Organ bağışı

Bu yazının bu güne pek uymadığını düşünebilirsiniz. Ben de bu günkü yazımı kaleme alırken çok düşündüm.
Bu yazının bu güne pek uymadığını düşünebilirsiniz. Ben de bu günkü yazımı kaleme alırken çok düşündüm. Ülke gündeminde olan birçok önemli konu var. KKTC’nin 27. kuruluş yıl dönümünde, yani 15 Kasım da Türkiye hükümetinin Kıbrıs’tan sorumlu devlet bakanı, Sayın Cemil Çiçek’in, kendisini Ercan da protestolarla karşılayan eylemcilere alınarak “Güneydekilere benziyor” demesinin manasını veya “Aramızdaki mesafeyi süratle kapatmanın yolu, her alanda köklü reformları bir an evvel ertelemeden hayata geçirmektir” sözleri ile KKTC ve Türkiye arasındaki maaş, ücret ve diğer haklar açısından var olan farkların kapatılmasından mı bahsettiğini, Cumhurbaşkanı Sayın Derviş Eroğlu’nun BM Genel Sekreterinin daveti ile 18 Kasımda yapılacak, Kıbrıs konulu görüşmenin yankılarını, yani kısacası daha ön planda olan konular varken neden bunlardan bu günlük uzaklaşmayı tercih ettim. Bu tercihin tabi ki sebebi var. Çok uzun zamandır tanıdığım, yaşadığım yerde yıllarca küçük bir bakkal dükkanı çalıştırmış ve sağlık sorunları nedeniyle artık emekliye ayrılmış, bir büyüğümün yeniden hayata dönmesinin bende bıraktığı etki, bu günkü yazıma ilham oldu. Rahatsızlığın adı böbrek yetmezliği. Bir çok insan bu konudan dolayı önemli sıkıntılar yaşıyor. İnsan vücudunda normalde iki böbrek organı var. Böbreğin vücudumuz için önemi büyük. Vücuttaki zararlı maddelerin dışa atılmasından, kan basıncının düzenlenmesine ve sağlıklı bir kemik yapısının oluşmasına kadar böbreklerimizin bir çok hayati görevi vardır. Yazıma ilham olan ve böbrek rahatsızlığından dolayı uzun bir süre ciddi sıkıntılar çeken bir insan, iki böbreği de iflas edince kendisine uygun böbrek bulunması için çok beklemedi. Çünkü şanslıydı. Kırk yıllık eşinin böbreği kendisine uygun bulunmuştu. Ameliyat gerçekleşti ve eşinin bir böbreği bu insana nakledildi. Şu an için sağlıklı ve kendisine bir böbreğini vererek adeta can veren eşiyle, çocukları ve torunlarıyla huzurlu bir hayata yeniden merhaba dedi. Peki, bu denli şanslı olmayan insanlar, böbrek veya başka rahatsızlığı olan, hayatı cehenneme dönmüş ve uygun organ bulunması için gün sayan insanlar, onlar için ne zaman güzel haberler gelecek. İnsan başına bir olay gelmeden, hiçbir şeyle ilgilenmiyor. Ateş düştüğü yeri yakar deyimi de buradan çıkmıştır her halde. Kaçımız düzenli olarak kan veriyoruz. Yada kan ihtiyacı olduğu zaman yapılan çağrılara kaçımız anında cevap veriyoruz. Dünyada ilk organ nakli, 1947 yılında Boston da gerçekleşmiş. Türkiye de ise ilk başarılı organ nakli 1975 yılında yapılmış. Organ nakli ve bağışı bizim ülkemize biraz yabancı. Ama bu konuda artık ülkemizde de gerekli adımların atılması gerekiyor. Tedavisi mümkün olmayan, hastalıklar nedeniyle görev yapamayacak derecede hasar gören organların, sağlam organlarla değiştirilmesi için canlı veya ölü insanlardan alınıp söz konusu hastaya nakledilmesiyle tedavi edilmesine kısaca organ nakli deniyor. Türkiye de organ nakli son yıllarda büyük önem kazandı. Fakat, Türkiye de yapılan organ naklinin önemli bir kısmı canlı insanlardan alınan organların nakil edilmesi şeklindedir. Türkiye dışında organ nakli yapılan ülkelerde ise tam ters bir durum söz konusudur. Bu ülkelerde ölü insanlardan alınan organların nakli, organ naklinin önemli bir çoğunluğunu oluşturur. Türkiye’nin yanı sıra güney Kıbrıs’ta da organ nakli yapılıyor. Bu konuda Kıbrıs’ın güneyinde küçümsenmeyecek bir başarı söz konusudur. Birçok Kıbrıslı Türk’te güney de organ nakli ile tedavi olmuştur. Peki organ naklinin yanında, organ bağışının önemi nedir? Bu konuda mutlaka çekinceler vardır. En önemli engel elbette işin yasal yönü. Bunun yanında insanların organlarını bağışlarken dini, yani manevi yönden de bir çekimserlik yaşamaları normaldir. Örneğin, Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda 1980 yılında aldığı bir kararla organ naklinin herhangi bir sakıncasının olamadığının altını çizmiştir. Organ bağışında en önemli etken gönüllülüktür. Bu konuda yasaların, kanunların da düzenlenmesi gerek. Ülkemizde bu konuyla ilgili Avrupa Birliği mevzuatına göre bir yasa tasarısı hazırlandı. İlgili kesimlerin bu önemli adım için mutlaka destek vermesi gerek. İnsan hayatının her şeyin üstünde olduğunu düşünürsek, bu konudaki çalışmaların olumlu sonuçlar vermesi, şifa bekleyen birçok insana deva olacaktır.
Bu haber 533 defa okunmuştur

:

:

:

: