KKTC’nin bilinmezleri

1975 yılından sonra, Kıbrıs’ın güneyinden kuzeye geçen insanlara ve de Türkiye’nin çeşitli yerlerinden yepyeni umutlarla bu ülkeye gelen insanlara, birçok Rum malı eşdeğer veya tahsisi olarak verildi.
1975 yılından sonra, Kıbrıs’ın güneyinden kuzeye geçen insanlara ve de Türkiye’nin çeşitli yerlerinden yepyeni umutlarla bu ülkeye gelen insanlara, birçok Rum malı eşdeğer veya tahsisi olarak verildi. Bu insanlara, ‘bu mal sizin’ diyerek koçanlar dağıtıldı. Bu gün için hala daha kırsal kesim arsası diye gençlere, 1974 öncesinde Rumlara ait olan yerler konut yapımı için veriliyor. Geçtiğimiz pazartesi günü, Cumhurbaşkanı Sayın Derviş Eroğlu ve Başbakan Sayın Küçük, İçişleri bakanı Sayın Kamil ve Maliye Bakanı Sayın Tatar’ın da içinde bulunduğu kalabalık bir heyet, Türkiye’nin başkenti Ankara’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu geniş heyetli toplantının sebebi, 1974 öncesinde Rum kullanıcılara ait olan taşınmazlar için ödenecek tazminatların bir kısmının, KKTC’de kurulacak bir fondan karşılanması ve bu malları kullanan, Kıbrıslı Türklerin de kullandıkları mallar için ödenecek olan tazminatın üçte birini ödemesi istenecek. Yani bu çok tartışılan konuda, bir hata yapılmışsa bunun bedelinin bir kısmını da yine bu halk çekecek. Bu durumun olumlu tarafı ise tazminatı ödenecek olan mal artık Rum malı olmaktan çıkacak. Buna değer mi? Bu konuyu kökünden halledecekse elbette değer. Ama kullandıkları eski Rum mallarına, önemli miktarlarda maddi yatırım yapan birçok insan, bunun altından kalkamayacak. Ülke şartlarını düşünürsek, toplum olarak her durumda rahata kavuşma ihtimalimiz oldukça uzak. Bu gün içinde bulunulan durumda, KKTC devleti verdiği koçanların, verdiği maaşların, verdiği sosyal hakların bedelini istiyor.

Bu memlekette en büyük işveren devlettir. Bu ülkede kaç bin tane konut var. Bu konutlarda yaşayan insanlar içinde devlet çalışanının olmadığı bir ev var mı? Mutlaka her evde en az bir devlet çalışanı vardır. İşin bir diğer yönü de devlet çalışanı yani bilinen adıyla “Memur” olmasa, büyük şirketleri bir tarafa bırakın, küçük esnaf nasıl ayakta duracak. Bu ülkenin olmayan ekonomisine kim hayat verecek. Bu düşünceleri seslendirirken herkes memur olsun devlette çalışsın anlayışını taşımıyorum. Devlet, çalışanını disipline edecekse, devlet tasarrufa gidecekse yapılması gerekenler elbette yapılsın. Ama bu amaçla bu gün yapılanlar sadece kolaya kaçmaktır. Bu gün yapılanlar tasarruftan çok, Türkiye hükümetinin KKTC’de devlet çalışanlarının maaşları çok yüksek ve çalışma verimi yok anlayışının bir empozesidir. Neden KKTC’de özel sektör çalışanlarının gerek maaş gerek sosyal hak anlamında iyileştirme adına düzenlemeler yapılmıyor. Çünkü özel sektör işverenleri bundan hoşnut kalmaz. Bu memlekette, kurumlar iflasa sürüklenir acısını çalışanlar çeker, bankalar iflas eder, iflas ettiren cebi dolu bir şekilde adayı terk eder, acısını çalışanlar çeker. Bir münhal açılır, daha başvuru süresi dolmadan önceden belli olan sonuca göre insanlar çalıştırılmaya başlanır. En basit münhal için bakanlar, hatta yurt dışından etkili makamlar kullanılır. Ve bu toprağın insanları, anasını bu toprağa kurban vermiş, cephede savaşan çocukluğunu gençliğini silahların gölgesinde yaşamış babasını, genç yaşta yitiren hayatının en verimli dönemini yaşayan insanlarda saf saf münhal münhal dolaşarak adaletin tecelli edeceğini ve yıllardır bir iş sahibi olmak için kurduğun hayallerin gerçekleşmesini bekler. Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan insanlar önce üretimden koparıldı. Daha sonra sıra devletin sahip olduğu değerlerin elden çıkarılmasına geldi. Ülke içinde üretilen ürünler, dıştan gelen ürünlerle rekabet edemedi. Zamanla üretim anlamında hem üreticiler, hem ürünler hem de kullanılan iş gücü dışardan geldi. Kaldıramadığı ve belirleyemediği bir nüfus yapısıyla değil ekmek, yaşamak bile aslanın midesine kadar indi. Yarım yüzyıldan fazladır adanın iki sahibinden biri olan, Kıbrıslı Türkler bir avuç toprağa sıkışıp kaldı. Yaşamak için gerekli olan iradeyi, Kıbrıs’ın ne kuzeyine ne de güneyine anlatamadı. Üretti, satamadı. Kendi içinde ürettiğini pazarlayamadı. Çünkü pazar fazla ortağı kaldırmıyordu. Birilerinin çekilmesi, birileri çekilirken de birilerinin önünün açılması gerekiyordu. Kimlerin vazgeçtiğini, kimlerin yoluna devam ettiğini söylemeye gerek yok. Bir umut olan fakat fiyaskoyla sonuçlanan Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve Güney Kıbrıs’la ticareti kolaylaştıran Yeşil Hat Tüzüğü de maalesef istenilen düzeyde değil. Yani kısacası tecride, umutsuzluğa devam. İşin kötü yanı bunu kimse farkında değil. Küçük çıkarlar, günlük kazançlar her şeyin önünde, durum bu olunca da kaybetmeye devam.
Bu haber 553 defa okunmuştur

:

:

:

: