Karmaşık bir dönem

Genel sistem analizlerinde, devletlerin ruh halini göz önünde bulundurmak, yapılan analizin derinliği ve ufku açısından yadsınamaz bir gerçektir.

Genel sistem analizlerinde, devletlerin ruh halini göz önünde bulundurmak, yapılan analizin derinliği ve ufku açısından yadsınamaz bir gerçektir.
Demir Perdenin aralanmasından bu yana geçen yirmi yıllık süreçte yaşanan sistem boşluğu devletler sistemini dünya tarihinde hiç bu kadar çok boyutlu politikalar üretmeye zorlayan bir karmaşıklığa sahne olmamıştı.

Gorbaçhov’un Prestroyka’sı ve Glasnost’unu modern dönemin Rönesans ve
Reformuna benzetirsek (tabi şekil olarak ve içerik olarak kastetmiyorum). Avrupa’nın o dönemlerde yaşadığı Travma’nın kat ve kat fazlasını bugün Gorbaçhov’un bu hamleleriyle modern uluslararası sistem yaşamaktadır. Soğuk savaşın, tarafların belli bir amaç uğruna devletlerin politikalarını şekillendiren küresel akıl ve sağduyunun yerini bugün küresel mantıksızlıklar ve dengesiz hamlelere bırakmıştır. Zira Soğuk savaş döneminde amaçlarını belli bir tehdit üzerine odaklayan sağduyulu devletler, bugün varlığına kendilerinin dahi inanmadıkları
ütopik bir kavrama terörizme odaklanmış bulunuyorlar. Klasik dönem devletler sisteminin açmazları ve tehditleri daima, kendi boyutunda ve boy ölçüşebileceği düşmandan kaynaklanırken bugün sistem, aynen ekonomik dengesizlikte (North-South Gap) olduğu gibi politik anlamda da güçlü (powerful) ve güçsüz (unpowerful) arasında cereyan ediyor! Sömürgeleştirilen üçüncü dünya ülkelerinin (periphery states) makus talihi
tam düzelmeye başladığı denilebilecek bir ortamda, güç gösterisini bu defa dengede olan devletler üzerinde değil, zayıfların manevrasız sahalarında cereyan etmektedir! Bunun altında yatan temel sebepleri, dünya tarihinin en kanlı iki savaşına sahne olan batının kendi iç problemlerini çözmeye giderek uluslararası sistemi de çıkmaza sürüklemiştir.

Uluslararası hukuk normlarını uygulayıcı olarak adlettiği Birleşmiş Milletler (United Nations) sağduyu merkezinin kurallarını çiğnemelerinde aranabilir. Hegomon gücün altında bulunan bu hukuksal işleyen süreci gelişmekte olan ülkelere çekilmiş bir tetik olarak görebiliriz. Hukuksal işleyişler hiç bir zaman çevreden merkeze giden bir anlayışla uygulanmaz, daima merkezden çevreye bir etki söz konusudur, bu şu demektir;Hiç bir devlet, Benim sistemimde uluslararası sisteme bakışım şu yönde o yüzdende uluslararası sistemde uluslararası hukuk kuralları böyle uygulanmalıdır deme lüksüne sahip değildir . Uluslararası hukuk dediğimiz kavram eğer bağlayıcı (binding) olacaksa yaptırım gücü sadece zayıflar üzerinde değil güçlüyle bu normlar çerçevesinde hareket ettirebilecek bir bağlayıcılığı olması gereken kavram olmalıdır. Eğer siz bu kavramı güçlünün, zayıf üzerinde daha bir tahakküm kurmasına göz yumacak bir şekilde tasarlarsanız yada uygularsanız gün gelir bu kavramlar dizimi başınıza bela olabilir. Soğuk savaşta, öcü Rusya’ ydı, aman benim yanımdan ayrılma, benden koparsan öcü seni yer deniliyordu! Bugün? Bugün kim kimi yiyecek? Globalleşen dünyada her aktör diğer aktörlerin ne yaptığını biliyor ve görüyor, buda sistemde analiz karmaşıklığına neden oluyor, 11 Eylül’ de kandırılan milyonlarca kitleler aradan geçen yaklaşık 10 yıllık sürede, terörizm kavramının ütopik bir kavramın; yine o ütopyayı üretenler tarafından sahnelenen bir oyun olduğunu çoktan kavramış bulunmaktadırlar!

Arkasında yoğun bir lobi desteği ile Bush’ un dünya tarihine hediye ettiği( Bush doktrini) terörizm kavramını 11 Eylül ile hortlamasına rağmen bugün hiç bir inandırıcılığı kalmamıştır.

Başka bir açıdan bakacak olursak, sistem kendine daima bir düşman bulmak zorundadır. Zira soğuk savaşın sona ermesiyle NATO’ nun meşrutiyetide sona ermiştir.Çünkü NATO ‘’Sovyet Rusya’’nın tehditini ortadan kaldırmak için kurulmuştu. Bugün de NATO’ya biçilen rol ‘’Terörism’’ ile mücadele olmuştur. Bu ortaya konulan düşmanla savaşır diyecek olursak! Bugün dünya sisteminin en büyük sorunu hiç olmadığı kadar küresel ısınma felaketidir! Eğer bu büyük güçler ve hegemon güç savaşacaksa onunla savaşmalıdır. İnsanoğlunun sonunu getirecek bu konu daha da göz önünde tutulmalıdır. Pragmatik politikalar bir kenara bırakılıp, sorunun çözümü için insiyatif ele alınmalıdır.

Hiç mi akil bir adam kalmadı bu sistemde?


Bu haber 982 defa okunmuştur

:

:

:

: