Kıbrıs’ta ayrılıklar

Kıbrıs denen bir ada, bu adadan bizim payımıza düşen bir yarım ada, hatta ve hatta her işi yarı buçuk ada ve bu adada yaşayan insanlar. Yani Kıbrıslı Türkler, tarihte hiç olmadığı kadar birbirinden ayrılmış, toplumsal düşünceyi, toplumsal beraberliği unutmuş, yalnızlaşmış, bireysel çıkarları her şeyin önüne koymuş bir toplum.
Kıbrıs denen bir ada, bu adadan bizim payımıza düşen bir yarım ada, hatta ve hatta her işi yarı buçuk ada ve bu adada yaşayan insanlar. Yani Kıbrıslı Türkler, tarihte hiç olmadığı kadar birbirinden ayrılmış, toplumsal düşünceyi, toplumsal beraberliği unutmuş, yalnızlaşmış, bireysel çıkarları her şeyin önüne koymuş bir toplum. Son günlerin en çok tartışılan konularından biri hükümetçe yapılan işten durdurmalar ve bu durdurmalarla boşalan yerlere yeni çalışanların yeni umutların eklenmesi. Son seçimlerde ve seçim sürecinde akıllarda kalan ve bana göre akıllardan hiç çıkmaması gereken olaylar, parti sempatizanları arasında yaşanan ve kişisel çatışmalara dönen olaylardır. Bu süreçte insanlar, siyasi tercihlerine göre ayrıldılar. Daha geriye gidersek, Kıbrıs Türk insanı “ANNAN” planı döneminde barış isteyenler, barış istemeyenler diye ayrıldı. Aslında Kıbrıs’ta ayrılık, tarih boyunca var oldu. Kıbrıs’ta yaşayan insanlar hiçbir zaman birlik içinde olmadı. Kıbrıs adasında birlikteliğin sağlanamamasında yabancı güçlerin de katkısı olmuştur muhakkak. Osmanlının adayı, İngilizlere bırakmasından sonra ilk ayrılık yaşandı. İlk başta adayı, ABD’ye kaptırmaktan ve Kıbrıs’ta sahip oldukları toprakları kaybetmekten korkan İngilizler, iki toplum arasındaki çatışmaların hızlanmasını sağladılar ve bundan faydalanmaya çalıştılar. İki toplum arasında yaşanan gerginlikler, olaylar, İngilizlerin adada kalıcılığını sağladı. Önce Müslüman, Hıristiyan, Türk, Rum diye bir ayırım oldu. Ve sonrası kalıcı ayrılığa dönüştü. Ada ikiye bölündü. Daha sonra Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan insanlar, kendi içlerinde, kendi kurdukları düzende, kendi aralarında ayrılmaya başladılar. Türkiyeli, Kıbrıslı, Türkiye’yi isteyen, Türkiye’yi istemeyen, UBP’li, CTP’li, barış isteyen, barış istemeyen, özel sektör çalışanı, devlet çalışanı diye bu toplum ayrıldıkça, ayrıldı. Bu ayrılmalardan kazanç elde edenler oldu elbette. Bunlar sizi istemiyor, bunlar sizi satacak ya da ne parasını ne askerini istemiyoruz, şeklindeki bir takım yaklaşımlar yıllarca propaganda malzemesi yapıldı. Hatırlayınız 2009 erken genel seçimi öncesi, Göçmenköy de birbirini bıçakla yaralayan gençleri, Zümrütköy de yine UBP, CTP kavgasına tutuşup birbirlerinin başına içki şişeleri fırlatan gençleri. Bizzat biliyorum, parti kavgaları yüzünden birbirleri ile konuşmayan, adeta birbirlerini düşman gören aile fertleri var. Ve bu gün, birileri siyasi tercihleri yüzünden işini kaybedebiliyorken, birileri siyasi tercihleri yüzünden başkasının ekmeğini sahiplenebiliyor. Bunların sonucunda, kuzey Kıbrıs’ta yaşanan ayrılıklara yenileri ekleniyor. Toplum içinde bu tür olaylar yaşanırken, herkes kendi derdinde, kendi ekmeğinin, kendi hayatının gailesini çekerken, adanın diğer sahipleri, Rum komşularımızla, her iki toplumun eşit haklara sahip olduğu birleşik, Kıbrıs projesini gerçekleştirmek için aylardır hatta yıllardır, süren bir süreci yaşıyoruz. Bu amaca ulaşmak için öncelikle iki toplumun birbirine güven duymaya ihtiyacı var. Bu güven nasıl oluşacak, tabi ki bir araya gelerek, kaynaşarak. Bu amaca en önemli katkıyı elbette karşılıklı geçişlere açılan sınır kapıları yapacak. Bir düşünün aylardır açılması beklenen hazırlıklar yapılan, Yeşilırmak sınır kapısının açılış töreni yapıldı ve bu açılış törenine birçok yabancı diplomat katılırken, Kıbrıs Türk tarafında bir protokol krizi yaşandı. 2. Cumhurbaşkanı Sayın Talat ve siyasi partilerimiz bu törene, bu yazının yazıldığı saatlere kadar her hangi bir davet almadı. Bu kapının açılmasına her iki tarafta katkı koymuştur. Her iki tarafta eşit düzeyde temsil edilmeliydi. Ama çözüm için yıllardır bekleyen iki toplum temsilcileri bir sınır kapısının açılışında bile ayrılıklar yaşıyor. Kıbrıs bir ayrılıklar adası, bu küçük coğrafyanın insanları, ada var olduğundan buyana sorunsuz bir şekilde bir araya gelemiyor. Yılsonunda beklenen anlaşma ve çözüm ümidi, önümüzdeki yıl hem güney Kıbrıs’ta hem de Türkiye’de yapılacak seçimler nedeniyle, sorunun seçim malzemesi olmaması ve de ters tepki yaratmaması için beklemeye alınması sürpriz olmaz. Kıbrıs’la ilgili taraflar adayı birbirlerine karşı koz olarak kullanıyorken, adanın sahipleri olan Kıbrıslı Türk ve Rumlara da çözümsüzlük anlamında bir tek ayrılık kalıyor.
Bu haber 600 defa okunmuştur

:

:

:

: