Göçmenler ikinci sınıf vatandaş

Dünden devam… KKTC’de toplumsal ve siyasal hiyerarşide en keskin ayrım yerli ve göçmen vatandaşların oluşturduğu iki zümre (Kıbrıslılar ve Türkiyeliler) arasında yapılmaktadır.
Dünden devam… KKTC’de toplumsal ve siyasal hiyerarşide en keskin ayrım yerli ve göçmen vatandaşların oluşturduğu iki zümre (Kıbrıslılar ve Türkiyeliler) arasında yapılmaktadır. Ortak evlilikler (karma ailelerde yaklaşık 12 bin kişi vardır) olmasına rağmen iki zümre büyük ölçüde birbirinden kültürel ve sosyal olarak ayrışmıştır. Bu ayrışmanın en önemli nedenlerini şöyle sıralayabiliriz: her iki grubun da kırsal kesim kökenli, küçük ve dışa kapalı topluluklardan gelmeleri; dışa ve ötekine kapalı adalı kültürü; en önemlisi de Kuzey Kıbrıs’ın devlet olduktan sonra kaynakları ve statüleri kimin kontrol edeceği olarak belirir. Sonuçta, göçmenler hayatın her alanında keskin bir ayrımcılığa ve dışlanmaya maruz kalmışlardır. Özellikle KKTC ekonomisinin ve istihdam kaynağını büyük kısmını oluşturan kamu sektöründe ve bürokraside işe girme oranları nüfusa oranlarının çok altındadır. Kendilerine verilen işlerin çoğunluğu da genellikle yerlilerin ilgilenmedikleri olmuştur. Devletin kaynaklarından ve hizmetlerden faydalanmada yerlilerden sonra gelmektedirler. Siyasette temsil edilmeleri yok denecek düzeydedir. 50 sandalyeli mecliste sadece iki milletvekili ile temsil edilmektedirler. Aynı şekilde siyasi partilerin yönetimlerinde ve idari kadrolarında da kendilerine yer verilmez. Partiler, özellikle de sağ partiler onları sadece oy depoları olarak görürler. Çünkü “Türkiyeliler” dışarıdan gelen yabancılardır; asli unsurdan değillerdi. Göçmenler kendi tabirleri ile KKTC’nin tam anlamıyla “ikinci sınıf vatandaşlarıdırlar”.

Bu kadar keskin olmasa da KKTC’de yerliler arasında da bir ayrışma vardır. Bu 1974 harekâtından sonra güneyden kuzeye göç etmiş olanlar ile kuzeyin yerlileri arasındadır. 2006 nüfus sayımına göre bunların sayısı 32,282’dir ve çocukları ile birlikte yerlilerin nüfusunun yarısını oluşturmaktadırlar. Bu iç-göçmenlere, güneyde kalan mallarının karşılığında kuzeyde toprak ve mülk verilmiştir. Bu noktada ciddi anlaşmazlıklar, adam kayırmalar vuku bulmuştur. “Ganimet” paylaşımında sorunlar çıkmış ve bu da sağ-sol siyasetin temelini oluşturmuştur.

Az aldığını düşünenler solcu olmuş, iktidarın dağıtımından memnun olanlar sağ eğilimli olmuşlardır. Sağ-sol siyasetini belirleyen diğer bir unsur ise; Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) taraftarları sağ-milliyetçi eğilimli olmuşlar ve onları sevmeyenler ve uygulamalarından zarar gören aileler ise sol eğilimli olmuşlardır. Sağ-milliyetçi siyaset ile sol-Kıbrısçı siyaset arasında temel fark Kıbrıs sorununa bakış açıları olagelmiştir. Sağ-milliyetçi siyaset Kıbrıs sorununa Rumlar ile kurulacak konfederal bir devlet yapısından KKTC’nin bağımsızlığı çerçevesinde bir çözüm önermekteler; sol-Kıbrısçı siyaset ise gevşek bir federasyona dayanan Rumlar ile ortak bir devlet yapısını savunmaktadırlar. Ne var ki, her iki grup da iktidarları dönemlerinde büyük ölçüde devlet imkân ve kaynaklarını kontrol ederek bir ganimet siyaseti gütmüşlerdir.

KKTC’de hem sosyal hem de siyasal yapıları belirleyen temel unsur, hâkim ilişki türü olan birincil ilişkiler diyebileceğimiz akraba, eş, dost bağları olagelmiştir. Sert bir ideolojik ayrışma varmış gibi görünse de, siyasi eğilimler ikinci derecede öneme haizdir. Bu ilişki tarzı, KKTC’de rasyonel temelde işleyen bir yönetim ve rekabetçi bir ekonomi kurmayı engellemektedir. Elde edilenler statüler ve maddi kazançlar ağırlıklı olarak rant anlayışı üzerinden yürümektedir. Şu an hâkim olan devletçilik bu yapıyı beslemektedir. Siyasiler, sendikalar, doktor ve öğretmenler gibi meslek grupları için devlet bir rant kapısı haline gelmiştir. Bütçenin çoğunluğu kamuda çalışan memur ve işçilerin maaşlarına ve KİT’lerin görev zararlarına gitmektedir.

Artık eski Türkiye’nin mirası olan KKTC’nin bu sistemi sürdürülebilir olmaktan çok uzaktır; tamamen tıkanmıştır. Özelleştirmeler yoluyla devletin ekonomideki rolünün çağdaş dünyanın normları çerçevesinde yeniden düzenlenmesinin ve devletin sadece asli görevlerine odaklanmasının zamanı çoktan gelmiştir. Bu anlamda KKTC’de siyasetin de artık normalleşmesi gerekmektedir; yani insanların yüz yüze kaldığı işsizlik, eğitim, sağlık, altyapı, ayrımcılık gibi gündelik sorunlara odaklanmalıdır. Gittikçe kanayan bir yara haline gelen toplumdaki ve siyasetteki göçmenlere yönelik ayrımcılığın eşitlikçi ve adilane bir temelde çözülmesi en acil insani bir gereklilik olarak önümüzde durmaktadır.

(SON)
Bu haber 455 defa okunmuştur

:

:

:

: