Sayın Cemil Çiçek isterse olur

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yabancı yatırımcılar için cazip hale gelmesinin nasıl sağlanacağına dair yapılan “KKTC yabancı yatırım danışma konseyi” toplantısı ve bu toplantı sonrasında açıklanan rapora yönelik değerlendirmeler sürüyor.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yabancı yatırımcılar için cazip hale gelmesinin nasıl sağlanacağına dair yapılan “KKTC yabancı yatırım danışma konseyi” toplantısı ve bu toplantı sonrasında açıklanan rapora yönelik değerlendirmeler sürüyor. Tabi ki toplantı sonrasında açıklanan raporla beraber, Türkiye’nin Kıbrıs işlerinden sorumlu devlet bakanı, Sayın Cemil Çiçek’in sözleri de tartışılıyor. Sayın Çiçek, KKTC’li yöneticilere ülkedeki nüfusun bile belirlenemediğini hafif azarlar gibi hatırlattı. Aslında bu azarın muhatabı sadece KKTC’li yöneticiler değil. Ayni zamanda, Kıbrıs Türk halkı da bu azardan payını almıştır. Bu sorunun sorulması gereken yer sadece, KKTC yetkilileri değil. Ayni zamanda, Türkiye yetkilileri de bu soruya cevap aramalıdır. Şu bir gerçek ki içinde bulunduğumuz süreçte ülke nüfusunu bilmiyoruz.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da sınıfta kaldık. Nüfusumuzu belirlemeyi bile, bir başkasının bizden önce hatırlaması oldukça anlamlıdır. Ama ne gerek var. Zaten seçim olsa yine ayni isimler, ayni siyasi partiler, ayni görüşler ve yine ayni toplumsal tercihler yapılmayacak mı? O zaman gerçek anlamda faydalı olacak hizmetler sınıfına, niye yatırım yapılsın. Sayın Çiçek’in bu azarı yetkililere bir şeyler hatırlatmış olmalı ki aylardır, yıllardır çeşitli kesimlerce tartışılan nüfus olayına hemen, Devlet Planlama Örgütü el koydu ve nüfusumuzu açıkladı. Ne kadar inandırıcıdır bilemem, ama demek ki azar işitmek işe yarıyor. Toplum olarak çözülmeyen sorunlarımızı, Sayın Çiçek’e aktarsak acaba bir faydası olur mu? Yani, trafikle ilgili sorunları, eğitimde, sağlıkta, turizm de, üretimde olan sorunları, siyasal güvensizliği, toplum olarak kendimizi ifade etsek ve Sayın Çiçek bunlar içinde bir şeyler söylese bu konulara da çözüm bulunur mu?. Acı ama gerçek, işte toplum bu noktaya gelmiştir. Aslında toplumsal bir azar ortaya konsa çok şey değişecek. Yabancı yatırım danışma konseyi toplantısında yabancı yatırımdan çok ortaya çıkan başka bazı konular var. Mesela; Özel girişimin elinde olacak bir havayolu şirketi kurulması, elektrik, telefon, denizyolu taşımacılığının özelleştirilmesi. Bu toplantının ikincisi üç ay sonra yapılacak. İlk toplantıdan sonra açıklanan rapor ve sunulan önerilerin yani özelleştirilmesi istenilen kurumlarla ilgili yapılan çalışmaların hangi aşamada olduğu görüşülecek. Yani önümüzdeki üç ay KKTC’nin köklü ve lokomotif kurumlarının özelleştirilmesi konusunda önemli gelişmeler yaşanacak. Bir başka önemli gelişmede bu kurumların işletmesinin hangi şirketlere verileceği. Çünkü yine bu toplantıda yabancı girişimciye kolaylıklar sağlanması ve güven verilmesi konusunda yapılaması gerekenlerle ilgili önerilerde toplantı sonrasındaki raporda yer aldı. Kısacası bu toplantı, KKTC’de yapılması düşünülen ve yapılacak olan, devlet kurumlarının elden çıkarılması, yani özelleştirmesi için bir alt yapı oluşturdu ve olması gereken şartlar ortaya kondu. Söz konusu kurumların işletmesi, Türkiye’den gelecek şirketlere verilecek. Yani, KKTC’nin sadece adı kalacak. Bir şekilde yönetmeyi başaramadığımız, kurumlar bir bir elimizden gidecek.

Güney Kıbrıs yani dünyanın kabul ettiği isimle, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Rusya arsında devlet başkanları arasında bir dizi görüşme yapıldı. Rum yönetimi ve Rusya arasında her zaman var olan bir işbirliği vardır. Bu iş birliği her iki taraf içinde birinci derece de önemlidir. Bunu iki ülke arasında yapılan yatırımlardan anlayabilirsiniz. 2008 yılında Güney Kıbrıs’tan Rusya’ya yapılan yatırımın rakamsal olarak değerinin yaklaşık 39 milyar Euro olduğu açıklandı. Ayni şekilde Rus işadamları da, Güney Kıbrıs’ta 2 milyar Euro değerinde yatırım yapmış. Rusya ve Rum yönetimi başkanları Hristofyas ve Medvedev ‘in yanı sıra yüzlerce Rum ve Rus iş adamı da düzenlenen toplantılara katıldı. Finans, ekonomi, ulaşım, iletişim gibi alanlarda 16 anlaşma imzalandı. Yani yabancı yatırım anlamında yapılması gerektiği gibi girişimler yapıldı. İki ülke arasında birbirlerine saygı duyarak, güvenerek yatırım yapılması her iki tarafa da kazanç sağlar. Bu noktada güney Kıbrıs’ın Uluslar arası alanda kabul gördüğünü düşünebiliriz. Ama Kıbrıs adasında bir gerçek vardır ki kırk yıllık sorun çözülmemiştir. Bu durumda adaya yatırım yapacak herkes için bir risk söz konusudur. Kıbrıs’ın kuzeyine her hangi bir yabancı yatırımcı yatırım yapacaksa bu riski göze alacaktır.Kıbrıs Türk toplumu olarak, tabi ki Türkiye ve Sayın Çiçek’e kurumlarımızın özelleştirilmesi noktasında kırgın olabiliriz. Özellikle üslup konusunda. Ama unutulmamalıdır ki bu kurumları bu hale biz getirdik. Bu kurumları siyasete biz alet ettik. Bu kurumları amatörce ve işin içinden gelmeyen insanlara biz teslim ettik. Yani bu sonu biz hazırladık. Peki, bunun cezasını bu toplum mu çekmeli. Elbette hayır.
Bu haber 565 defa okunmuştur

:

:

:

: