“Siz de Türk müsünüz”

Geçtiğimiz hafta bu gün, İnönü meydanı tarihi bir güne tanıklık ediyordu. Kimse şaşırmasın ama bu olay daha çok konuşulacak..

Geçtiğimiz hafta bu gün, İnönü meydanı tarihi bir güne tanıklık ediyordu. Kimse
şaşırmasın ama bu olay daha çok konuşulacak.. Bir hafta geçmiş olmasına rağmen, bu konuyu bir kez daha bu köşeye taşımaya karar verdim. Amacım, olayı kullanmak değil.


Ama görünen o ki ortada yanlış anlaşılan bazı durumlar var. Bu yanlış anlaşılmalar
da gerçekten üzücü. Bu mitingin ve on binlerce insanın, İnönü meydanına akın
etmesinin sebebi olarak hala daha ekonomik önlemler, maaşlardan yapılan kesintiler
ve 13. maaşların o tarihe kadar ödenmemiş olmasının görülmesi gerçekten anlamsız.
Devletin en tepesinden ve hükümet kanadından yapılan açıklamalar, 28 Ocak
mitinginin, Türkiye karşıtlığı amacı taşıdığının söylenmesi de bir başka ilginç
nokta. Mitingde bu yöndeki düşünceleri besleyecek ve fırsat verecek pankartları
açanlarda, bunlara karşılık olarak, onun bunun çocukları diye karşı pankart
açanlarda hazırda bekleyenlere eşsiz bir fırsat vermiş oldular. Nitekim mitingden
günler sonra, Türkiye basınından bazı gazeteler olaya yer verip sadece işlerine
gelen kısımla ilgilendiler. Türkiye basını olayın tamamı yerine sadece “KKTC’de
Türkiye karşıtı pankart” diye, Baraka Kültür merkezinin pankartını ön plana çıkardı.
Tabi bunun arkası da geldi. Dün bazı sendika, dernek ve siyasi parti temsilcileri
“Genç Mücahitler Derneği” adı ile ortaya çıkan ve Baraka Kültür Merkezi önünde
küfürlü pankart açan gruba cevaben bir eylem düzenledi. Bu da yetmedi tabi. Onlara
karşılık olarak da UBP’li gençler eylem sırasında pankartlı cevap verdi Sonuç olarak
bu ortamı yaratmaya çalışanlar kazanmış oldu. İş öyle bir noktaya getirildi ki bu
ülke de yaşayan herkes, Türkiye sevgisi, milliyetçilik, Türklük, özgürlük
söylemlerince sorgulanmaya, ayrıştırılmaya ve bölünmeye başladı. Konuyu başarılı bir
şekilde buralara taşıyan(!) herkesi kendi adıma kutluyorum. Bu ülkeye en büyük
kötülüğü yaptılar. Helal olsun!


Hiçbir siyasi düşünceye bir diğerinden, daha fazla yakınlığım yoktur. Toplumsal
birliktelik, beraber üretip, beraber kazanmak ve bu ülke için beraber harcamak benim
önceliğimdir. 28 Ocak günü on binlerce insan her türlü ayırıma rağmen tek bir amaç
için toplanmışsa herkes daha fazla geç olmadan oturup düşünmeli ve mesajı iyi
almalıdır. Bir ülkede yaşayan insanların önemli bir kısmı gidişattan memnun değilse
o ülkede her şeyin yolunda gittiğini söyleyemezsiniz. Bu noktada önemli olan
toplumun isteği ve iradesinin hangi yönde olduğudur. Toplumun gücünü hiçe saymak en büyük hatadır. Bakın toplum gücüne yönelik Türkiye başbakanı Sayın Recep Tayip Erdoğan, Mısır’da yaşanan olaylarla ilgili olarak Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek’e
nasıl seslenmiş “Biz her zaman bölgemizdeki ülkelerin iç barışlarını ulusal
uzlaşılarını birlik ve bütünlüklerini, demokratik gelişimlerini destekledik. Bu grup
mazlumların sesini tarihe yazmış bir gruptur. Şunu çok iyi anlamak durumundayız.
Tarihte baskı ile sindirme ile ayakta kalmayı başaran hiçbir yönetim yoktur. Hak ve
özgürlüklere hiçbir yönetim kayıtsız kalamaz. Halkın demokratik taleplerine hiçbir
iktidar kayıtsız kalamaz. Cumhuriyetimiz her geçen gün daha ileri demokrasiye doğru
yol almaktadır. Demokrasi halkın sesine sahip çıkmayı bunları yönetime yansıtmayı
gerektirir. Halka gönlünü, kulağını kapatan yönetimler uzun soluklu olamazlar.
Halkın hiçbir haykırışı karşılıksız kalamaz. Halka rağmen, hiçbir iktidar ayakta
kalamaz. Devlet halk içindir. Halkın varlığı ile iradesi ile desteği ile ayaktadır.
Biz kendimiz için ne istiyorsak dostlarımız ve kardeşlerimiz içinde onu istiyoruz.
Biz kendimiz için demokrasi, refah, adalet istiyorsak, kardeşlerimiz içinde aynısını
istiyoruz. Biz nasıl huzur, istikrar, kalkınma istiyorsak kardeş ülkeler içinde
aynısını istiyoruz”. Son günlerin en sıkıntılı, en karmaşık ülkelerinden biri Mısır.
Mısır da hem İsrail hem de ABD’nin çıkarları aslında, Cumhurbaşkanı Mübarek’in veya
onu aratmayacak bir yönetimin iş başında olmasından yana ama Mısır halkı değişim b
ayrağını açmış durumda. Her ne kadar istenmeyen olaylar yaşansa da Mısır halkı
demokrasi istiyor.


KKTC’den Mısır’a kısa bir geçiş yaptık. Fakat konu elbette ülkemiz.Türkiye Başbakanı
Sayın Erdoğan’ın Mısır Cumhurbaşkanına karşı seslenişine yazımın önceki
paragraflarında yer vermiştim. Ve bir başka seslenişte ABD başkanı Obama dan
gelmişti. ABD başkanı Obama 4 Haziran 2009’da Kahire Üniversitesinde yaptığı
konuşmada ülke halkları ile ilgili şunları söylüyordu “ Tüm ulusların bazı özlemleri
ve talepleri olduğuna yürekten inanıyorum. Bu talepler şöyle;İradesini ortaya
koyabilme, yönetiliş biçiminde söz hakkına sahip olma, hukuk, devletine güven,
adaletin herkese eşit dağıtılması, şeffaf ve halkın kaynaklarını çalmayan bir
hükümet, dilediği biçimde yaşama özgürlüğü”. Türkiye Başbakanı Sayın Erdoğan ve ABD Başkanı Barak Obama’nın bu söz ve düşünceleri tüm insanlığın, tüm ülke halklarının ortak arzusudur. Buna şüphe yok. Fakat, her halk bu isteklerini kazanma şansına sahip olamayabiliyor. Buna bir örnekte KKTC halkıdır. Kıbrıs Türk Halkı bu gün için bu düşüncelerin neresindedir? Bu sorunun cevabını en doğru şekilde bulmak için, bu ülkede yaşayan her birey öncelikle cevabı kendisi vermelidir.



Bu haber 1291 defa okunmuştur

:

:

:

: