‘Tembelsiniz’ mi dediniz?

İşin aslı ben de öyle düşünürdüm eskiden… Yani Kıbrıs, otuz yaşında emekli olan ve çalışmayı sevmeyen sülalemden ibaret sanırdım eskiden.

İşin aslı ben de öyle düşünürdüm eskiden…
Yani Kıbrıs, otuz yaşında emekli olan ve çalışmayı sevmeyen sülalemden ibaret sanırdım eskiden.

Kıbrıslılar tembeldir klişesinden bahsediyorum.
Çocuk işten çıkıyor antrenmana gidiyor hem okulu için üç beş kuruş para toplayacak hem de sağlam kafa sağlam vücutta bulunacak. Oradan çıkıyor akşam düğünlerde çalmaya gidiyor. Müzik ruhun gıdasıdır, aşçısı olursan bambaşkadır. Sonra sabah yeniden gazeteye geliyor. Alın size bir Kıbrıslı…

Yarım ağızla işinizi yapmamak için direnen bir memur hafta sonu Güney’e geçip ikinci bir iş yaparak villasına havuz, oğluna BMW, kızına yurtdışı eğitim imkanı sağlıyor. Alın size bir Kıbrıslı daha…

Adam televizyoncu, sabah erken kalkıp part-time işe gidiyor. Öğlen çıkıp AB fonlarından kopardığı paranın hakkını verebilmek için harala gürele ‘iki toplum’ koşturuyor. Akşamları da yurtdışında yayım yapan bir dergiye Kıbrıslı haberler geçiyor. Aha bu da Kıbrıslı…

TELEVİZYONDAKİ HATUN KİŞİLER

Mozambik ve Uruguay hariç başka bir ülkede bu işi yapıyor olsalar bırakın ekranı tüm gün işgal etmeyi kapısından geçmeyi onur sayması gereken tipler var maalesef az gelişmiş toplumun çok geliştiğini zanneden medyasında. Kadın-erkek bir sürüler ama bugünkü mevzu medya leşkeri hatun kişiler. Ekranlara çıkıp can sıkıyor, eğlenceme meze oluyor, zaman zaman da cinlerimi tepeme topluyorlar.

Bir de üstüne kendilerini ‘bilirkişi’ ilan ediyorlar.
Kimi çapı doğrultusunda karşısına oturttuğu konukla cilveleşip insanı cinsiyetinden tiksindiriyor; kimi ekranda kapladığı çapla televizyoncuda olması gerekenler kitabının 1’inci altın kuralını ihlal ediyor.

Kedi miyavlaması sesiyle soracağı soruyu aklında dahi tutamayan akıllı hemcinslerim ekranda nasıl göründüklerine dair beş dakika kafa yormuyor. İzleyicinin zevkine ot tıkıyor. Konuk ettikleri kişinin otoritesine göre cıvıklık ölçüsünü değişken tutan bu ablalar bu işin nasıl yapılmaması gerektiği konusunda da ciddi örnekler teşkil ediyor.

İşte bu yazı da bu yüzden yazılıyor. Kendilerine bir nefer, bir ilham kaynağı olabilmek adına…

GEL DE KUSMA

Basın çalışanlarının acınası bir yanı da reklam verenlerin ya da verecek gibi yapanların kendilerini gazetenin ve dünyanın sahibi zannedip havalara girmesine şahit olup ‘gık’ edememeleridir. Katılmak zorunda bırakıldığınız yemekli basın toplantılarında ağzına kadar doldurduğunuz tabağı boşaltmaya çalışırken fonda gezinen mal sahibinin değirmen faresi heybetiyle yaptığı konuşmaları fazlasıyla ciddiye alıyor gibi gözükmek de ayrıca bir meziyet ister. Bazı aklı çok meslektaşlarınızın, büyük paralar dökerek ülkeye ‘fayda’ sağlayan sermaye sahipleri karşısında düzdükleri methiyeler de ağzınıza tıkmaya çalıştığınız lezzet sepetlerini midenize sallandırmanıza büyük engeldir. Her gittiğimde bin pişman bin utanç içinde döndüğüm mabedimde gelecek bir reklam için telefonumun çalmasını beklemek de hem benim hem bu işin iki yüzüdür.
Bu haber 1964 defa okunmuştur

:

:

:

: