Çocuklarınızı seviyor musunuz?

Ülkemizde son yıllarda ortaya çıkan ihtiyaca paralel olarak hızla apartman inşaatlarının arttığını ve gitgide daha yüksek binalar yapıldığını görmekteyiz.

Ülkemizde son yıllarda ortaya çıkan ihtiyaca paralel olarak hızla apartman inşaatlarının arttığını ve gitgide daha yüksek binalar yapıldığını görmekteyiz. Herkesin gözü önünde yangın ve deprem merdiveni olmadan ve hatta hiç temel kazılmadan yüksek katlı apartmanlar inşa edilmekte ve müteahhitler ise pek çok ülkeye göre daha büyük paralar kazanarak bunları satmaktadırlar. Mimar değilim ama bu durumun doğru olabileceğine inanmak istemiyorum. Bir yetkili (Hükümet, Belediyeler Birliği, Mimar Mühendis Odaları veya Müteahhitler Birliğinden) bu konuyu izah ederse herkes gibi bende öğrenmiş olurum. Eğer kaygılarım doğru ise birinci derece deprem kuşağında olan Kıbrıs adasının kuzeyinde inşaat izni veren,bu işten para kazanan ve denetlemesi gereken belediyelerin mimar mühendis odalarının bu sorumsuzluğuna ne demeli? İtfaiye merdivenlerinin ortalama 4. Kata kadar ulaştığını düşünürsek olası bir yangında veya bir depremde o apartmanlarda yaşayanlar ne olacaklar? Göz göre göre yanacaklar mı, ya da ezilerek ölecekler mi? Bir durumun farkına varan bir vatandaş olarak ilgili birimlerin en üst düzey yetkililerini defalarca uyardım, uyardıklarım yasal zorunluluk olmadığını söylediler veya diğer kurumları sorumlu tuttular ve hiçbir şey yapamayız dediler, inanılır gibi değil ama kendilerini bu konuda mesul hissetmiyorlar, kısacası kimse umursamadı ve kendileri ile ilgisi olmadığını söylediler. Böyle bir anlayış hangi modern ve bu kadar yüksek eğitim oranı olan bir ülkede olabilir? Sivil toplum örgütleri neden kurulur ya da kuruluş amaçları sadece makbuz kesip para almak mıdır? Bende bir sivil toplum örgütü üyesi hatta yöneticisi olarak bunu anlamak istiyorum ama bir türlü anlayamıyorum doğrusu. Diyelim ki bu kuruluşların başındakiler hatalı, peki üyeler nerede o zaman? Bu kadar vurdumduymazlık olabilir mi? Eğer yasal boşluk var ise neden hükümete gidip; Ey hükümet bu konuda bir yasaya ihtiyacımız var, bir çalışma başlatın bizde katkı koyalım ve bu sorun ortadan kalksın demeleri gerekmez mi? Tabii ki gerekir, sivil toplum örgütleri politik olmazlarsa ve de hep bana demeyip ülke olarak resmin bütününü görmek isterlerse bu sorunlar bir günde biter. Ama bizimkiler bırakınız çözüm üretmeyi birde neden yazıyorsun diye tepki gösterirler. Hükümetlerine önemli enerjisi kaynaklarından bir tanesi de sivil toplum örgütleri değil midir? Tabii ki konunun altında yatan ana sebeplerden bir tanesi olsa olsa yangın merdiveninin maliyetidir ki bu oran % 1-2’yi geçmez, bir diğer sebepte bu iş devam edebildiği kadar etsin bizde ses çıkarmayalım, nasıl olsa hükümet de işin farkında değil, biz toplum ve hükümet uyanana kadar kazanmaya devam edelim anlayışı olabilir ancak. Peki bir yangın olup bir facia ortaya çıkarsa ne olacak?
Ülkem varsa bende varım demedikçe, içtenlikle ben KKTC vatandaşıyım ülkemi seviyorum, ülkemle gurur duyuyorum diyemedikçe sorunların üstüne gidebilmek, çözüm üretmek ve resmin bütününü görmek mümkün değildir. Nitekim toplumun neredeyse tamamı birbiri aleyhinde doğru olup olmadığına bakmaksızın konuşabilmektedir. Ancak gelinen noktada sonuca bakarsak ülkede bilhassa hizmet sektöründe iş yapabilecek pek çok genç boş gezmelerine rağmen çalışmamakta, istediğine uygun iş bulamadığından çoğunluğu masterli olmasına rağmen tekrar kariyere yönelmekte daha sonra yine keyfine uygun bir iş olmayacağından boş ve amaçsız bir hayata adım atmaktadır. Ülkede pek çoğu haksız yere olan(bazıları haklı) her konuda Türkiye aleyhinde konuşulur ve suçlanırken hiç kimse Türkiye’nin tatilleri konusunda ses çıkarmamakta ve ittifakla desteklenmektedir. Bugüne kadar sadece izinler konusunda hiç grev olmadı diyebilirim. Aslında en doğru konuşmayı bir arkadaşım yapmaktadır; Kıbrıs Türkleri şerbetlidir,bize bir şey olmaz kimse geleceğinden kaygılanmasın diyor ve devam ediyor; 1960 a kadar İngiltere bakmak zorunda kaldı,1960 tan sonra Kıbrıs Cumhuriyeti baktı,1974 ten sonrada Türkiye bakmak zorunda kaldı ve bakmaya devam ediyor,yakında Allah kerim AB bize bakmak zorunda kalacak,gönlünüzü ferah tutun diyor ve buna inandığını söylüyor. Peki, 21. asırda bu yapılanlar doğrumudur? Hayatta para kazanmaktan daha önemli şeyler yok mudur? Hükümete sesleniyorum! Bir an önce eğer gerekli ise ihtiyaca uygun yasal düzenlemeleri yapınız. En azından bundan sonraki dönemi kazanalım ve bu saçmalık son bulsun.

Bu haber 381 defa okunmuştur

:

:

:

: