Başbakanlık ve İşçi Partisi liderliğinden uzaklaşmasının üzerinden 3 yıl geçmiş olmasına rağmen hala gündemdeki yerini koruyan Tony Blair, ‘A Jorney’ – ‘Bir Yolculuk’ kitabıyla da kendinden söz ettirdi.
Kitap piyasaya çıkmadan önce gelirini İngiliz gazilere yardım eden Royal British Legion adlı kuruma bağışlayacağını açıkladığında, özellikle çocukları Irak’ta ölen ailelerin sert tepkileriyle karşılaşan Blair, Gordon Brown ve Prenses Diana hakkında yazdıklarından dolayı da çok eleştiri toplayacak gibi görünüyor.
Başbakanlığı dönemindeki anıları ve özellikle Irak’ın işgaliyle ilgili savunmalarının başını çok ağrıtacağı söyleniyor Blair’in.
Kitap henüz yayınlanmadan önce söz konusu bağış nedeniyle Blair, “kan parası ödedi” suçlamalarına hedef oldu çünkü.
Oğlunu Irak’ta kaybeden Carol Jones, Independent gazetesinde yayınlanan mektubunda, Blair’in gazilere hediye edeceği parayı “kan parası” olarak nitelemişti.
Acılı anne bununla da kalmayıp, “eğer Tony Blair gençlerimizi yasadışı bir savaşa göndermeseydi, onlar bugün hala hayatta olacaklardı. Blair herşeyi kendisine sakladı, peki niçin bu kan parasını da kendisine saklayamadı? Ya da niçin bu parayı Pakistan’a bağışlamadı? Onun parasını istemiyoruz” diyerek belki de Blair’e karşı en yakıcı tepkiyi gösterdi.
Kitabında Irak kararından pişmanlık duymadığını ve özür dilemeyeceğini savunurken, ölen askerlere gözyaşı döktüğünü yazan Blair’e inanan kaç kişi çıkar bilinmez ama adı geçenin hala ısrarla yanlışını savunuyor olması, gözyaşlarının kalbini pek etkilemediğini gösteriyor.
Blair’in, “sevdiğim ülkeye (uzun) bir mektup” olarak tanımladığı kitabında, iç politika konularına değinirken, rakibi ve halefi Gordon Brown'ı “duygusal zekâsı sıfır olan, zor ve can sıkıcı bir adam” olarak tanımlaması, dış politikada olduğu gibi iç politikada da çelişkiler yaşayan bir politikacı olduğunu ispatlıyor.
“Duygusal zekâsı sıfır” olan bir “yoldaş” ile aynı kabinede on yıl boyunca, üstelik ülkenin ekonomisini ona teslim ederek birlikte nasıl görev yapar bir başbakan?
Kitabın yayınlanan özetlerinin de ortaya koyduğu gibi Tony Blair kendi içinde çelişkilerle dolu biri aslında.
Irak konusunda olduğu gibi halefi Gordon Brown ile ilgili sarf ettiği, “Açıkçası zordu... Neredeyse imkânsızdı. Ama hükümette birlikte çalıştığımız zamanların büyük bölümünde önemli bir güç kaynağıydı. Brown zor, hatta zaman zaman insanı deli eden biri miydi? Evet. Ama aynı zamanda güçlü, yetenekli ve parlaktı. Bu niteliklerine her zaman saygı besledim” sözlerinde rastlanan birbirinin zıddı yargılar Blair’in çelişkilerini iyice ortaya seriyor.
Brown için, “duygusal zekâsının sıfır olması yüzünden başbakanlık işini yürütemeyeceğine inandığını” söylemesi de çelişkili durumunu Blair’in “araf” halini özetliyor aslında. Ne cennete ne de cehenneme gitmeme durumu bu yani.
Bir insan için hem “zor ve imkânsız” hem de “önemli bir güç kaynağı” tanımlaması eski başbakanın kitabı yazarken kafasının net olmadığını gösteriyor.
Tony Blair yaklaşık üç yılda kaleme aldığı ve Başbakanlığın bulunduğu ‘Downing Sokağı 10 Numara’ da geçirdiği yılları anlattığı kitabında, 1997 yılında Paris’te bir trafik kazasında ölen Prenses Diana ile ilgili anılarına da yer veriyor... Blair, “Her erkek gibi, güzel bir prensese duyduğu hayranlığını” saklayamadığını belirttiği Diana’yı “Bir dönemin ruhunu özünde taşıyan, avucunda tutan, tanımlayan bir insandı. Olağanüstü dikkat çekiciydi” sözleriyle övüyor da…
Aynı zamanda, “Prenses Diana'nın sağı solu belli olmayan bir meteor gibi yaşayan çılgın duyguların kadını” nitelemesiyle eleştiriyor da.
Prenses’in birlikte olduğu Dodi el-Fayed ilişkisini ise “tedirgin edici ve sorunlu” bulduğunu, hatta Prenses’e eleştirilerini ilettiğini de açıklıyor Blair.
Eylül ayının ilk günü okurla buluşan kitap için yayınevinin daha yazılırken 7,5 milyon dolar ödemiş olması, Blair’in anılarıyla bile hala “altın yumurtlayan tavuk” olmaya devam edeceği yorumlarını beraberinde getirdi.
Ölen askerler için akıttığını söylediği gözyaşı, ve gazilere yapacağı bağış, Irak’ın işgaliyle aldığı ahları temizlemeye yeter mi bilinmez ama, kendi anılarında bile Araf’ta kalan Blair, ciddi bir para da kazanmış olacak.
Kaybettiği gönüllerin yerini tutmayacak bir paradır bu.