Derin devlet

Son günlerde KKTC ve Türkiye’nin en çok tartıştığı konu “Derin Devlet”. Peki nedir? Bu “Derin devlet” kavramı. Öncelikle devlet nedir? Devlet esasen bir kurumdur. Devlet bir organizasyonlar bütünüdür.
Son günlerde KKTC ve Türkiye’nin en çok tartıştığı konu “Derin Devlet”. Peki nedir? Bu “Derin devlet” kavramı. Öncelikle devlet nedir? Devlet esasen bir kurumdur. Devlet bir organizasyonlar bütünüdür. Bir toprak parçası üzerinde yaşayan insanların, düzenli, kanunlara ve nizamlara göre hareket etmesini sağlayıcı önlemleri alan erktir. Yine bu insanların yetkisi ile kanunlar koyar ve uygular. Yani devlet, var olduğu toprağın ve bu topraklarda yaşayan insanların her yönden güvenliğini sağlar, hayatlarını idame ettirebilmek için gerekli olan şartları oluşturur. Devlet, insanlar için, toplumlar için yani halkı için vardır. Bu noktada devlet içinde bir başka devlet düşünülebilir mi? Elbette hayır.
Böyle bir durum söz konusu olursa, devlet amacından sapar ve halk için değil kendi içindeki bazı odakların çıkarları için bir araç olur. Peki, böyle bir yapı var olabilir mi? Hem ülkemizde, hem Türkiye de, hem de dünyanın birçok yerinde bu tür oluşumlara ihtimal verebilecek bazı olaylara zaman zaman tanık oluyoruz. Türkiye de derin devlet kavramının, Osmanlı dönemine kadar uzandığını bizzat, Türkiye başbakanı Sayın Erdoğan söylüyor ve böyle bir yapının her zaman var olduğunu vurguluyor. Türkiye eski Cumhurbaşkanı ve Başbakanlarından Sayın Süleyman Demirel 12 Eylül 1980’de kendisini iktidardan indiren, askeri darbe olayından sonra “Türkiye de iki devlet var. Ve ikinci devlet askerdir. Sivil devlet, devreden çıkınca ikinci devlet devreye girer” diyerek derin devlet kavramına bir yaklaşım getirmişti. Hatta
12 Eylül’ün mimarlarından, Kenan Evren de Demirel’e hak vererek “Sayın Demirel doğru söylemiş. Derin devlet biziz, devlet zayıflayınca el koyarız” cümlelerini yine derin devlet kavramı üzerine kurmuştu. Türkiye de derin devlet tartışmalarının gündeme geldiği ve ilk defa Türkiye de bu konunun üzerine ciddiyetle gidildiği olay “Susurluk olayı” diye adlandırılan trafik kazasında devlet, polis, mafya üçgeninin bir karede bulunduğu ve hala daha tam anlamıyla açıklanmayan olaydır. Bir milletvekilinin, İstanbul Emniyet müdürü yardımcısının ve devlet tarafından aranan, adı bazı yasa dışı olaylara karışmış bir şahsın ayni araçta yolculuk yaparken kaza yapmaları sonucu ortaya çıkan ilişkiler zinciri devletin ve devlet içindeki bazı odakların sahip oldukları konumlarını korumak için yasa dışı olaylara taraf oldukları savını güçlendirdi.
Peki, hem Türkiye hem de KKTC de derin devlet düşüncesini içinde bulunduğumuz süreçte akıllara düşüren nedir? Tahmin edebileceğiniz gibi Milli Güvenlik Kurulu eski genel sekreteri, askeri alanda önemli birçok görevde bulunmuş, Özel Harp Dairesi başkanlığına atandıktan sonra 1974 Kıbrıs Harekâtının en kilit isimlerinden olan ve Kıbrıs’ta sivil direnişi örgütleyen lider olarak bilinen, Sayın Sabri Yirmibeşoğlu’nun bir basın kuruluşuna yaptığı “Biz Kıbrıs’ta cami yaktık” açıklaması. Sayın Yirmibeşoğlu bu tür olayların halkı galeyana getirmek için zaman zaman yapıldığı söylüyor bu açıklamasında. Söz konusu cami iki kez bombalanan, Osmanlı dönemine ait Bayraktar cami. Hatta o dönemin gazetelerinden Cumhuriyet gazetesi bu olayı manşetten vererek ortaya bir de bomba etkisi yaratacak iddia atıyordu “Bayraktar camiyi TMT bombaladı”. Bu olaydan sonra camiyi bombalayanların kimlikleri hakkında bilgimiz var diyen iki gazeteci, avukat Muzaffer Gürkan ve Ayhan
Hikmet infaz edildi. Sayın Yirmibeşoğlu daha sonra sözlerinin yanlış anlaşıldığını söyleyerek, durumu değiştirmeye çalışsa da artık ok yaydan fırlamış oldu. Bu konuşmaya her kesimden çeşitli tepkiler var. Cami bombalama olayı doğru olabilir veya olmayabilir. Bu tarihe ve vicdanlara kalmış bir şey. Ama bu tür eylemleri yapan ve üstelik insanları birbirine düşürmek için bizzat devlet eliyle organize eden, bu amaçla kurumlar kuran bir anlayışın amacının ne olduğu, ne elde ettiği bana göre esas sorgulanması gereken noktadır. Böyle bir durumun olmasının vahimliği yanında, bunun bunca sene sonra ortaya atılması da oldukça vahimdir. Konu ile ilgili, Kıbrıs’ı ele alacak olursak, Rum toplumu da bu gün bizim yaşadığımız tartışma ortamını yaşadı. Hatta Rum meclisinde “Kıbrıs Dosyası” isimli bir komite var. Kıbrıs
Cumhuriyeti’ne ve Makarios’a karşı 1974 yılında, EOKA ile işbirliği yaparak darbe girişiminde bulunan ve Türkiye’nin adaya müdahalesinin önünü açan olaylarla ilgili araştırmalar yapan bu komite, Rum istihbarat Teşkilatı’nın, Rum Milli Muhafız Ordusu’nun gizli belgelerine ulaşmanın yanında döneme tanıklık eden önemli kişilerinde ifadelerine başvurarak dönemin sır perdesini aralamaya çalışıyor. Kıbrıs’ta yaşayan, bir dönem ortak bir
Cumhuriyet çatısı altında birleşen iki halk bu gün geçmişini ve geçmişin kötü hatıralarını tartışıyor. Geçmişte yaşadıkları tecrübeleri ve hatalarını sorguluyor. Bunlar mutlaka konuşulmalı, gün yüzüne çıkarılmalı. Bunlardan alınacak dersler ileriye doğru atılacak adımları sağlamlaştıracaktır. İki halk arasında yıkılan güven köprüsünün yeniden inşa edilebilmesi için öncelikle güvenin, barışın akıllarda ve vicdanlarda inşa edilmesi gerek.
Bu haber 590 defa okunmuştur

:

:

:

: