Şu Kıbrıslı meselsi

Bir insanın başına gelebilecek en kötü şey, bir yakınını ebediyen kaybetmek ya da doğduğu topraklar da yaşlanamamaktır.
Bir insanın başına gelebilecek en kötü şey, bir yakınını ebediyen kaybetmek ya da
doğduğu topraklar da yaşlanamamaktır. Anne, babasını, kardeşlerini, arkadaşlarını,
sevdiğini bırakıp sırf daha iyi bir yaşam için hiç bilmediği, hiç tanımadığı
coğrafyalarda ekmek kavgası vermek. Bu toprakları benimsemek, benimsenmek. Yaşanılan
yere ve ortama ayak uydurmak. Bu ülkenin her türlü sıkıntısına ortak olan insanları
doğdukları yere göre ayırmak son dönemlerin en büyük istismarı oldu. Bu insanlar ki,
“ANNAN” planına beraber “EVET” demiş, bu insanlar ki meydanları beraber doldurmuş.
İçinde bulunduğumuz süreçte, en çok tartışılan konu, Türkiye’nin her anlamıyla
adadaki etkisi. Şu bir gerçek ki siyasi yapıdan, ekonomiye, KKTC’nin her alanında
Türkiye’nin ağırlığı var. KKTC ve Türkiye hükümetleri arasında imzalanan ve sahip
çıkılması istenen protokol, hatta protokoller, sadece KKTC devletinin gider
anlamındaki kaynaklarının azaltılmasına yöneliktir. İşin özünde insana yönelik
projelere yer yoktur. Yıllardır, kaynakları siyasi başarı için kullanan siyasi
kadrolara dur demek için bir takım adımlar atılmakta ve bunun bedelinin de halk
tarafından ödenmesi beklenmektedir. Bu ülkede siyasi mekanizma hiçbir zaman bedel
ödemez.

Bugüne kadar Türkiye hükümetleri, KKTC’ye şımarık çocuk muamelesi yaptılar. Plandan,
programdan, istikrardan, etkin kaynak kullanımından yoksun siyasi yapılar hep
sorunların üstüne sorun eklenmesine seyirci kaldılar. Her şeyi Türkiye’nin yapmasını
beklediler. Bu beklentiye de alıştılar, alıştırıldılar. İnsanlar bu kadar pahalı bir
ülkede ancak dengeli bir yaşam seviyesinde yaşarken, Anadolu insanı KKTC yaşayan
herkesin on bin TL maaş aldığına inandı. Anadolu insanı, KKTC’de yaşayan insanların
otellerde, Hülya Avşar’ları, Serdar Ortaç’ları izlediğini, kumarhanelerde para
harcadığını deniz, balık, güneş üçgenin de gününü gün ettiğine inandırıldı. Aslında
bunları yapanların hiç biri Kıbrıs’ta yaşayan insanlardan değil. Şimdi, Türkiye ve
KKTC hükümetinin, her istedikleri kararı bu ülkede uygulamaya koyduğunu düşünelim.
Yani devlete ve topluma ait kurumların özelleştirildiğini, bu kurumlarda çalışan
insanların maaşlarının yarı yarıya azaldığını, işini kaybedenler olduğunu, Türkiye
den gelen özel şirketlerin bu kurumları satın aldığını, emeklilerden vergi kesintisi
yapıldığını, kamu çalışanlarının maaşlarının ve özlük haklarının azaltıldığını göz
önüne alalım. Peki, şimdi ne oldu? Partizanlık, siyasi ayırımcılık, kaçak ekonomi,
kaçak yaşam, keyfi vatandaşlık dağıtımı, kamuda siyasi tercihe dayalı ayrıcalıklar
veya cezalandırmalar bitecek mi? Peki ya dillerden düşmeyen özel sektör. Yerini
yurdunu bırakan ucuz olduğu için tercih edilen ve yaşamları ile insanlık ayıbı
haline gelen insanların sorunları, bunlar ne olacak? Yetersiz kalan sağlık, eğitim
hizmeti bunlar hesaba katılıyor mu? Her gün artan ithal suç ve suçlular bu adadaki
güvenli yaşamı tehdit ederken bunlara karşı sessiz kalmak bunların çözümünü aramamak
kolaycılık değil de nedir?

Bu ülkede vatandaşlık almak dönemin siyasi erkine verilmiş bir hak veya ayrıcalık
değildir. Bunun yasalarla belirlenmiş kuralları vardır. Bir ülkenin kaynakları
vatandaşa hizmet anlamında karşılık vermeye yetmiyorsa bunu daha fazla tartışmanın
ne anlamı var ki. Sırf bunlar için bu konuları gündeme getirip tartışıyoruz. Yani
KKTC’nin ne ekonomik olarak, ne sosyal ve kültürel olarak bu yükü kaldırması mümkün
değil. Ekonomik protokolleri hazırlayan uzmanlar bu gerçekleri de göz önüne alsalar
sorunların önemli bir kısmı aşılır. Kıbrıs’a sadece turistik gezi için gelen, en
lüks otellerde konaklayan, konuşmalar yapıp daha sonra ayrılan bazı insanlar şöyle
bir yaklaşım seslendiriyor. Kıbrıslı olmak, bir ayrıcalık mı? Kıbrıslılar çok üstün
bir ırk mı? Neden Türkiye’den gelip burada çalışan insanlar konu haline getiriliyor.
Ben kendi adıma cevabımı vereyim. Yok, öyle bir şey. Bu topraklara hizmet veren
herkes bizim gözümüzde birdir. Kültürünü, kazancını, yaşam seviyesini korumaya
çalışan bu halk sadece var olmak için mücadele ediyor. Bunu kullanıp amaç
saptıranlarda bunun cevabını gün gelir alır. Bu mücadele olmasaydı bugüne kadar bu
ülkede hiçbir şey kalmazdı.
Bu haber 509 defa okunmuştur

:

:

:

: