Işık ile Ercüment ve sanatımız

Kıbrıslı Türkler olarak yüz yıllardır bu coğrafyada yaşıyoruz. Her şeyimizle bu topraklara kök saldık.
Kıbrıslı Türkler olarak yüz yıllardır bu coğrafyada yaşıyoruz. Her şeyimizle bu
topraklara kök saldık. Yıllar içerisinde, mutfağımızla, damak tadımızla, konuşma
dilimizle, sanatımızla, sporumuzla bir kültür yarattık. Bu topraklarda yaşamamızın
temeli aslında yaratılan bu kültürdür. Toplumları, toplum yapan kendi değerleri ve
bu değerlere verilen önemdir. Değerlerine sahip çıkmayan, kültürünü yaşatmayan
toplumlar yok olmaya mahkûmdur. Kıbrıs Türk toplumu köklerinden dolayı, Türkiye
den, daha sonrasın da adayı yöneten İngilizlerden ve nispeten İngiliz kültüründen
etkilenmiştir. Adanın diğer sahipleri olan, Kıbrıs Rum toplumunda da ayni etkileşim
görülebilir. Bu noktada iki toplumun kültürel anlamda ortak noktaları vardır.
Bizler, yani Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan Türkler, hızla bütünleşmeye doğru giden
dünyada, uzakları yakın yapan teknolojinin, milletleri yakınlaştırmasını fırsat
bilerek bu imkânları kullanmalı ve hem kültürümüzü doğal haliyle yaşatmalı, hem de
en başta İnternet olmak üzere teknolojik olanakları kullanarak kendimizi bu alanda
da ifade etmeyi başarmalıyız. Yenilikler olmayacak mı? Elbette olacak. Ama yenilik,
öncelikle kültürü yaşatmak için araç olmalı. Çocuklarımıza, genç nesillere bunları
öğretmeliyiz. Bu konular eğitim müfredatında mutlaka yer almalı. Şu an için Kıbrıslı
Türklerin kültürel anlamda ve seneler sonrasına kalacak, yıllarca yaşayacak ürettiği
ne var? Bu soruya şöyle bir yaklaşımla cevap arayalım. Mesela; En önemli
şarkılarımızdan, ezgilerimizden “Dillirga” veya “Al yemeni mor yemeni” veya
“Feslikan” bu şarkılar gibi kaç tane daha ürettik ve yıllar sonrasında hala daha
dillerde olmasını sağladık. Kıbrıs şarkıları denince mutlaka akıllara başka
şarkılarımızda gelir. Onların hakkını da teslim etmek gerek. Ama bu şarkılar tam anlamıyla buram buramKıbrıs kültürü tüten şarkılardır. Hayat zamanla ve teknolojiyle beraber birçok
yeniliği, nimeti insanoğlunun hizmetine sunmakta. Az öncede ifade ettiğim gibi
yeniliklere de açık olarak, doğallığı bozmadan kültürümüzü yaşatmalıyız.
Kültürümüzü yaşatırken ve aslında varlığımızın devamını garanti ederken, rekabet
yaratacak, teşvik edecek girişimlerle bu alanlarda hizmet vermeye çalışan insanlara
fırsat verilmelidir. Mesela; KKTC de hizmet veren ve kazanç elde eden oteller,
çeşitli etkinlikler düzenliyorlar. Bu etkinlikler dışında, rutin programlarla
insanlara eğlence hizmeti veriyorlar. Peki, bu eğlencelerde yerli sanatçılarımıza
verilen fırsat yeterli mi? Daha doğrusu yerli sanatçılara fırsat veriliyor mu? Bu
sorulara kimse evet diyemez. Müzik alanından konuya bakarsak, ben ülkemde Serdar
Ortaç’ı görmek isterim, İbrahim Tatlıses’i dinlemek isterim, Anastacia’yı görmek
isterim. Ama ben Işık ve Ercüment’i de dinlemek isterim, ben Zeliş’i de dinlemek isterim, ben SOS de dinlemek isterim, Aşka Özlemi de dinlemek isterim. Konunun bir başka tarafı
da maddi kısımdır. Ülkemize gelen sanatçılar kaç para alıyor? Bu paralardan devlet
kasasına giren bir pay var mı? Bunlarda bana göre sorgulanmalı. Yazımın başlığında
sevgili Işık ve Ercüment’in adını kullandım. Tabi ki sebebi var. Henüz çiçeği
burnunda bir müzik albümleri var. Kendi fikrimi seslendirecek olursam, oldukça
başarılı bir çalışma olmuş. Emek verildiği, özenildiği belli. Umarım hak ettiği
ilgiyi görür ve sıkıntılı olan sanatımıza yeni bir heyecan ve ivme kazandırır.

Bu haber 565 defa okunmuştur

:

:

:

: