2 Mart mitingi engellenebilir mi?

28 Ocak’ta yapılan, miting başarıya ulaştı denebilir. Miting ve sonrasında yaşananlar, konuşulanlar, tartışılanlar artık sadece, KKTC veya Türkiye de değil, güney Kıbrıs’ta hatta AB ‘de de gündemde.
28 Ocak’ta yapılan, miting başarıya ulaştı denebilir. Miting ve sonrasında yaşananlar, konuşulanlar, tartışılanlar artık sadece, KKTC veya Türkiye de değil, güney Kıbrıs’ta hatta AB ‘de de gündemde. Öncelikle bu ikilemi ve tartışmaları birebir yaşayan bizler, yani Kıbrıslı Türkler açısından incelemeye devam edersek, bu konunun bu kadar uzatılması bir yerde yanlış bir yerde de doğru. Yanlış olan konu uzadıkça yeni açıklamalar, hem Kıbrıs’ın kuzeyinden hem de Türkiye den gelmeye devam ettikçe, bir uzlaşı noktasına ulaşmanın da zorlaşması yani aynen “Yangına körükle gitme” meselesinin uygulanması. Konunun uzatılmasının ortaya çıkardığı doğru ise herkesin, tabi ki bir hassa Türkiye hükümetinin aynen eteğindeki taşları dökmesi meselesi.

Son dönemlerde siyaset ve ülkedeki ekonomik konularla ilgili yazdığım yazılarda ve söylemlerimde, bu günkü ortamın KKTC’de siyasi bir zafiyet yarattığını ve esas amacın yeni bir siyasi sistemin kurulması olduğunun altını çizdim. Nitekim önümüzdeki aylarda yeni siyasi partilerin siyaset dünyamıza katılacağı yönünde ciddi duyumlar var. Bunlar ne kadar kabul görür, ne kadar toplumun ihtiyaçlarına cevap verir şimdilik muamma. Ama unutulmaması gereken nokta, içinde bulunduğumuz süreçten en çok etkilenen, onuru kırılan, siyasetçisine, seçtiklerine, yöneticilerine güveni yerle bir olan bu toplumun artık tercih yapmadaki önceliklerinin değiştiğidir. Hatta genel görüş, AKP hükümetinin uygulamak istediği bu siyasi senaryo gereği, bugün bu çatışma ortamının yaratıldığıdır. Bu görüşün gerçeklik payı varsa, bu düşüncenin ters tepmesi de yüksek bir olasılıktır. Sendikal platform yeni miting tarihini 2 Mart olarak açıkladı. Bu karar haber ajanslarında “Flaş” haber olarak geçti. Hükümet suskunluğunu bozmama kararı alırken, Cumhurbaşkanımız haklı olarak birlik çağrısı yapıyor. Türkiye hükümet yetkilileri, kırgınlıklarını dile getirerek, 28 Ocak mitinginde rahatsız oldukları tavırları ve bunların baş aktörlerini, KKTC makamlarının yargılaması gerektiğinin imasını yapıyorlar. Türkiye de yapılan her eylem, her gösteri mutlaka olaylarla, polis copları, biber gazları ve itiş kakışla bitiyor. Ve tabi ki tutuklanmalarla ama KKTC’de yapılan hiçbir eylemde bu tür olayları yaşamadık. Bu da demokrasinin bu ülkede ve ülke insanında hangi noktalara da olduğunun bir göstergesidir.



2 Mart mitingi yapılır mı? Şimdi gündem bu konuya odaklanacak. 28 Ocak mitinginin yaptığı etki düşünülürse, konunun tarafları bu defa daha hazırlıklı olacak. En başta sendikalar, daha kalabalık bir miting için daha fazla efor sarf edecek. Daha fazla kalabalık, daha fazla ses demek, daha fazla kalabalık, daha fazla tepki ve güç demek. Bunun karşılığında Türkiye hükümeti günlerdir dile getirdiği rahatsızlıkların bir daha yaşanmamsı için, mutlaka ve mutlaka KKTC hükümetine telkinde bulunacak ve bu sefer daha ciddi ve daha katı önlemler isteyecek. Bu noktada hükümetin ve en başta Başbakan Sayın İrsen Küçük’ün işi gerçekten zor. Bu ülkede bu günkü ortamda Sayın Başbakanın yerinde olmayı kimse istemezdi. Çünkü bu mitingin yapılmaması için baskılar bu günden tezi yok başlayacaktır. Bu noktada üç önemli eleştiriyi de yapma ihtiyacı hissediyorum. Birincisi KKTC’de sürdürülemez olan siyasi yapının yıllarca içinde olan bazı düşüncelerin, bir anda ortaya çıkıp boy göstermesini anlayamıyorum. İkincisi, bazı basın organlarının, gazetecilerin, köşe yazarlarının hatta Televizyon programlarının sansürlenmesi, kapatılması ve yayından kaldırılması suretiyle, antidemokratik bir girişimin yapılmasını bu noktada kınıyorum. Türkiye ile KKTC arasında var olan ve konuşulmayan, üstü hep örtülen konuların sorunların, tartışılması sadece çözüme ve daha sağlıklı bir ilişki ağının oluşmasına yardım edeceği gerçeği baskı ile engellenmek isteniyor. Üçüncü eleştirimde, bizi ta evvelden bu toprakların bir ortağı olarak görmeyen, azınlıktan öte haklarımızı kabul etmeyen ANNAN planına hayır diyerek, o güne kadar bu coğrafyada çözüme en çok yaklaşılan fırsatı eliyle iten Rum toplumunun, Türkiye ile KKTC arasındaki gerginliği kullanma çabalarınadır. Avrupa Parlamentosu sol grup üyesi Kıbrıslı Rum Takis Hadjigeriou, Avrupa komisyonu başkanı Barrosso ve komisyonun genişlemeden soru mlu üyesi Füle’ye bir mektup göndererek, Türkiye Başbakanı Sayın Erdoğan’ı şikayet etti. Erdoğan’ın son günlerde Kıbrıslı Türklerle ilgili yaptığı açıklamaların kabul edilemez ve aşağılayıcı olduğunun altını çizen Hadjigeriou Kıbrıs adasının neden bu durumda olduğunun özeleştirisini yapacağına, Türkiye’ye saldırmak için Kıbrıslı Türkleri kullanmayı denedi. Şimdi özeleştiri yapma sırası Türkiye ve de elbette KKTC yönetiminde, tabi ki sendikalar ve toplumda bu noktada üzerine düşeni yapmalı. Sorunlar ulu orta aleni değil, sağduyu ve devlet ciddiyetine yakışır düzey ve anlayışta tartışılıp ortak çözüm noktaları bulunmalı.
Bu haber 759 defa okunmuştur

:

:

:

: