Hükümete “samimiyet”, sendikalara “feraset”, işadamlarına “insaf”, TC Elçiliğine ise “dirayet” gerek!..

Bugün ülkemizde yaşananları büyük bir şaşkınlıkla izlemekteyim. Şöyle ki, hükümetin aldığı ekonomik önlemlerin yansıması olarak yaşadıklarımız farklı toplum katmanlarına her kafadan bir sek çıkarma ortamı yaratmıştır.
Bugün ülkemizde yaşananları büyük bir şaşkınlıkla izlemekteyim. Şöyle ki, hükümetin aldığı ekonomik önlemlerin yansıması olarak yaşadıklarımız farklı toplum katmanlarına her kafadan bir sek çıkarma ortamı yaratmıştır.

Üzülerek ifade etmek istiyorum ki, ülkede yaşanan ekonomik ve siyasal olgularla ilgili tüm aktörlerin tavrı KKTC ‘y düze çıkaracak bir vizyon ortaya koymamaktadır.

KKTC ekonomisine ve siyasetine yön vermek üzere yola çıkan tüm aktörlerin tavrı maalesef statükonun devamını sağlamaya yöneliktir.

Evet yanlış okumadınız gerek hükümetin, gerek sendikaların, gerek işadamlarının gerekse TC Elçiliğinin tavrı mevcut statükonun kökleşmesini sağlama yönündedir. Bu konudaki tespitlerimi aktörler bazında aşağıdaki gibi açıklayabilirim.

Hükümetin almış olduğu önlemler sadece mutlak değerler üzerinde odaklanırken gerçek anlamda mali disiplin yaratmak için kurumsal, yasal ve idari önlemleri hayata geçirmemekte, sürdürülebilir ekonomi için başta bürokrasi olmak üzere yatırım iklimini iyileştirici önlemler alamamakta, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanımı için bu kaynakları özerkleştirmek ve profesyonelleştirmek için kılını kıpırdatmamakta, performans bütçeleme ve buna bağlı performans denetimini hayata geçirememekte, fincancı katırlarını ürkütmemek için çağdaş vergi sistemi ve kayıt dışı ekonomiyi önleyici icraatları cilalı sözlerle sınırlı kalmaktadır. Bunlardan daha önemlisi ise, halkı inandırmak ve hükümeti samimi bulma yönündeki en çarpıcı gerçek başta kamu çalışanları ve emekliler olmak üzere toplumun tüm kesimlerini fedakarlığa zorlarken başta siyasiler ve üst düzey bürokratların neredeyse hiç fedakarlık yapmadıklarını sağır sultan duymuştur. Dolayısıyla, daha önceki yıllarda mali yapımızın daha iyi olmamasına karşın 13. maaşa ilaveten peşin maaş ödemeleri ve hak adına diğer rüşvetlerin halka neden verildiğini ve bunların neden peyderpey geri alındığını hükümet, Türkiye Cumhuriyeti’ni günah keçisi yapmadan halka samimi olarak anlatmalı ve kavratmalıdır.

Sendikalar ise sözde “Toplumsal Var Oluş” mücadelesi adı altında yok oluşta ısrar etmektedirler. Ürettiğimizi ve kazancımı aşan bir şekilde cevizcinin çuvalından yaptığımız harcamaların bugün itibariyle sürdürülemez olduğunu sendikaların idrak etmesi gerekmektedir. Esas olanın ürettiğimiz kadar tüketmemiz olduğunu başta hükümet olmak üzere sendikaların da anlaması gerekmektedir. Ayrıca, sendikalar anlamsızca hak iddia etme yerine temsil ettikleri kurumların etkinlik ve verimliliğinin de takipçisi olmalıdır. Bugün durumları yürekler acısı olan özellikle sağlık, eğitim ve bürokraside en az hükümetler kadar sendikaların da sorumlu olduğu bilinciyle sendikaların yeni vizyona bürünmesi gerekmektedir.

Kayıt dışı ekonomi de en önemli payları olan işadamlarının kısa vadeli çıkar peşinde koşmaktan vazgeçmeleri gerekmektedir. İthalata dayalı iş yapıyorsa her türlü korumacılığın kalkmasını ama üretime dayalı ise koruma duvarı talep etmeyi, her türlü affı, devletten teşvik talep etmeyi çok iyi beceren iş adamlarımız kurumsallaşma ve profesyonel yönetim konusunda duyarsız kalırken, neredeyse kendi kurumsallaşmaları için de teşvik adı altında devletten nemalanmayı amaçlamaktadırlar. Kendilerine haksızlık yapılırken aslan kesilirken, asgari ücretin altında dahi çalıştırdıkları insanımızı hem gayri yasal hem de ahlak dışı olarak günde 12 saat çalıştırmakta ve sosyal güvenlik katkılarını dahi yapmamaktadırlar. Bu açıdan bu gibi işadamlarına insaf dilerken işini doğru, dürüst ve ahlaklı yapanları da tenzih ederim.

Türkiye Cumhuriyeti açısından ise durum en vahim olanıdır. Çünkü TC Elçiliği oyunun hakemi niteliğindedir. Şöyle ki, geçmişte mali yapımızın daha bozuk olduğu yıllarda dahi Türkiye Cumhuriyeti KKTC’ye oldukça cömert davranmış ve bunu sorgulamamıştır. Yani, Kıbrıs Türkü hiçbir hak talep etmeden bu imkanlar kendisine tanınmıştır. Ancak, bu hakların kendisinden alınmaya çalışılan Kıbrıs Türküne suçlu muamelesi yapılmaktadır. Maalesef bu izlenim, Kıbrıs “Türkünün hakir görüldüğü ve hakaret edilerek şamar oğlana döndürüldüğü” şeklinde önyargı halini almıştır. Bu önyargıyı ortadan kaldırmak ise Türkiye hükümetinin elindedir. Bu çerçevede, ilişki düzeyi, ast-üst, komutan-er, amir-emir, sert baba-şımarık oğul karakterinden çıkarılıp sözde değil özde iki devlet seviyesine çekilmelidir. Aksi takdirde, kendisinin itibar etmediği bir devlete başkalarının itibar etmesini bekleyemez. TC adeta bir IMF gibi ekonomimize katkı koyan projelere destek vermelidir. Fisıbıl ve doğru görmediği projelere destek vermemekte tabi ki haklıdır. Bu çerçevede, Türkiye Cumhuriyeti KKTC ekonomisini sürdürülebilir kılmak için yatırım iklimi, kayıt dışı ekonomi, kamu reformu, çağdaş vergi sistemi gibi yapısal projelerin gerçekleşmesi için baskı unsuru oluşturmalıdır. Ancak, maalesef TC elçiliği bugüne kadar üçün beşin hesabını yaparak KKTC hükümetine toplumsal tepki uyandıracak şekilde müdahale etmiş ama halen daha yapısal önlemlerin gerçekleşmemesine seyirci kalmıştır. Bu açıdan TC Elçiliğine dirayet diliyoruz.
Bu haber 1205 defa okunmuştur

:

:

:

: