Kadınlar, erkekler hep klişe...

“Kadın ve erkeği bir arada tutan nedir? Peki ya tutamayan? Klişe olacak kadar eski ama aynı zamanda hiç eskimeyen bir bilmece bu.
“Kadın ve erkeği bir arada tutan nedir?
Peki ya tutamayan?
Klişe olacak kadar eski ama aynı zamanda hiç eskimeyen bir bilmece bu.

Ve yanıtını barındıran hikayelerin kimi zaman trajik, kimi zaman da komik yanları vardır.

Değişmeyen bir şey var, herbirimiz kendi hikayemizde birbirimizi tekrarlıyoruz.

Kadınlar, erkekler hep klişe... “ diyor , Aliye UMMANEL, yönetmenliğini yaptığı “ Philipp Hotz’un Büyük Öfkesi” oyununun tanıtım kitapçığında. Eser, İsviçreli yazar Max Frisch’e ait. Alman dilindeki tiyatronun en güzel örneklerini veren yazar, roman ve günlük yazarıdır da...

İnce ve kıvrak bir zekayla “ kara mizah” ı kullandığı oyunlarında çoğunlukla “ kimlik” ve “ suç” gibi temalar üzerinde durmuş. Bu oyunu 1958’de yazmış. Öylesine güzel işlemiş ki sanki bugünü anlatır gibi. Sanırım eserin başarısı da buradan kaynaklanıyor; her zaman ve zeminde etkili... Elbette çünkü kadın her zaman kadın, erkek de her zaman erkek ... Zaaflarıyla, hırslarıyla, zekalarıyla, olaylara doğrudan ya da dolaylı yaklaşımlarıyla İNSAN yani... Başrolde, Hotz’u canlandıran Osman Ateş’in sahne performansıyla bir harika... İnanılmaz bir oyun çıkarıyor. Rahat, kendinden emin, rolüne “cuk” diye oturmuş... Sanki gerçek hayatta da öyleymiş gibi... Abartılar da bile gerçek. Eşi rolündeki Dorli’ni de (Özgür Oktay)ondan aşağı kalır yanı yok... İyi bir ikili oluşturmuşlar. Oyunu eğlenceli hale getiren en önemli öge de MÜZİKAL oluşu... (Kıbrıs Dans Kulübü Derneğine bağlı galiba) Show Dance Team of Cyprus grubunun dansları eşliğinde koro olarak şarkıları seslendirmeleri, oyuna çok şey katmış. Profesyonellikleri hemen dikkat çekiyor. Son derece başarılılar... Böyle bir iş birliği onlara farklı kapılar açabilir elbette... Onları ön planda tutan da olaya karışan diğer karakterler tabi ki. Oyun bir bütün... Birinin eksik olması tabloyu bütünlemezdi...

Salondaki seyirciler, oyunun başından sonuna büyük keyif aldılar, ben de dahil. Ard arda patlayan kahkahalar inanılmazdı... Oyun sonunda sanatçıları kutlamak için kulise girdiğimde, hepsini çok mutlu gördüm. “ Oyunu bir kez daha izleyebilirim, harikaydınız!...” dediğimde,yanıtları: ” Aslında bu akşam seyirciler fevkaladeydi, onlardan pozitif enerji aldık, çok canlıydılar...” oldu. Karşılıklı etkileşim, tiyatronun can damarı... Bizi etkileyen de bu... Enerji akımı tam bir sinerjiye dönüşüyor. İzlerken düşünceler havada çarpışıyor, duygular etkileşiyor ve derin izler yerleşiyor belleğe... Yaşamın kendisi de böyle bir şey değil mi zaten. Aslında tiyatro, bizi bize ayna tutarak gösteriyor. Onlar bir yönüyle biziz aslında... Her oyuncu bizden bir parçayı anlatıyor...

Tiyatroya bu yüzden bayılıyorum. Lütfen çocuklarınızı da alın ve gidin Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’na... Onlar da oyunu çok sevecekler. Hem tiyatro, harika bir kültür şölenidir. Hayatımıza ne kadar yerleşirse, yanlışlarımızın o kadar farkına varırız. Unutmayalım, farkındalıklar da bizi olgunlaştırır.

Nice oyunlara efendim...
Bu haber 205 defa okunmuştur

:

:

:

: