen ve
hükümetin her kararına olumlu oy veren ÖRP artık bunun karşılığını almak istediğini açıkladı. Bu açıklamanın hemen iki gün sonrasında DP milletvekilleri Sayın Hasipoğlu ve Sayın Tancer’in istifa haberleri ve UBP saflarına katılacakları dedikodusu durgun seyreden siyaset
gündemini allak bullak etti. Hemen ardından UBP yetkili organları koalisyon kurulması için yetki kararını üretti. Aslında bu film çok değil yaklaşık dört yıl önce yine sahnelenmişti. Dört yıl önceki filmin sadece aktörleri farklı idi. CTP ve partilerinden ayrılan bir kısım milletvekilinin oluşturduğu ÖRP koalisyon hükümeti kurmuştu.
Bugün sahneye konan filmin aktörleri farklı ama senaryo ayni. Kimse kusura bakmasın, ayrılıklar fikirsel anlaşmazlılar olabilir. Kurulan ortaklıklar zaman içerisinde bozulabilir. Ama böylesi bir ortamda partilerinden ayrılan ve başka partilere katılan vekillerimize toplumun bakış açısı hiçte hoş değildir. İnsanlar kendilerini kandırılmış hisseder, kendi temsil yetkilerini verdikleri vekillerin sadece kendi çıkarlarını düşündükleri fikri ortaya çıkar.

Peki, UBP daha önce eleştirdiği ve meclisi aylarca boykot ettiği böylesi bir oluşuma gerek duyar mı? Neden kendisine koşulsuz destek veren ÖRP ve son seçimlerde birlikte hareket ettiği DP’yi koalisyon kurmak için tercih etmez. Öncelikle DP’ ye karşı AKP’nin tavrı açıktır. Denktaş soyadı AKP’nin KKTC’deki siyaset arenasında en son tercihtir kaldı ki Sayın Serdar Denktaş’ın son dönemlerde ülkemizdeki siyasi yapı ve Türkiye ile olan ilişkilerle ilgili yaptığı öz eleştiriler de belikli Ankara da rahatsızlık yaratmış. ÖRP de siyasi ortak olarak kabul edilmeyecektir.
ÖRP ile koalisyon ortaklığı düşüncesi seslendirilerek mecliste nisap sağlanmış ve ÖRP’nin desteği ile istenilen kararlar hayata geçirilmiştir. Yani UBP’nin ÖRP’ye ihtiyacı kalmadı. ÖRP’nin tercih edilmemesinin sebebi de ÖRP’nin ve tabi ki genel başkanı Sayın Avcı’nın Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortaya koyduğu yaklaşım ve bugünkü saray yönetiminden kabul görmemesidir. Tüm bunların yanında önemli olan başka etkenlerde, UBP’nin tek başına iktidarda kalması, başbakan Sayın Küçük’ün kurultaya daha güçlü ve partiyi tek başına iktidara taşıyan genel başkan olarak girme isteğidir de ayni zamanda. Bu istifalardan sonra DP elbette olumsuz etkilenecektir. ÖRP de ayni durumdadır. Güçlü tabanı olan partiler bir sonraki seçime daha güçlü ve daha organize bir yapıyla girmelidirler. Ve artık genç isimleri parti yönetimlerine katıp halkın karşına çıkarmalıdırlar. Kişiler gelip geçicidir. Kurumlarsa
kalıcıdır. Çünkü kurumların gerçek sahibi toplumdur.

Siyasette yaşanan bu gelişmeler sadece ÖRP ve DP’yi etkilemeyecektir. Daha önceleri partilerinden istifa eden mecliste bağımsız olarak yer alan diğer milletvekilleri de oluşacak yeni yapıdan etkilenecektir. DP den ayrılan Sayın Ejder Aslanbaba’nın UBP’ye katılımı her an için bekleniyor. Fakat Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde UBP’den ayrılan ve bağımsız olmasına rağmen hükümetin her kararına onay veren Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun UBP’ye dönüşü de bana göre zorlaşmıştır. Bu yaşananlar bize ne kazandırır. Tabi ki hiçbir şey. Tek kazançlı çıkacak olanlar, hükümet olacak olanlar, bakan olacak olanlar siyasi hayatının devamını sağlayacak olanlar. Bu olayların toplumsal etkisi nasıl olacak. En başta siyasilere olan güven daha da sarsılacak. Bu noktada kendi düşüncelerimi seslendirecek olursam: Bu ülkenin 50 kişiyi ve onların yarattıkları olumsuzlukları tartışarak harcayacağı daha fazla
zamanı yoktur. Siyaset kurumunun, hükümetin önceliği toplumun sorunlarını çözmek olmalıdır. Hangi partinin iktidar olacağı, kimin başbakan, bakan olacağı değil sorun çözen
mekanizmanın nasıl hayata geçirileceği öncelik kazanmalı. Elbette topluma da önemli
görevler düşüyor. Siyasetin kirlenmesi ve etik olmayan girişimlerin yapılması karşısında toplum elindeki seçme erkini etkin bir şeklide kullanmalıdır.
Bu haber 533 defa okunmuştur

:

:

:

: