İşsizlik çelişkisi ve bir fıkra

Kime sorarsanız sorun, KKTC’nin en önemli içsel sorunlarının başında işsizlik gelir.
Kime sorarsanız sorun, KKTC’nin en önemli içsel sorunlarının başında işsizlik gelir.
Peki, işsizlik sorunu nasıl bir sorundur. Yani adama göre iş mi bulunamıyor, yoksa
işe göre adam mı yok. İşsizlik sorununun yaşandığı bu ülkeye çalışmak için her gün
birçok insan geliyor. Bu ülkede işsizlik varsa bu insanlar niye bu ülkeye geliyor.
Hatta gelmekle de kalmayıp çalışacak işte buluyorlar. Evet, bu ülkede işsizlik
sorunu var. Fakat yanlış olan ülkede her alanda mı iş yok, yoksa devlet işi mi yok.
Şu noktaya da katılırım. Devlet işi her yönden, olumlu olanaklar sağlar. Ve
siyasilerin oy almak için en çok verdikleri vaat devlet işidir. Ve devlette
çalışmak, bu ülke de insanca yaşamının nerdeyse garantisi demektir. Devlet memuru
değilseniz, bankalardan kredi alamazsınız. Bankalardan kredi alsanız bile uygulanan
faiz oranları devlet memuru ve özel sektör çalışanları için ayrı ayrı
tarifelerdendir.

Kıbrıslı Türkler 1974 öncesinde, daha çok kendi işi, kendi emeği ile ekmek parsı
kazanan bir toplumdu. Daha sonraları, özel sektörden, özel girişimden yavaş yavaş
uzaklaşmaya başladı. Ve bu gün hemen herkesin şikâyet ettiği bu günkü tablo ortaya
çıktı. Bu gün kaç tane, Kıbrıslı Türk inşaatlarda çalışıyor. Yada şöyle sorayım. Kaç
kişi inşaatlarda çalışmak istiyor. Kaç aile çocuğunun inşaat ustası, demirci ustası,
elektrikçi, tesisatçı hatta berber veya bir otelde garson, aşçı olmasını istiyor.
Bizim gençlerimiz, insanlarımız değil mi? Güney Kıbrıs’ta bu alanlarda çalışan.
Kıbrıs’ın kuzeyinde bu anlamda ücretler bakımından, güvence bakımından, her yönde
eksiklikler vardır. Bu da bir gerçektir. Bu tür mesleklere genç insanları
yönlendirecek, teşvik edecek hiçbir kolaylık, hiçbir olumlu girişim yoktur. Her
şeyin ilk adımı paradır. Yapılacak girişim konusu ne olursa olsun, ilk önce devletin
uyguladığı prosedürden geçer. Önemli ve garantisi olmayan bir sermaye birikimi,
devlete ödenecek harçlar daha işe başlamadan insanların hevesini kırar. Hele bir de
her şeyi tam ve usulüne göre, yani doğru şekilde yapmak isterken, başkalarının
kural, kanun, yasa tanımadan keyfi ve kaçak şekilde rakibiniz olması ve haksız bir
rekabet oluşması da insanları özel sektörden, girişim yapmaktan uzaklaştırdı. Buna
devlet olanaklarının seçim malzemesi olarak kullanılması da eklenince kimsenin
mücadele etmeye gücü kalmadı. Bu noktada, en büyük görev yine devletin. Girişimciyi
destekleyici adımları atmak, genç insanları kendi mesleklerini icra etmeye
özendirmek, her anlamda teşvik etmek hem işsizliği azaltır, hem de devletin ve
siyasilerin üzerindeki baskıyı.

Yeri gelmişken bu konu ile ilgili olarak sizlerle bir fıkrayı paylaşmak isterim.
Devlet bir gün geniş ve boş bir araziye geceleri göz kulak olacak, 500 TL maaşla bir
bekçiyi işe almaya karar verir. İşçi alınır. Fakat bir süre sonra düşünülür;
Talimatlar olmadan bekçi işini nasıl yapacak. Bir planlama birimi kurulur ve
planlamayı yapmak üzere, 750’şer TL maaşla iki kişi işe alınır. Bir süre sonra,
işlerini yapıp yapmadıklarını nasıl kontrol edeceğiz diye düşünülerek, 1000’er TL
maaşla iki denetmen işe alınır. Yine bir süre sonra bunların maaşları hesaplanıp
nasıl ödenecek diye tartışılır. Ve 1500 TL maaşla bir mali müşavir, bir kâtip bir de
statikçi işe alınır. Daha sonra, bunlardan kim sorumlu olacak diye düşünülür. Bunun
içinde 5000 TL maaşlı bir müdür ile 3000’er TL maaşlı iki müdür yardımcısı istihdam
edilir. Gün gelir bu ülkede ekonomik kriz çıkar ve devlet giderlerini azaltmak ve
bütçe masraflarını kısmak için bekçi işten çıkarılır. Evet, fıkra böyle. Şimdi bu
gün, KKTC’nin içinde bulunduğu durumla kıyaslayıp kendi değerlendirmenizi kendiniz
yapın.
Bu haber 426 defa okunmuştur

:

:

:

: