“İki seçeneğimiz kaldı”

Bir ülkede ekonomi iyi yönetiliyorsa, insanlar kazançları oranında hayatlarını idame ettirebiliyorsa, o ülkede refah, huzur ve istikrar var demektir.
Bir ülkede ekonomi iyi yönetiliyorsa, insanlar kazançları oranında hayatlarını idame ettirebiliyorsa, o ülkede refah, huzur ve istikrar var demektir. Peki, bunu başarmak çok mu zor. Elbette zorlukları var. Ama başarılamaz diye bir şeyde yok. Öncelikle devlet, özel girişimciyi desteklemeli, devlet ilk başta girişimcinin kasasına para girmesini bekleyecek sonra kendi payına düşeni talep edecek. Mesela; Yeni iş başı yapan bir işletme, yapılan yatırım banka borçları, elde avuçta olan sermaye ve tabi her şeyin ilk adımı olan büyük beklentiler ve umutlarla yapılır. Ama daha elle tutulur bir kazanç elde etmeden, devlet vergileri harçlar girişimcinin belini öyle bir büker ki bir daha zor toparlanır. Bir ülkenin can damarı özel sektörüdür. Özel sektör siyasal çekişmelerden, kamuya göre daha uzak olduğu için bir nebze daha rahattır. Ve ne zaman ki devlet ekonomik hayattan çekilecek ülkeye gerçek anlamda huzur ve istikrar o zaman gelecek. Çünkü yatırım yapacak, istihdam yapacak, ekonomik faaliyette bulunacak bir tek özel sektör kalacak. Bu memlekette yıllarca özel sektörden çok, devlet istihdam yaptı. Bu gün için ortaya çıkan tabloya bakarsak, şişirilmiş ve hantallaşmış bir kamu düzeni ağır aksak hizmet vermeye çalışıyor. Özel sektörün ekonomideki yeri olması gerektiği gibi olmayınca, özel sektör yerine devlet bir sektör haline geldi ve büyüdükçe büyüdü. Bu durumda devletin gelirleri zamanla giderlerini karşılamaya yetmedi. Ve bu günkü duruma gelindi. Kamu çalışanlarının maaşları için Türkiye’den daha fazla kaynak istendi. Kamu çalışanlarına yıllar içinde verilen haklar budanmaya başlandı. Bunun sonucunda, ekonomik olarak tamamen Türkiye’ye bağlandık. Bu bir gerçek, KKTC’de üretilebilecek birçok ürün bu gün, Türkiye’den ithal ediliyor. Tek çıkış yolu olarak görülen turizm, her yıl hayal kırıklığı yaratıyor. Ülkemizde bu sektörde, hizmet veren birçok otel var. Sermayeleri yabancı, çalışanları yabancı, müşterilerine sundukları içme suyundan, tuvalet kağıdına kadar her şey yabancı. Peki, biz bu yatırımlardan ne anladık. Hiçbir şey. Konuyu dağıtmadan esas anlatmak istediğim konuya dönersem, özel sektör kendi içinde bir kaos ortamındadır. Bu noktada özel sektörde büyük yatırımcı zar zor ayakta durabilirken, küçük yatırımcı, küçük esnaf artık teslim bayrağını çekmiştir. Yıllardır bahçe mermeri üretimi yapan bir vatandaşımızın sıkıntılarını dile getirirken anlattıkları gerçekten durumun vahimliğini gözler önüne sürüyor. Bu vatandaş sözlerine şöyle başladı “1971 yılında, ortaokulu bitirdikten sonra arkadaşlarım liseye kayıt yaptırırken ben elimde çantam gavurun yanına işlemeye gittim”. Kırk yıldır çalıştıktan sonra çocuğuna baba mesleğini devretmeye karar verdiğini ve kırk yıllık çalışmışlığının karşılığını yani ömrünün tüm özetini bu işletmeye yatırdığını fakat artık iş yerini kapatmayı düşündüğünü söyleyen bu vatandaş, elinde son bir ay içerisinde kestiği faturaları ve banka hesap dökümlerini gösteriyor. Bir ay içinde 5000 TL satış yapılmış. Yanında çalışan personel var. Malzeme gideri var. Devlete ödenen harçlar var. Toplamda yüz bin lira ekside bir banka hesabı var, dışarıda daha otuz beş bin liralık bekleyen çeki var. Var da var. Sohbet sırasında sıkıntılarını özetleyen bir cümle kuruyor bu vatandaş “ Esnaf bitti. Hele küçük esnafın iki seçeneği kaldı. Ya bu sıkıntılardan mezara gidecek yada bu ülkeyi terk edecek”. Bu vatandaş sadece bir örnek, küçük esnafın geneli ayni durumda. Yıllardır adeta dillerde sakız olan, sıfır faizli uzun vadeli krediler, işletmelerin kuruluş aşamasından sonraki ilk yıllarında devlet harçlarından muaf tutulma desteği hayata geçirilirse, kapanma noktasına gelen birçok küçük işletme belki kurtarılabilir.
Bu haber 673 defa okunmuştur

:

:

:

: