Tabii ki, Türkiye hükümeti yatırımcısına zorla Kıbrıslı Türk yatırımcıyla ortak ol diyemez!..

Geçtiğimiz günlerde KKTC’de düzenlenen 2. Uluslararası Ekonomi Konferansı'na katılan Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklamaları ekonomik gerçekler açısından rasyonel ve yerinde bulunurken ekonomik olaylara etnik odaklı ideolojik bakanlar açısından üzücü olarak karşılandı.
Geçtiğimiz günlerde KKTC’de düzenlenen 2. Uluslararası Ekonomi Konferansı'na katılan Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklamaları ekonomik gerçekler açısından rasyonel ve yerinde bulunurken ekonomik olaylara etnik odaklı ideolojik bakanlar açısından üzücü olarak karşılandı. Sayın Şimşek’in bu yöndeki aşağıdaki açıklaması oldukça çarpıcıdır:

‘Tabii ki biz KKTC ekonomisini çok büyük ölçekte destekliyoruz. Bizim verdiğimiz desteğin daha çok yatırıma, ülkenin rekabet gücünün daha çok arttırılmasına, kamu hizmet kalitesinin yükseltilmesine daha çok harcanmasına tarafız. Ama maalesef geçmişte de bugünde de verilen desteğin çok önemli bir kısmı cari harcamaların veya maaşların ödenmesinde kullanılıyor. Ben bu öneriyi pek makul bir öneri olarak görmüyorum. Nedeni de şu: Özel sektörde zorla bir yatırımcıya başka bir yatırımcıyla ortak olun diyemezsiniz. Biz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gerekli mali desteği yapıyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti o mali desteği kullanmakta serbesttir. Mali desteği nasıl kullanacağı hususu, bunu yatırımları teşvikte mi kullanır, bunu başka alanlarda mı kullanır, o tabii ki kendi tercihlerinin belirleyeciği bir husustur. Ama biz üçüncü bir taraf olarak kalkıp yatırımcıların buraya gelmesini teşvik edeceğiz; bir de bu yatırımcıların burada mutlaka ortak olmasını sağlayacağız, bu çok makul değil’ dedi.

Sayın Şimşek’in yukarıdaki ifadelerinin arasında ekonomik kuramla birebir örtüşen tesbitler yapmak mümkündür. Şöyle ki, Türkiye Cumhuriyeti’nden gelen yardımların cari harcamalardan ziyade daha çok yatırıma, ülkenin rekabet gücünün daha çok arttırılmasına, kamu hizmet kalitesinin yükseltilmesine harcanmasının vurgusunu yapmaktadır. İşte bu vurgu özellikle dış yatırımcının hassas olduğu noktaları ortaya koymaktadır. Yani, ülkemizde yatırım yapacak kişi veya kurumlar yatırım ikliminin cazibesine göre hareket ederler. Eğer tüm şartlar eşitse, yatırım yapılacak yerin demografik, kültürel veya sosyal yakınlığı anlam taşıyabilir. Aksi takdirde, potansiyel yatırımcının yatırım yapacağı ülkeyi seçmede temel kriter yavruvatan-anavatan yaklaşımı olamaz. Bu ekonomik olguyu rahmetli Sabancı’nın “buz üzerine yazı yazılmaz” ifadesi özetlemektedir.

Ekonomik anlamda yatırımcılar rasyonel kabul edilmektedir. Yani, yatırım projeleri üzerinde karar verirken “risk-getiri takasını” esas almaktadırlar. Başka bir ifade ile, yatrımcıya cazip gelmesi açısından riski artan yatırımın getirisi de o ölçüde artmalıdır. Bu bağlamda, gerçekleştirilecek yatırım ekonomik, teknik, finansal ve çevresel olarak fisıbıl olması gerekmektedir. Teknik ifade ile fisıbılite kavramı içerisinde gerek TC gerek diğer ülkelerden yabancı sermaye çekmek için yatırım iklimi ile ile ilgili aşağıdaki başlıca unsurların olabildiğince iyileştirilmesi gerekmektedir:

• Ekonomik ve siyasi istikrar
• Teşvik tedbirlerinin varlığı
• Özelleştirme uygulamaları
• Vergileme politikaları
• Rekabet yapısı ve politikaları
• Kamu sektöründe hizmet kalitesi
• Bürokrasi
• Yatırımcıların hakkına halel getirmeyen mülkiyet rejimi
• Uluslararası piyasalara erişim ve dışa açıklık
• Etkin kurumsal yönetim anlayışı ve sistemi
• Piyasa hacmi
• Ticaret hadleri
• Büyüme oranı
• Döviz kuru
• Ülke riski
• Yolsuzluk
• İşgücü maliyeti, emeğin verimliliği ve sendikalaşma
• Sermaye maliyeti
• Enflasyon
• Düzenleyici kurumlar
• Makro ekonomik istikrar için oluşturulmuş kurumlar
• Sosyal güvenlik için oluşturulmuş kurumlar
• Anlaşmazlıkların idaresi için oluşturulmuş kurumlar ve yargı sistemi
• Altyapı: Enerji, ulaşım ,haberleşme, limanlar, karayolları gibi yatırımlar
• Kamulaştırma ve tazminat
Bu haber 268 defa okunmuştur

:

:

:

: