Kıbrıslı Türklerin bitmeyen cezası

Yazı yazmaktaki tek gayem, insanlara olaylar karşısında bir pencere daha açmak, bir görüş açısı, bir yorum farkı yaratmaktır.
Yazı yazmaktaki tek gayem, insanlara olaylar karşısında bir pencere daha açmak, bir görüş açısı, bir yorum farkı yaratmaktır. Bugünkü yazımı yazmak için bilgisayarın başına oturdum. Dışarıda soğuk bir hava var. Güzel şeyler yazmak istiyorum. Güzel şeyler yazabilmek içinde ülkemde güzel şeylerin olmasını istiyorum. Ülkem, yani Kıbrıs ve özelliklede Kıbrıs’ın kuzeyi oldukça sıkıntılı günler yaşıyor. Birşeyler rayından çıkmış. Aslında raydan çıkma olayı çoktandır yaşanıyor. Bir kopukluk hissediyorum. Ve kendi kendime düşünüyorum. Bu gidişin sonu nereye. Bu noktada aklıma düşen sadece, Sevgili Nazım Beratlı’nın geçenlerde yazdığı gibi ‘Allah sonumuzu hayır etsin’ dileğidir. Geçtiğimiz pazartesi günü bu ülkenin usta gazetecilerinden, Sayın Levent Özadam’ı“Kıbrıs Türkünü Cezalandırmak Lazımmış” başlıklı yazısı ile ilgili olarak, SayınAysu Basri’nin programında radyodan dinledim. Bu yazıyı yazarken çok düşünmüş Sayın Özadam, çok da üzülmüş sesinden belli. Bu bilginin kaynağı elbette merak konu, amaSayın Özadam doğruluğundan emin olmadığı konuyu yazısına taşıyacak bir gazeteci değil. Bu da önemli bir nokta. Yazıda özetle Kıbrıs Türkü’nün cezalandırılacağı söyleniyor. Hem de KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Eroğlu’na. Üstelik KKTC’ye Ankara’dan atanan bir müsteşar tarafından. Nitekim söz konusu müsteşar, Sayın Halil İbrahim Akça, Sayın Özadam’a gönderdiği mesajda ki bu mesaj dün Sayın Levent Özadam’ınköşesinde yayınlandı, KKTC ekonomisindeki açıkların kapatılması için, yine KKTC hükümetinin önlem almasının gerektiği, bu açıkların Türkiye’den gelecek kaynaklarla kapatılmasının beklenmemesi, bunun cezasını Türkiye halkı değil bu ekonomik açıkları yaratan iktidarları seçen KKTC halkının çekmesi gerektiğini söylediğini kabul ediyor. Amacım yangına körükle gitmek değildir. Ama bu tür söylemlerin arkası maalesef gelmiyor. Günlerce Sayın Cemil Çiçek’in küçümseyici konuşmalarını ve tavırlarını tartıştık. Şimdi de bu zatı muhterem günlerce konuşulacak. Türkiye hükümeti yetkililerinde, Kıbrıs’la ilgili bir bilgi eksikliği var kanımca. Bu ülkenin bir şekilde belirlenemeyen bir nüfusunun olduğundan, kaçak iş gücünün varlığından herhalde haberleri yok. Kaldı ki bu memlekette yapılan seçimlere müdahale olduğu biliniyor. Ankara’nın talimatı ile siyasi partiler kurulmuyor mu bu memlekette, her seçim döneminde siyasiler Ankara’nın yollarını aşındırmıyor mu? Ankara’dan gelen bürokratlar köy köy gezip oy istemiyorlar mı destekledikleri siyasi görüşe. Şimdi bu neyin cezası? Böyle bir konunun dile getirilmesine de gerek yok aslında. Zaten, Kıbrıslı Türkler 1950’li yıllardan bu yana cezalandırılıyor. Kıbrıs’ın kuzeyinde aynı kaderi paylaşan insanların çilesi bir şekilde dolmuyor. Memuru cezalandırılıyor, işçisi cezalandırılıyor, esnafı cezalandırılıyor, hayvancısı, çiftçisi, yatırımcısı, üreticisi cezalandırılıyor. İçinde bulunduğumuz süreçte, bu coğrafyada bir siyasi boşluktan bahsedebilir miyiz? Evet bahsedebiliriz. Bunu kabul etmeyenler mutlaka vardır. Ama bu ülkede siyasi anlamda bir boşluk var. Ve bu boşluğu dolduracak bir erkte maalesef görünürde yok. Bu aşamada iktidarda kim olursa olsun, bugün yaşananlar yine yaşanacaktı. Yanlış olan iktidar erkini kaybetmeme adına, bu yaşananlara seyirci kalmak, hatta iktidarı devam ettirme adına halkı kaybetmeyi göze almaktır. Son günlerin siyasi anlamda önem arz eden bir diğer gelişmeleri de yeni oluşum ve Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun yeni bir siyasi parti kurma düşüncesidir. Bu iki girişimin birlikte hareket etme olasılığının yüksek olduğu şeklinde bazı duyumlar var. Hedef, günden güne çöken siyasi sistemin yenilenmesi ve başkanlık sistemine
geçiş sürecinin başlaması. Türkiye Başbakanı Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın başkanlık sistemini Türkiye’ye uyarlama amacında olduğu biliniyor. Sayın Erdoğan Anayasa değişikliği için Türk toplumundan onay aldığı referandumdan sonra bu yönde bir açıklaması olmuştu. Ve bu sistem, model olması açısından ilk önce KKTC’de uygulanacak. Özellikle, Kıbrıs konusunda yaşanması muhtemel tıkanıklık durumunda, çözümsüzlüğün daha da süreceğini varsayarsak bu model daha hızlı bir şekilde uygulanma aşamasına gelecek. Bu gelişmelerin, yeni oluşum ve bu girişimlerin Türkiye’ye yansıması hangi durumdadır, KKTC’deki diğer siyasi partiler, bu olay karşısında ne gibi hazırlıklar yapıyor bilemem ama siyasi gelişmeler açısından, 2011 yılının hareketli geçeceği bugünden bellidir. Tıkanan siyasi sistem ve ülkede yaşanan siyasi boşluk karşısında yeni düşüncelerin, yeni fikirlerin olumlu yönde katkısı olacaktır. Yalnız bana göre dikkat edilmesi gereken, önemli bir husus var. O da toplumun bölünmemesi. Bu ülkeye yapılacak en büyük hizmet bir bütün olarak toplumun ihtiyaçlarını ve mağduriyetlerini gidermektir. Bu ülkede yaşayan insanlar bir bütün olarak hak etmedikleri yaşam şartlarına zorlanıyor. Bir kesimin sesi olmak düşüncesi son derece yanlış ve sadece kutuplaşmaya hizmet edecek bir düşüncedir. O halde herkes doğduğu yere göre, bir oluşum başlatsın kendi hakkını kendi arasın. Bir kesime yönelik politika ve açılımlar yerine toplumun geneli için cesaretli adımların atılmasını herkes ayakta alkışlar.
Bu haber 489 defa okunmuştur

:

:

:

: