Türkiyeli-Kıbrıslı davası tehlikeli virajda

Bazen ufacık bir hareket. Kimsenin aldırmaz dediği bir mimik veya söz arkasında fırtınalar yaratır. TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, KKTC Başbakanı İrsen Küçük’e ‘senin maaşın ne kadar? Ya Banka Müdürünün maaşı ne kadar?’ diye sormasının yarattığı fırtınanın şiddetini sanırım şimdilerde daha çok hissetmeye başladık.

Bazen ufacık bir hareket. Kimsenin aldırmaz dediği bir mimik veya söz arkasında fırtınalar yaratır. TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, KKTC Başbakanı İrsen Küçük’e ‘senin maaşın ne kadar? Ya Banka Müdürünün maaşı ne kadar?’ diye sormasının yarattığı fırtınanın şiddetini sanırım şimdilerde daha çok hissetmeye başladık. Önceleri ‘alıştık artık ne yapalım’ diyerek yapılan harekete boş verdik. Elçinin, hatta TC Yardım Heyeti’nde çalışan bir bürokratın bizim bürokratları fırçalamasını da es geçtik. TC Büyükelçileri’nin bizim bazı Bakanları, Elçiliğe çağırıp birçok konuda ‘Köpeğin münasip yerine’ sokup çıkartılmasını çoktan umursamamaya başladık. Hele hele ismi lazım değil, Türkiyeli bir Bakanının, Mehmetçik Belediyesi’ne ait arazi üzerine inşaat yapan Artemis Otel’in işgal ettiği yer için bizim bakana ‘Halledin’ dedikten sonra bizim bakanın ‘Bakarız efendim’ demesine kızarak bakarız, ‘Halledeceksin’ diyerek emir vermesini belleğimizden bile sildik. Ama yaşanan olaylara bakıp, fırçalama işlemlerinin üst makamlardan alt makamlara indirgendiğini görünce ‘Eeee yeter artık’ demekten başka çaremizin kalmadığını da söylemek isteriz.

Türkiye’nin önde gelen isimlerinin sürekli azarladığı bizim takımın ses çıkartmamasını fırsat bilen ve topumuzu ‘Tembel ve Asalak’ ilan eden sözüm ona Türkiye’nin önde gelen gazetecilerinin salvo atışı gümrüklerde meyvelerini vermeye başladı. Aşağılanmaların yanı sıra Türkiyeli – Kıbrıslı davasının bu denli hızlı büyümeye başlaması, tehlike tohumlarının filiz atmaya başladığının da bir göstergesidir.

Geçtiğimiz hafta içerisinde Tanju Hoca’nın 10 -11 yaş dans – folklor grubu aileleri ile birlikte Ankara’ya gitti. Bizim oğlan da eski folklorculardan olduğu için çocuklara göz kulak olması için kafileye dahil edildi. Ankara’nın çeşitli yerlerinde yapılan gösterilerden sonra iş KKTC’ye geri dönmeye kaldı. Kafileye dahil olan ailelerden bir tanesi Türkiye kökenli KKTC Polisi olduğu için hem kendinin hem de çocuğunun Türkiye Vatandaşlığının yanı sıra KKTC vatandaşlığı da vardı. Çift vatandaş olan Polis, pasaport kontrol noktasına geldiği zaman TC Pasaport Polisi ondan çocuğu ile ilgili anneye ait ‘Vekâletname’ istedi. KKTC’den çıkarken böyle bir istemde bulunulmadığı için vekâletname almadığını dile getiren ve kendisinin de Polis olduğunu söyleyen Polis arkadaşımıza, bir başka ülkenin Polisi olsa bile meslektaş oldukları için daha saygılı olması gereken TC Polisi ne yaptı bilir misiniz? Asık bir surat. Kabul edilmez el kol hareketleri ile biz KKTC Polisi’nin nasıl çalıştığını biliriz. Vekâlet yoksa çıkışta da yok. ‘Ben Polis molis anlamam’ diyerek azarlama yolunu seçti. KKTC’deki amirini arayarak bir çıkış umudu bulmak için uğraş veren Polis arkadaşımız amirine ulaştıktan sonra bir meslektaşına bile nasıl davranması gerektiğini hala daha öğrenemeyen TC’li Polis Memuru’na dönerek; ‘amirim telefon hattında. Ya siz ya da amiriniz ile konuşmak istiyor. Mümkün mü?’ deyince kızılca kıyamet de koptu. ‘Burada amir yok. Amir benim ve konuşmakta istemiyorum’ diyerek, meslektaşını ters yüz etmekten de geri durmadı. O an telefon ile bana ulaşan ve yardım umudu arayan oğluma da ‘sen burada ne yapıyorsun’ diyerek itekleyen, Kıbrıs ağzıyla da söyleyeyim onu ‘Kaktıran’ Polise ‘bana dokunamazsın. Ben KKTC vatandaşıyım. Ayrıca Avrupa Birliği vatandaşlığım da var. Bana bu çeşitte muamele edersen seni ilgili yerlere şikâyet edeceğim’ diyen oğlumu bir süre daha itekleyen Polis Memuru’nun davranışını kabul edemem. Hava Limanı gibi gözde yerlerde görev yapan bu Polis Memurları fütursuzca böylesine davranış sergileyebiliyorsa, varın siz diğer yerlerdeki Polis memurlarının davranışının nasıl olacağını tahmin edin. Kıbrıs Polisi’nin nasıl çalıştığını biz biliriz diyen ve Polisimizi bir anlamda zan altında bırakan o Polislikten nasibini almayan ‘Voyvodaya’ ben, bizim Polisimizin durumuna gelmesi için ‘Yüz fırın ekmek’ daha yemesi gerektiğini söylemek istiyorum. Türkiye Polisi’nin hava limanlarında vatandaşlarımıza yaptığı uygulama bir değil. Beş değil. On hiç değil. Üstte ustaları fırça atar. Altta Polisi, odacısı azar yollar. Balık baştan kokar derler. Yok ben bu deyimi kullanmayacağım. İmam osurursa cemaat s.....ar diyeceğim. Hem de tuvalete değil işte böyle hava alanlarında başımıza s...ar. Evet, KKTC dediğimiz coğrafyada yaşayanlar Türkiyeli – Kıbrıslı yanlışlığına devam etsin. Hatta bir grup Türkiye kökenli vatandaşımız, Türkiyeliler partisi kurmaya çalışarak bu kavgayı daha fazla körüklesin. Ama körüklenen ateşin ormanı yaktığını görünce Hanya’nın Girit’te, Konya’nın da Türkiye’de olduğunu sanırım o zaman anlayacaklar. Bizi bölmeye çalışanların ekmeklerine Blue Band margarinin yanı sıra reçel de sürdüklerini işte o an görecekler. Görmesine görecekler ama Rum’un yapamadığını kendi elleri ile yaptığını görünce atı alanın ‘Üsküdar’ı’ geçtiğini ve Beykoz sırtlarında yol aldığını görünce işin vahametini işte o an anlayacaklar.
Bu haber 636 defa okunmuştur

:

:

:

: