Anavatan

Kıbrıs’ta 1963 yılında hızlanan ve 1974 20 Temmuzu’nda sona eren olaylar aslında bir geçmişin ve bir birikimin eseriydi. Bu olayları her iki toplumun liderleri ve teşkilatları da inandıkları görüş doğrultusunda yönlendirmişlerdi.
Kıbrıs’ta 1963 yılında hızlanan ve 1974 20 Temmuzu’nda sona eren olaylar aslında bir geçmişin ve bir birikimin eseriydi. Bu olayları her iki toplumun liderleri ve teşkilatları da inandıkları görüş doğrultusunda yönlendirmişlerdi. Kim ne derse desin, Kıbrıs’ın bu günkü duruma gelmesinde, Rum toplumunun ENOSİS hayali önemli bir etkendir. Lozan Anlaşması’yla İngilizlere bırakılan Kıbrıs’ta 1946 - 1947 yıllarında İngiliz idaresi tarafından aşamalı olarak bağımsızlığa geçiş yönünde iki halka bir öneri yapıldı.

Türkler bu öneriye “EVET” derken Rumlar başta kilise olmak üzere “HAYIR” dediler. Aynen 2004 yılında “ANNAN” Planı’na ‘hayır’ dedikleri gibi. Rumlar, ENOSİS hayalini gerçekleştirmek için önce BM’ye başvurarak, Kıbrıs için kendi kaderini çizme hakkı istediler. Çünkü nüfus olarak onlar çoğunluktaydı ve bu yolla Yunanistan’a bağlanmak daha kolaydı. 1950’li yıllarda Türkiye hükümet yetkilileri “Türkiye’nin Kıbrıs diye bir meselesi yoktur” yaklaşımını dile getiriyorlardı. Bu yaklaşımda Rumları cesaretlendiriyordu. Fakat adayı Yunanistan’a bırakmak istemeyen İngilizler ve adanın Yunan ve Türklere bırakılması ile bölgede etkin olmak isteyen Amerika anlaşarak, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasını ve bağımsız bir devlet yapısının oluşmasını sağladılar. Ama yine olmadı. Bu defa “ENOSİS” beklentisine karşı olarak “TAKSİM” yaklaşımı dile getirilmeye başlandı. 1974 yılının 20 Temmuz’un da, Türkiye’nin adaya yaptığı askeri harekat, Kıbrıs’ta geriye dönülmesi zor bir yolun başlangıcı oldu. Birçok Türk Güney’deki evlerini bırakarak Kuzey’e geçti. Birçok Rum da ayni koşullarda Güney’e akın etti. Bu her iki toplumunda ilk göçü değildi. Özellikle de Türklerin. 1974’deki göçe dönersek anacığımın anlattığı şöyle bir anısı vardır: Rahmetli babamla ayrı ayrı gruplarla beraber dağları aşarak kuzeye geçmeye karar vermişler. Annemin beraber olduğu grup, Rum askerlerince yakalanır. Hemen tek sıraya dizilirler ve önlerine ayaklı, makineli tüfekler sıralanır. Artık kurşunlanmaları an meselesidir. Tam o anda, Rum askerler kendi aralarında konuşmaya başlarlar. Ve birisi şöyle der “Biz bunları öldürürsek Karaoğlan (Bülent Ecevit) bizi yaşatmaz”. Rum askerler, yakalanan Türk esirleri BM askerlerine teslim ederler ve bu yolla, Türk tarafına iade gerçekleşir. Ve 1974 sonrası. O dönemleri yaşım itibarı ile yaşamayan birisi olarak, doğum yılım 1975’ten sonra gerek okul dönemlerinde gerek o günlerin acısını, zorluklarını anlatanların ve Kıbrıs’ın, Kıbrıs’ta yaşamanın, Kıbrıslı olmanın çilesini yaşayan büyüklerimin söylemlerinden Türkiye ve Türk insanına karşı her Kıbrıslı Türk gibi minnet duydum.

Türkiye’yi “ANAVATAN” tanımı ile tanıdım. Bu gün için bu konuyu sorguluyorsam bunun sebebi şudur. Bir Kıbrıslılık kimliği var mı? Geçmişe baktığım zaman böyle bir kültür vardır. Peki, Kıbrıslı Türkler 1975 yılında Türk askerini bağrına basarken ne hissedip ne bekliyorlardı? Elbette Rum’a karşı yılların ezikliğinden kurtulmanın gururu vardı. Bugüne gelirken beklentiler karşılandı mı? Kesinlikle hayır. 37 yıldır Kıbrıs’ın kuzeyinde oluşturulan yapı gün ve gün tıkanmaya başladı. İşte 28 Ocak ve 2 Mart iradesi bu tıkanıklığın ve bu gidişatın dur denmesine karşı toplumun ses vermesidir. Fakat bu ses yanlış anlaşılmıştır. Bu sesi herkes kendince kullanmaya başlamıştır. KKTC hükümeti, Ankara hükümetine yaklaşmak ve iktidarın devamını sağlamak için bu iradeyi kullanırken, Ankara hükümeti kendi iç siyasetine bu tartışmaları malzeme yapmıştır. İşin diğer tarafında toplumun sesini organize eden sendikalar olayı siyasi boyutlara çekmiş ve Türkiye’yi AB’ye şikayet etmek için yollara düşmüştür. Bu ekonomik protokol uygulamadan kaldırılırsa, KKTC’de sorunlar bitecek mi? O zaman toplumsal varoluş sağlanacak mı? Keşke çok çok önceleri Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutmayan AB ülkelerine bir de protesto amacıyla bazı girişimler yapılsaydı. Bunların yanında bazıları hemen fırsat yaratıp şükran ziyaretleri gerçekleştiriyor. Varoluş mitingleri yanında şükran mitingleri organize ediliyor. Ve fırsattan faydalanılarak kimin iyi olduğu kimin kötü olduğu sorgulamasıyla bu toplum kutuplaştırılıyor. Yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığım Kıbrıs’ın bu gün içinde olduğu durumdan en çok pay sahibi olan, Rum yönetimleri ve kilisede boş durmuyor elbette. Onlar da bu durumu tepe tepe kullanıyor.

Aslında konum başka bir yönden Anavatan tanımına bakmaktı. Fakat yaşanan gelişmeleri bir yazıya sıkıştırmak ve fikir üretmek de bazen mecburi oluyor. Evet, atalarımız yani Kıbrıslı Türklerin kökenleri, Türkiye’den, Anadolu’dan geliyor. Soru şu;
Ataların geldiği topraklar mı Anavatan, yoksa doğup, yaşayıp bir ömür harcanan, bir
hayat kurulan, sınırları korunan toprak mı Anavatan? Mesela; Türkiye’den Almanya’ya giden gurbetçi insanların çocukları bu gün dünyanın en iyi spor kulüplerinde, Alman
milli takımında görev alıyorlar. Ve kendilerini Alman vatandaşı gibi hissettiklerini söylüyorlar. Hatta Türkçe dahi bilmeyenler var. Evet, bu konu çok hassas ve manevi yönü ağır basan bir konudur. Aslında anlatmak istediğim, hem Kıbrıs’ın kuzeyinde, hem de Türkiye de “ANAVATAN” yaklaşımının menfi çıkarlar için kullanıldığı, istismar edildiğidir.

Bu haber 477 defa okunmuştur

:

:

:

: