Borçlanma ihtimalinin mali disipline katkısı ve borç yönetiminin incelikleri?

Geçtiğimiz hafta belki de en önemli gündem maddesi Yatırım Danışma Konseyinin tavsiye kararları olmuştır. Bu kararlar içinde biri var ki, içeriğinden öte varlığının verdiği mesaj dikkati çekmektedir Bu karar 38 madde arasında aşağıdaki 4. karardır.
Geçtiğimiz hafta belki de en önemli gündem maddesi Yatırım Danışma Konseyinin tavsiye kararları olmuştır. Bu kararlar içinde biri var ki, içeriğinden öte varlığının verdiği mesaj dikkati çekmektedir Bu karar 38 madde arasında aşağıdaki 4. karardır.
“Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Yasası, Kamu Finansmanı ve Borçlanma Yasası ivedilikle uygulamaya konularak kamu mali yönetimi ve finansmanı şeffaf, saydam ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmalıdır.”

Bu madde ilk bakışta, KKTC’de devletin borçlanması için kurumsal ve yasal altyapı oluşturması gerektiği şeklinde algılanmaktadır. Ama bunun ötesinde, bilimsel ve tarihi bir gerçeğin tespitini yansıtmaktadır. Şöyle ki, yalnız bizlerin değil Nobel ödülü almış bilim adamlarının da vurguladığı gibi uzun yıllardır KKTC’ye yönelik verilen hibe yardımlar ile açıkların kapatılması sürüdürülebilir bir yapıyı sağlamaktan ziyade rekabetçi ve sürdürülebilir bir ekonomi yaratmanın motivasyonunu ortadan kaldırımıştır. Dolayısıyla, KKTC’yi mali açıdan disipline etmenin en önemli yöntemi TC’den KKTC’ye gelen katkıları disipline etmektir. Bu kararla KKTC hükümetine verilen mesaj “TC’den belirli bir takvim ve miktarda gelen kaynaklar da dahil olmak üzere ya bütçeni disipline et, ya da borçlan ve benden ekstra katkı bekleme”dir. Daha açık bir ifade ile, KKTC’ye esasen söylenmek istenen hiçbir mazeret göstermeden bütçesini disipline etmesi ve borçlanma gereğini ortadan kaldıracak her türlü önlemi almasıdır.

Tabii ki, borçlanma gereğini kaldırmak esas olmakla beraber bir ülke açısından borç yönetimine yönelik yapılaşma devlet olmanın gereğidir. Bu açıdan öncelikle borç yönetimine profesyonelce yaklaşmak ve kurumsal yapısına özen göstermek gerekmektedir.

Bu çeçrçevede, ülke uygulamalarından bahsedecek olursak Türkiye’de görevleri arasında borç yönetimi de bulunan Hazine Müsteşarlığı Kurulmuştur. Buna göre “Ekonomi politikalarının tespitine yardımcı olmak ve bu politikalar çerçevesinde hazine işlemleri, kamu finansmanı, kamu iktisadî teşebbüsleri ve devlet iştirakleri, ikili ve çok taraflı dış ekonomik ilişkiler, uluslararası ve bölgesel ekonomik ve mali kuruluşlarla ilişkiler, yabancı ülke ve kuruluşlardan borç ve hibe alınması ve verilmesi, ülkenin finansman politikaları çerçevesinde sermaye akımlarına ilişkin düzenleme ve işlemlerin yapılması, bankacılık ve sermaye piyasası, yurt dışı müteahhitlik hizmetleri, sigorta sektörü ve kambiyo rejimine ilişkin faaliyetler ile yatırım ve yatırım teşvik faaliyetlerini düzenlemek, uygulamak, uygulamanın izlenmesi ve geliştirilmesine ilişkin esasları tespit etmek amacıyla Hazine Müsteşarlığının kurulmasına karar verilmiştir”.

Kurum olarak Hazinenin temel işlevleri arasında Devlet adına borçlanmanın karar vericisi ve uygulayıcısı olma sorumluluğu da bulunmaktadır. Borç yönetimi ile ilgili Gürkan Ateş’e ait şu açıklamala öne çıkmaktadır: “Borç yönetimi, devlet borçlarının etkin bir şekilde yönetilmesi için bir strateji geliştirilmesi ve yürütülmesi sürecidir. En basit tanımı ile etkin borç yönetimi, düşük maliyet ve asgari risk ile piyasalardan fon sağlanmasıdır. Etkin borç yönetimi genelde gelişmiş ülkelerde bağımsız bir bünyede veya Hazine ya da Maliye Bakanlığı gibi bir kurum bünyesinde kurulan borç ofisleri ile yürütülmektedir. Ülkelerin şartlarına göre ister bağımsız ister bir kurum bünyesi altında kurulsun, borç yönetiminin borç ofisleri aracılığı ile risk yönetiminde tam olarak uzmanlaşabileceği ve bu sayede verimli olarak çalışabileceği ortaya atılmaktadır. Çünkü risk yönetiminin farklı bir uzmanlık gerektirdiği ve bu birimlerde çalışan kişilerin tek bir konuda yoğunlaşmasının uygun olacağı savunulmaktadırlar. Borç yönetimi konusunda bir çok OECD ülkesi ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan reformlar sonucunda temel olarak üç önemli husus ortaya çıkmıştır. Bunlar borç yönetiminin politik baskılara maruz kalmaması, borç yönetimde çalışan kişilerin teknik bakımından yeterli olması ve teknik alt yapının sağlanmasıdır “. Buna ilaveten Nilgün Pehlivan tarafından yapılan şu açıklamada kayda değerdir: “Kamu borç yönetimi, temel olarak devletin gerek duyduğu finansmanın sağlanması amacıyla borç yönetim stratejilerinin oluşturulması ve uygulanması, maliyet ve risk hedeflerini yerine getirilmesinin yanısıra, etkin ve likit tahvil piyasaların oluşturulması ve geliştirilmesi gibi diğer borç yönetim hedeflerinin de karşılanması olarak tanımlanmaktadır.”.

2000 yılında yapılan bir ankete göre OECD ülkeleri arasında borç yöneticilerinin politika hedeflerine ilişkin olarak borç yönetimi hedefleri dört ana başlık altında toplanmaktadır: Bunlar sirasıyla 1)Devletin ihtiyaç duyduğu finansmanı karşılamak; 2) Borçlanma maliyetlerini en aza indirgemek; 3)Riskleri kabul edilebilir bir düzeyde tutmak; ve 4) Sermaye piyasalarını desteklemektir: Bu çerçevede, kamu borç yönetimi ilkelerinin kapsamı; Kamu borç yönetim ilke ve hedeflerinin açık bir şekilde belirlenmesi, Maliyetlerin yanısıra kamu borç portföyünün taşıdığı mali risklerin analizi, Borç yönetimi hedefleri ile para politikası hedeflerinin ve sorumluluklarının birbirinden ayrıştırılması ve koordinasyonunun sağlanması, Borç düzeyinin artışına limit getirilmesi, Operasyonel riskin en aza indirgenmesi amacıyla borç yönetimi ile ilgili kurumsal yapılanmanın iyileştirilmesi ve etkinleştirilmesi, ve Kamu borç yönetimi ile ilgili kuruluşların sorumluluk ve yükümlülüklerinin açıkça tanımlanması hususlarını da içerek şekilde geliştirilmiştir.
Yukarıdan da anlaşılacağı gibi KKTC hükümeti açısından esas olan borçlanma gereğini ortadan kaldırmaktır. Ancak, her hal ve şartda da borç yönetimi açısından gerekli kurumsal, yasal ve idari altyapının oluşturulması ve evrensel ilkelere uyulması kaçınılmazdır.
Bu haber 258 defa okunmuştur

:

:

:

: