TC’nin KKTC’ye desteği ile IMF fonları aynı kaderi mi paylaşıyor?

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Cumhuriyeti tarafından KKTC’ye yapılan katkılar basında yer aldı. Buna göre Türkiye 12 yılda KKTC’ye 6 katrilyon katkı sağladı.
Geçtiğimiz günlerde Türkiye Cumhuriyeti tarafından KKTC’ye yapılan katkılar basında yer aldı. Buna göre Türkiye 12 yılda KKTC’ye 6 katrilyon katkı sağladı. Yaklaşık 5 yılda Avrupa Birliği (AB) tarafından KKTC’ye kullandırılan toplam 259 milyon Euro (yaklaşık 520 milyon TL) düşünüldüğünde TC’den aktarılan rakamın ne kadar devasa olduğu ortaya çıkmaktadır. Tabii ki, ben bazı kesimler gibi yapılan bu katkıya karşın KKTC’den daha çok miktarda ithal yapıldığı yönünde sapla samanı karıştırır cinsinden değerlendirme yapmayacağım. Çünkü birinde neredeyse tamamı size hibe olarak verilirken TC’den ithal ettiğiniz ürünün bedelini ödemekte ve yaptığınız ticaret sonrası daha fazla bir rakam tüccarın cebine girmektedir. Ayrıca, TC sizi kendinden ithal etmeye zorlamamakta, gönlünüz isterse başka yerden de ithal etme hürriyetiniz bulunmaktadır.

Benim asıl üzerinde durmak istediğim konu yapılan bunca yardıma rağmen öngörülen hedeflere ulaşıldı mı?. Bu sorunun cevabını herkes biliyor. Elbette ulaşılmadı. İşte bu noktada başarısız görülen IMF (Uluslararası Para Fonu) fonları için de yapılan eleştiriler aklıma geldi ve şu soruyu sorarak makaleye başladım: TC’nin KKTC’ye desteği ile IMF fonları aynı kaderi mi paylaşıyor?

TC ve IMF fonlarını başarısızlığa sevk eden ortak özelikleri bu yönde yapılan aşağıdaki eleştirilere göz atmakla ortaya çıkarabiliriz.

Dünya Bankası eski baş ekonomisti Nobel ödüllü Joseph Stiglitz’in göre IMF, batı sermayesi çıkarları doğrultusunda çalışmaktadır. Stiglitz, IMF tek veto hakkı olan ABD’nin hegemonyası altında, dünyaya kendi çıkarları ve bir ideoloji doğrultusunda belli bir perspektiften bakmakta olduğunu ifade ederken, önceliğinin ülke çıkarı değil kreditörlerden paralarını geri almak olduğunu da vurgulamıştır. Güney Doğu Asya krizini takip eden Rusya krizi, Brezilya krizi ile yakın zamanlarda ortaya çıkan Arjantin krizi de IMF öneri ve politikalarının daha şiddetle eleştirilmesine yol açmıştır. Joseph Stiglitz’in IMF’yi hastalarını tek tek öldüren doktora benzetmesi ilginçtir. Aynı iktisatçı IMF telkinlerinin ülkedeki baş aşağıya gidişi hızlandırmaktan öteye bir anlam taşımadığını da belirtmektedir. Bu paralelde, IMF’nin ülkenin kurumsal, idari, beşeri ve sosyal şartlarını iyice analiz etmeden uygulamaya çalıştığı yanlış modellerin de başarısızlığın nedenlerini oluşturduğu yapılan eleştiriler arasındadır. Diğer bir iktisatçı Frederic S. Mishkin ise yazmış olduğu kitabında IMF’nin aktarmış olduğu fonların sorumsuz finans kurumlarının ve mudilerin kurtarılmasına harcandığına ve dolayısıyla bu durumun finansal krizlere ortam hazırlayan moral hazarda (ahlaki çöküntü) neden olduğuna vurgu yapmaktadır.

TC’nin KKTC’ye yapmış olduğu katkıların başarısız olmasında da benzeri nedenler hakim olmuştur. TC’nin her hal ve şartta yavru vatan hissiyatı ile KKTC’ye destek vermesi moral hazard sonucunu doğurmuş ve neticede TC yardımları bütçe disiplini sağlanamamasının temel nedenini oluşturmuştur. Şöyle ki, “ne de olsa neticede TC mili mesele olarak görüp bizim açıklarımızı kapatır” şeklindeki psikolojik saplantı bütçe disiplini sağlamada gerekli motivasyonu bertaraf etmekte idi. Öte yandan, TC’nin aktarmış olduğu desteklerde KKTC’nin kurumsal, sosyal, idari, beşeri ve yapısal sorunları etüt edilmeden rasyonel ve fisibil olmayan projeler finanse edilmiştir. Halbuki, ülkenin ihtiyacı olan sürdürülebilir rekabetçi yapı, reel ve kamu sektöründe etkin ve verimli çalışma ortamı, başta elektrik, su ve finansman gibi yatırım girdilerini minimize edecek yapısal önlemleri ön plana alan ve verilen destekleri bu çerçevede denetleyen ve gözeten bir fonlama mekanizması kurulmadığı için KKTC kendi ayakları üzerinde durma yerine bugüne kadar TC’nin omuzlarında yol kat ettiğini zannetmiştir.

Bugün itibariyle, TC’nin yapacağı omuzlarında taşıdığı KKTC’yi yere indirmek ve anatomik bir teşhis koyarak reçete yazmak ve bu reçeteye harfiyen uyulduğuna dair denetleme ve gözetleme yapmaktır. Bu reçeteye uymamakta ısrar ediliyorsa da tekrar omuzlara almamak ve yerde sürünmesine seyirci kalmak bu ülkeye yapılacak en iyi şey olur diye düşünüyorum. Aksi takdirde, bugüne kadar olduğu gibi yerden kalkma nedenini ve motivasyonunu bertaraf ederken, iyiliğin aksine en büyük kötülüğü yapmış olur.




Bu haber 268 defa okunmuştur

:

:

:

: