1974 sonrası oluşturulan sistemin bugün ağır aksak gitmesi, ekonominin sürdürülemez bir yapıda tıkandırılması, insanların üretimden kopartılarak devletin kamu sistemine amalgane edilmesi, toplumun malı olan kurum ve kuruluşların “özelleştirme” kisvesi altında yabancı sermayeye peşkeş çektirilmesi...
1974 sonrası oluşturulan sistemin bugün ağır aksak gitmesi, ekonominin sürdürülemez bir yapıda tıkandırılması, insanların üretimden kopartılarak devletin kamu sistemine amalgane edilmesi, toplumun malı olan kurum ve kuruluşların “özelleştirme” kisvesi altında yabancı sermayeye peşkeş çektirilmesi, turizm politikaları diye diye yurdumuzun topluma ve devlete ait arazilerinin hiçbir etkin katma değer yaratmayacak şekilde casinolu otel yatırımcılarına devredilmesi, insan kaynakları planlaması yapılmadan ve çağdaş bir nüfus politikası gütmeden vatandaşlarımızın vasıfsız insanlar olarak yetiştirilmesi ya da vasıflı olarak yetiştirilenlere de iş olanakları yaratılmaması ve ülkeden göçlerin yaşanmasına seyirci kalınması, siyasal, ekonomik ve toplumsal yapılarımızın yara alması ve hatta içinden çıkılamaz boyutlara sürüklenmesinin baş mimarlarından olan UBP sanki de dün kurulmuş bir parti gibi bütün hatalarından arınmış bir muamele de bekleyerek başta kendi yarattığı sorunlara “sözde” çareler üretir gibi görünen bir pozisyon almakta ve farklı bir zeminde hem insanları yalan politika ve vaatleri ile kandırmaya devam etmekte hem de ülkeyi “tarumar” etmekten de hala geri durmamaktadır!
2009 Nisan ayında iktidara gelirken halka söylediği yalanları, sendikalara imzaladığı ancak tam tersini uyguladığı protokolleri, CTP-BG’ye attığı iftiraları açacak değilim burada yeniden; buna bu yazıda hem gerek yok hem de zaten bunları artık herkes de biliyor. UBP genel başkanları Sayın Eroğlu’nu CB yapmak için yalan politikalarını ve uzatmalı güler yüzlerini devam ettirdiler seçimlere kadar. Ardından yerel yönetim seçimlerini de fırsat bilerek azınlığa düşmüş olan hükümetlerini de sağı solu koalisyon kuyruğunda bekleterek ve yasalarda desteklerini alarak sürdürdüler. Yerel seçimler sonrası da “güya koalisyon kurma çalışmaları” adı altında partilerle görüşmeye başladılar.
CTP-BG, daha ilk günden tavrını net bir biçimde ortaya koymuş ve özellikle son 2 yıllık yalan ve iftiracı politikaları ile halkı kandırmış olan bir UBP’nin her şeyden önce halkımız ve CTP-BG’ye karşı büyük bir özür borcu olduğu, CTP-BG’ye karşı da özeleştirisini verme sorumluluğu bulunduğu da hatırlatılarak koalisyona girme gibi bir durumun olamayacağı hem kamuoyuna hem de kendilerine bildirilmiştir.
UBP mecliste bağımsız olarak duran 4 milletvekilinden 3’ü ile görüşme yapabileceği gibi, üyeliğinin düşürülmesi için parti disiplin kuruluna verilen ancak bu konuda bir karar üretilmeyen Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun da desteğini alabilir ve azınlık hükümetini bugüne kadar nasıl sürdürdüyse sürdürebilir. Elbette isterse koalisyon kurmak için siyasi partilerle de görüşebilir. Gerçi DP 3 milletvekilinin istifasından sonra UBP ile bir koalisyonu düşünmediğini açıkladı ama ÖRP ve TDP ile de koalisyon görüşmeleri için zemin yoklanıyor ve hatta pazarlıklar da yapılıyor.
“Peki, ama hükümet kurma görüşmeleri yapabilmenin bir zemini mi var ki UBP bu görüşmeleri sürdürüyor” diye bir görüş koyan Sayın Mehmet Davulcu’ya bir kulak verildiğinde, aslında ne kadar da haklı olduğunu teslim etmek gerekmez mi acaba Sayın Davulcu’nun? Sevgili okurlarım şu anda istifa etmiş bir hükümet var mı? Yok!.. Peki, hükümete güvenoyu verilmemiş mi? Verilmiş! Ortada bir güvensizlik oylaması mı var? Yok!.. Peki, Sayın CB Eroğlu Sayın Küçük’e ya da bir başkasına hükümeti kurma görevi mi verdi? O da yok! Peki, öyleyse, meclisten güvenoyu almış bir hükümetin başbakanı olarak neye istinaden görüşüyor Sayın Küçük partilerle ve milletvekilleri ile? Bu her şeyden önce halkın en yüce kurumu olan meclisimize, hükümete güvenoyu sağlamış milletvekillerine bir saygısızlık ve yasalara karşı da usulsüzlük olmuyor mu?
Aslında UBP’de değişen bir şey yok sevgili okurlarım. Dünya değişiyor, ülkeler ve insanlar değişiyor ama UBP aynı UBP. Varsa da yoksa da hükümette kalmak ve kimin hangi koltukta oturacağının kavgasını yapmak. Görünen o ki UBP 11 Aralık’taki kurultaylarına kadar bu azınlık hükümeti ile sağa sola boncuk dağıtarak gidecek ve ardından da o günkü şartlarda kendilerinin politikalarına en uygun neyse onu yapacaklar. Gerisi sadece havanda su dövdürmek! Ekonomi daralmışmış, insanlar mutsuz ve huzursuzmuş UBP’nin ne umurunda!