Barışmış!
Özgürlükmüş!
Hangi barış? Kim özgür?
Az bileni inandırabilir de, çok bileni güldürür bu sözler.
1 Eylül: Büyük gün!
2. Dünya Savaşı’nın başlangıç günü olarak kabul edilen günü Dünya Barış Günü ilan edip onu kutlamak, sonra da “Savaşlarda artık insanlar ölmesin!” demek ne kadar gerçekçi, ne kadar dürüst, ne kadar etik?
El alemden bana ne desek, dünyayı boş verelim desek de Kıbrıs’a dönsek; kendi yurdumuzda da göstermelik barış kutlamalarından geri kalınmadığını görüyoruz.
Eksiksiz kutlamalar.
Hiçbir ayrıntının es geçilmediği kapsamlı etkinlikler.
Tek bir yıl bile Dünya Barış Günü es geçilmeden.
En güzel barış şarkıları ve en derin barış söylemleri ile hem de…
Çok samimiyetsiz buluyorum artık!
***
Barış göreceli değildir!
Barış dediğiniz şey insan sevgisini de içinde barındıran, önce yaşadığı yurdundan başlayarak, tüm dünyayı sevmektir.
Barış daha fazla sahip olma, başkalarınınkine göz dikme, dünyayı paylaşma uğruna bir birini öldürmek değil, kılına zarar vermeyi bile düşünememektir!
***
1 Eylül’ü kutladık. Çok iyi niyetli olduğundan hiç şüphem olmayan insanlar da oradaydı, orada olmaktan çıkar umanlar da. Ve hatta orada olanları fişlemek için gidenler de… Kozmopolit bir gruptu anlayacağınız. Birbirini yan gözü ile süzüp,”Bu da barış istiyor mu acaba?”diyen bir grup hayal edin. Öyle bir grup ki, büyük bir kısmı bir sonraki 1 Eylül’e kadar barış için tek bir adım bile atmayacak bir grup.
Dünya Barışı elbette bizi ilgilendirir. Dünya barışı elbette Kıbrıs’taki barışı da etkiler. Ancak yurdumdaki barış beni her şeyden çok ilgilendirir.
Barışın adını değiştirip “çözüm” koymuş olan bizler, Kıbrıs sorununu çözdükten sonra neyi planladığımızı biliyor muyuz? Ne bekliyor bizi ve adamızı şu ulvi çözümden sonra: hani her yılın sonuna kadar olması beklenen çözüm… Hani halkın da kafasını allak bullak eden çözüm… Hani bir defasında %70 ile “Çözüm ve Barış” barış isteyip, 5 yıl geçmeden “çözümsüzlük çözümdür” diyen bir halkın çözümü…
Kararsız ve öngörüsüz bir halkın, küçük bir proto tipi de her yıl 1 Eylül’de bir araya geliyor. Yalnız değil elbet; Güney’den gelen kutlamacılarla(!)
***
Dünya Barış Günü bu yıl da sona erdi. En anlamlı barış şarkıları katılımcılar eşliğinde söylendi. Ses uzaya doğru yükseldi ve atmosferde kayboldu… Yine barışa dair bir katkısı olmadı 1 Eylül’ümüzün. Daha çok 1 Eylül’ler var. Bu defa olmadıysa bir dahaki sefere olur. Ne acelemiz var ki? Çocuklar büyüyor, yaşam sürdürüyor ve yaşamlarını noktalıyorlar. Ama insanlar hiç bitmiyorlar ki. Ninem ve dedem bu barışı göremeyip göç ettiler dünyadan; annem ve babamlar da çabaladılar; olmadı. Şimdilerde ben çabalıyorum ve bu çabayı kendi oğluma öğretiyorum. Belki o da kendi kızına-oğluna öğretir, belli mi olur?
“Yapanla yıkan avaracı kalmaz” diye bir söz vardır, hepimizin bildiği. Kıbrıs’ta barışı inşa eder gibi yapıp edemeyenler, çözümü istermiş gibi görünüp çözümsüzlüğü besleyenler oldukça bu toplumda kimsenin “avaracı” kalmayacağı açık…
***
1 Eylül Dünya Barış gününün henüz yeni geçtiği, coşkuyla Dünya Barış Gününü(!) kutladığımız şu günlerde, çözümsüzlüğün ve barış düşmanlığının 30’dan fazla yıldönümlerini kutladığımız(!) bu yıllarda açıkça görünen bir şey var ki: Barış istemi ve barışçıl istemlerin tümü yalnızca söylemden ibaret kalıyor. Hatta bu söylemleri dile getirenlerin kaçta kaçının gerçekten, hissederek, kaçının ise iki yüzlülük ile söylediğinden şüphe etmeliyiz…
***
Geçmiş Dünya Barış Günününüz kutlu olsun.