Bir yıl önce bir yıl sonra

26.10.2009 Tarihinde, bu köşede “Önce iyi niyet” başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazımın konusu, Kıbrıs Sorunu’na çözüm bulunması için, öncelikle her iki tarafından konuya iyi niyetle yaklaşmasının gerekliliği idi
26.10.2009 Tarihinde, bu köşede “Önce iyi niyet” başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazımın konusu, Kıbrıs Sorunu’na çözüm bulunması için, öncelikle her iki tarafından konuya iyi niyetle yaklaşmasının gerekliliği idi. Geçtiğimiz günlerde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kıbrıs sorunu ve bu soruna bağlı olarak en zor başlık olan, mülkiyet konusunda çok önemli bir karar açıkladı. AİHM Türkiye’ye mülkiyet ve özel hayat ihlali suçlamasıyla açılmış olan, 19 davadan rekor bir tazminat cezası verdi. Tazminat tam 15 Milyon Euro. Hatırlanacağı gibi AİHM geçen yıl bu tür davalarla ilgili olarak, KKTC’de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu’nun iç hukuk yolu olarak kabul etmişti. Kararı açıklanan bu 19 dava ve Lordos Davası olarak bilinen, 83 yaşındaki Rum Andreas Lordos’un davasından sonra bu tür davaların artık, AİHM tarafından reddedilmesi ve Taşınmaz Mal Komisyonu’na havale edilmesi bekleniyor. Bu davalar komisyonun kuruluşundan önce açıldığı için ilgili kararı AİHM verdi. Konunun siyasi veya stratejik yönünü değil, niyet yönünü ele alacak olursak, müzakerelerin devam ettiği bu süreçte ortada pek de iyi niyet göremiyoruz. Kıbrıs’ın iki tarafı arasında iyi ilişkiler kurulması elbette çözüme katkı yapacak. Bir süreden beridir Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün AB’deki durumu tartışılıyor. Kıbrıs’ın kuzeyinden, güneyine tuğla satışı yapılmasına karşı çıkan, Rum tuğla üreticileri protesto amacıyla önümüzdeki Pazartesi günü bir saatlik uyarı grevi yapacak. İşte iyi niyet göstergesi aranmayacak bir durum. Konu haksız rekabetse bu ayrı bir tartışma konusudur. Bu gün, bir yıl önce yazılmış bir yazının bu gün için de geçerli olduğunu göstermek adına, bu yazımı sizlerle bir kez daha paylaşıyorum. Bu yazı yayınlandığı tarihte KKTC Cumhurbaşkanlığı görevini Sayın Talat yürütüyordu.

ÖNCE İYİ NİYET
Kıbrıs konusunda yorum yapmak, yazı yazmak istemiyorum. Çünkü halen süren bir dava,
devam eden bir müzakere süreci var. Her iki tarafın avukatlığını, temsilciliğini üstlenmiş iki lider bir orta yolu bulmak için çalışıyor ve her an her şey değişebilir. Bu noktada konuyu hem adanın iki tarafı, hem ilgili ülkeler açısından ele almak lazım. Çözüm yolunda en çok çaba gösteren Türkiye ve Kıbrıs Türk Toplumu’dur. Bu düşünceleri seslendirirken kesinlikle duygularımla hareket etmiyorum. Görünen gerçekler ortadadır. Şöyle bir düşünce ortaya çıkabilir, Türk tarafı olarak bizim çözüme daha çok ihtiyacımız var. Ama sırf ekonomik olarak daha iyi bir duruma gelmek için bir anlaşma zeminini aramamalıyız. Kıbrıs’ta bir ortaklığın kurulması ve kalıcı olabilmesi için öncelikle, ortak olacak tarafların her ikisi de istekli davranmalı, her iki tarafta bir şeyler almak için bir şeyler vermesi gerektiğinin bilincinde olmalı. Gerçek anlamda, iyi niyet ve sorunları çözme arzusu her iki tarafa da eşit şekilde yansıyorsa, her iki tarafta elini taşın altına eşit şekilde koyuyorsa çözüm yolunda ki zorluklar kolay aşılır. Bence işin özü niyettir. Bu konuda ben pek de umutlu değilim ki ben umudun, umutlu olmanın insan hayatında her şey olduğuna inananlardanım. Bu umutsuzluğun sebebi kısaca şudur, ortaklık kurmaya çalıştığımız toplum, bizimle hiçbir şeyi paylaşmak
istemiyor. Bizi kendileri gibi bu adanın sahiplerinden biri olarak görmüyor, onlara göre Kıbrıs’ta muhatapları biz değiliz, onların muhatapları Türkiye. Varsa yoksa Türkiye’nin limanlarını açması. Kırk yıllık bir sorunun çözülüp, barış haylinin gerçekleşmesinden çok Türkiye’nin limanlarını açması onlar için daha önemli. Az önce iyi niyetin gerekliliğinden bahsetmiştim. Fakat iyi niyet göremediğim bazı olaylar var mesela; “400 milyar dolarlık tazminat” başlığı ile gündeme düşen bir habere göre, Kıbrıslı Rum göçmenler Amerika da mülkiyet hakları çiğnendiği gerekçesi ile Türkiye ve KKTC aleyhine tutarı 400 milyar dolara yaklaşan tazminat davası açtı. Görüşme süreci devam ederken, mülkiyet sorunu çözülmesi en zor konu iken bunu daha da zorlaştırmaya ne gerek var. Yunanistan’ın yeni başbakanı Papandreu, Güney Kıbrıs’a yaptığı ziyarette işgal ve istilayı unutmadıklarını ve kimseye de unutturmadıklarını belirterek, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Talat’a izin vermesi gerektiğini ve Kıbrıs’ın Uluslar arası bir sorun olduğunu iddia etti. Yani bu noktada dikkat çeken olay, kim gelirse gelsin hangi siyasi görüş iktidar olursa olsun Rum tezleri hiçbir zaman değişmeyecek ve kimsede değiştirmeyi başaramayacak son kırk yılda olduğu gibi, bu benim görüşüm. Geçtiğimiz günlerde, İzmir üzerinden Atina ve Ercan’a yani KKTC’ye havayoluyla ulaşım sağlanacağı ve ilgili şirketlerin anlaştığı haberini duyunca gerçekten sevinmiştim. Bu haberin doğru olmasını dilerken, bu olumlu gelişmenin çözüm çabalarına yeni bir heyecan katacağını düşündüm. Ama Rum dışişleri bakanının böyle bir olayın işgal bölgesi ile ilgili olduğu için mümkün olmadığını açıklaması ile yine kendi kendime aynı soruyu sordum hani iyi niyet. Bu olaylar tabi ki belli bir siyasetin sonuçlarıdır. Bu olaylarla ilgili yorumlarımı sizlerle paylaşırken amacım kesinlikle bazı duyguları istismar etmek, körüklemek değildir. Düşüncem, her şeyden önce iyi niyetin gerekliliğidir.


Bu haber 517 defa okunmuştur

:

:

:

: