Sol ayağım

Yaşam tercihlerimiz sorulduğunda pekçok seçenekte dura dura nedenleriyle yanıtlar veririz, veririz de tercih yapamadığımız durumlarda ne yazık ki her şey tüm anlamını yitiriverir. Doğuştan gelen özelliklerimiz bunlardan en önemlisidir.
Yaşam tercihlerimiz sorulduğunda pekçok seçenekte dura dura nedenleriyle yanıtlar veririz, veririz de tercih yapamadığımız durumlarda ne yazık ki her şey tüm anlamını yitiriverir. Doğuştan gelen özelliklerimiz bunlardan en önemlisidir.

Zor durumlar için söylenen beylik bir sözdür “ Çaresizseniz, çare SİZsiniz...” denir. O söz bile yetersizdir bazı durumlar için.

Yazımın adını okur okumaz hemen anımsadığınızı biliyorum. Bir zamanlar en çok
okunan kitaplar dizisinin en başında yer alan Christy BROWN’un “ SOL AYAĞIM” romanı... Hatta daha sonra filmi de yapılmış, bizler gözyaşları içinde izlemiştik.
Zaman zaman hayatın hay huyuna öyle kaptırıveririz ki kendimizi... Bir an, sahip olduklarımızın değerini gözardı etmeye başlarız. Bitmek bilmeyen yakınmalar, memnuniyetsizlikler başlar.

Kitap okumanın bence en önemli yanı, bizim dışımızdaki insanların yaşlam savaşımını yakından öğrenmek, buna göre bir yaşam felsefesi geliştirmektir ... İnsanoğlu sırça saraylarda yaşamamalı, altın kulelerinden çıkıp başkalarının gerçeklerini de öğrenmeli... Öyle iyi anlamalı ki, hatta bunu taaa yüreğinde hissetmelidir...
İrlandalı Brown, doğuştan beyin felçlidir. Yıl 1932... Neyse ki annesi üç aylıktan itibaren bir şeylerin yolunda gitmediğini anlar. Bir yaşında çareler aramaya başlanır. Başını tutamayan, el ve ayaklarını kullanamayan bebeğe çevresindekiler hatta doktorlar bile zeka özürlü damgasını yapıştırırlar. Sadece anne bunu kabul etmez ve oğluna inanılmaz destek verir. Hayatını ona adar. Aralarında sözsüz anlaşmalar geliştirirler. Brown, beş yaşında sol ayak parmaklarını kullanmaya başlar. Daha sonra yazmayı, resim yapmayı, hatta yavaş yavaş homurtu şeklinde olsa da konuşmayı öğrenir. Yirmili yaşlarda hayatını kaleme alır. Satırlar arasında gezinirken çaresizliğin ne demek olduğunu öyle acı anlarsınız ki, sahip olduklarınız kafanıza dank eder...
Büyüleyici, okuyana ilham veren bir cesaret öyküsüdür bu... Zaman zaman hepimizin böylesi cesaret öykülerine ihtiyacımız vardır. En çok da çocuklarımız ve gençlerimizin... Onlar öğüt almaktan ve eleştirilmekten nefret ederler. O zaman en doğru yol, onlara, yaşamları güçlükler içinde geçen insanların yaşam öykülerini anlatmak; onları yakından tanımalarını sağlayacak kitapları uzatmak olacaktır. Yetişkin olup da karşısındakini anlamak istemeyen, yüreği özürlü pek çok insanımız için de bu metodun iyi sonuçlar vereceğine yürekten inanıyorum... Başkalarını, ancak kendimizi onların yerine koymayı öğrendiğimizde anlarız...
Bu haber 167 defa okunmuştur

:

:

:

: