Aç kapıyı bezirganbaşı...

Çocukluğumuzda zevkle, keyifle oynadığımız, grupça oynanan bir oyunun adıdır bu... Bizim kuşaktan olanlar bilirler... Elbette büyüdük, oyunlarımız da dünlerde kaldı. Bana göre hayat da bir oyun aslında... Gerçekleriyle, dalavereleriyle oynanan acımasızca bir oyun hem de...

Çocukluğumuzda zevkle, keyifle oynadığımız, grupça oynanan bir oyunun adıdır bu... Bizim kuşaktan olanlar bilirler... Elbette büyüdük, oyunlarımız da dünlerde kaldı. Bana göre hayat da bir oyun aslında... Gerçekleriyle, dalavereleriyle oynanan acımasızca bir oyun hem de...

Son yıllarda en büyük sorun, hesapsızca, kitapsızca, akın akın gelenlerle artan nüfus... Kapısız, penceresiz hatta bacasız kocaman bir eve benziyoruz. Durun durun Nasreddin Hoca’nın mezarındaki espri aslında bu... Akşehir’de Hoca’nın mezarının çevresi açıktır ama kocaman bir demir kapıda, kocaman da bir kilit asılıdır. Biz nasıl bir ülkeyiz ki herkes elini kolunu sallayarak, sorma gir hanı gibi içeri dalıyor. Haydi geldi diyelim, canı istediği kadar, kimseye hesap vermeden kalabiliyor. Kardeşim burası bir ada... Yani bir otobüs diyelim mesela... 50 kişilik otobüse 60 kişi alabilirsiniz. Haydi 70 kişiyi de tıktığınızı düşünelim. Ama 100 ya da 150 kişi ASLA olmaz... Hesap kitap belli... Bir ekmekle kaç kişinin karnı doyar? Sorusu gibi bir şey... Bu hesabı yapmak için allame-i cihan olmanıza da gerek yoktur. Her şey meydanda... Daha ne kadar kıvırarak bu işleri, “ Pekala oluyor...” la halletmeyi düşünüyorsunuz.
Ada’da yaşayanların birbirlerini yemelerini bekliyorsanız, eli kulağında, az kaldı... Zaten bizi birbirimize düşürmeye yer arayanlar, fırsat kollayanlar pusuda... Eline fırsatı geçirenler de hiç vakit kaybetmeden “ Vur abalıya...” misali suçu Kıbrıslı’ya yıkıyor. Kısacası hep biz kabahatliyiz yani... İnsanın aklına Nasreddin Hoca’nın HIRSIZ fıkrası geliyor. Fıkrada, durmadan suçlanan Hoca, itiraz eder... “ Hırsızın hiç mi suçu yok!...” diye... Biz de o durumdayız yani... Tekrar ediyorum. “ Sorma gir hanı” bir memleket olduk. Çocuklarımız üniversite mezunu ve işsiz... Geçen hafta açılan iş münhallerine başvuru sayısı bin beş yüz ile üç bin arası deniyordu. Elbette şirketlerin bünyelerinde emekli, Türkiyeli çalışan sayısı hızla yükseliyor... Bakın araştırın. Habire ithal ediyoruz, hatta şöför bile... Bizimkilere kıran mı girdi? Neden Kıbrıslılara öncelik verilmiyor acaba?

Ben de köken olarak 1975 yılında Ada’ya yerleşenlerdenim. Ne idüğü belirsiz insanların burayı doldurmalarını istemiyorum. İşsiz güçsüz herkesin, bir zamanlar “ İstanbul’un taşı toprağı altın...” dercesine adayı istila etmesi canımı sıkıyor. 50 yıl öncenin zihniyetini 21. yy. a taşımanın anlamsızlığına isyan ediyorum. Bu arada Türki devletlerden, Pakistan’dan gelenler de cabası...

Buna bir çözüm bulmak amacıyla nüfus sayımı gündemde. O da yine dıştan gelen baskıyla... Çok merak ediyorum, bir evde yaşar görünen 4 kişinin yanında 15 kişi daha yaşıyor, onları sokakta mı önünü kesip sayacaksınız? Tuvaletlerde, inşaatlarda, parklarda yaşayanları nasıl tesbit edeceksiniz?...
Kapıda bir Bezirganbaşı bile yoksa, her gelen giriyorsa; bu güzelim ülkenin vay haline...

Bu haber 319 defa okunmuştur

:

:

:

: