Adaylar Sözünün Eri Olsun; şimdi Ulusal Birlik Zamanı!...

Bilindiği gibi aylarca devam eden bir süreçte UBP içerisinde adayların kurultaya yönelik çalışmaları devam etti.
Bilindiği gibi aylarca devam eden bir süreçte UBP içerisinde adayların kurultaya yönelik çalışmaları devam etti. Bu çalışmaların ise özü adayların kurultay delegelerini iknaya yönelikti. Tabii ki, bu süreçte adayların maksadını aşan söylemlerde de bulunuldu. Bunu da demokrasinin cilveleri olarak nitelendirmemiz gerekiyor. Ancak, önemli olan seçim sonrası bunların unutulması ve herkesin asli görevine dönmesidir. Asli görevleri ne midir? Pekala, kendilerininde ifade ettikleri gibi Ulusal Birlik Partisini daha güçlü ve başarı kılmak için elleri sıvamak UBP’lilerin temel hedefi olmalıdır.

Herşeyden önce öncelikle genel başkan adayları olmak üzere kurultay sonucundan alınması gerekli dersler olduğunu ortaya koymak gerekir: Bunlar aşağıdaki gibi özetlenebilir:

• Demokrasiye takla attırmak ve delege ile seçmeni bir nevi baypas etmeğe yönelik söz almak,söz vermek, taahhüt ismek veya yazılı taahhütde bulunmak gibi yaklaşımlar delege indinde değer bulmamaktadır. Ayrıca, kurultay sürecine ilişkin önemli bir olguyada işaret etmek gerekir. Her ne kadar adaylardan biri seçim konuşmasının neredeyse yarısını yaşanan vakaya özgü olarak “sözü özü bir” söylemine ayırsa da o günlerde adaylıktan çekilmenin başka bir motivasyonundan da söz etmek gerekir. Şöyle ki, halkın ve UBP’lilerin tepkisine yol açacak ekonomik önlemlerin sorumluluğunu almamak ve bunu başkasının omuzlarına yüklemek gibi bir yaklaşım adaylığın ertelenmesinde etkili olmuştur.
• Yalnızca seçime dönük olarak geliştirilen (değişim, gençleştirme, saydamlık ve hesapverebilirlik gibi) içi doldurulamıyon sloganların delege üzerinde etkisi olmamakta ve adayı diğerleri karşısında farklılaştırmamaktadır.
• Daha üst bir mertebeye çıkmak için mevcut makamdan ayrılma fedekarlığını gösteremeyen ve seçimi kazanmaması durumunda aynı makamda kalma mesajını veren bir liderlik kitleleri arkasına takıp değişim yaratamaz.
• Hem genel başkan hem de başbakan olan biri karşısında diğer adayların seçim kazanma şansının düşük olduğu tarihsel ve literatürel bir gerçektir.

Kurultayın bir sonucu olarak delegenin vermiş olduğu bu ders siyaset yapan ve siyasete yön vermek isteyen herkesin kulağına küpe olmalıdır.

Kurultay ile ilgili yaşananların ötesinde KKTC’nin şu an için ihtiyaç duyduğu en önemli şey siyasi istikrardır. Siyasi isitkrar için ise zaruri olan UBP’de isitkrardır. Zira, esasen yapısal önlemlerin alınma sırası gelmiştir ve bu önlemlerin alınması için seçim ve hükümet endişesini ortadan kaldıracak siyasi irade gereklidir. Bu itibarla şu an ULUSAL BİRLİK zamanıdır.

Kaybedenlerin kurultayda üzerine basa basa ifade ettikleri gibi partilerine hizmet vermeye devam etmeleri beklenmektedir. Aksi takdirde, pariden kopuk yeni oluşumlara gitmenin başarı şansı olmadığını siyasi tarihimizde yuvaya dönen ve bükemediği eli öpen anlayışları iyi etüd ederlerse idrak edeceklerdir.

Kurultayda kazananın ise kaybedenleri kucaklaması ve partide önlerini tıkayıcı ve bunaltıcı komplo içerisine gitmemesi gerekmektedir.

Ancak önemle vurgulamak istediğim bir husus: kaybeden adayları kucaklamanın yolu onları tekrar bakan yapmak değildir. Her milletvekilinin bakan olma lüksu yoktur. 26 milletvekili içerisinde yalnızca 11 kişi bakan ve başbakan olabilmektedir. Gerisi ise dışlanmış anlamına gelmemektedir. Kolalisyon olması durumunda ise bu rakam büyük olasılıkla 9’a düşecektir. Bu nedenle bakan olmayan mebuslar bunu partiden ayrılma gerekçesi kullansalar dahi buna halkımız ve UBP tabanı taviz vermemektedir.

Dolayısıyla özellikle “ÖZÜ SÖZÜ BİR “ sloganını şiar edinen adayların kurultayda söylediklerine sadık kalmaları gerekmektedir.
Bu haber 1298 defa okunmuştur

:

:

:

: