Yaşanabilir bir ülke

23 Nisan 2003 Çarşamba günü, Kıbrıs adasında tarihi bir gün yaşanıyordu.
23 Nisan 2003 Çarşamba günü, Kıbrıs adasında tarihi bir gün yaşanıyordu. Çok uzun
yıllar sonrasında Kıbrıslı iki toplum adanın her iki yanına karşılıklı olarak
geçişlere başlıyordu. 2243 Kıbrıslı Türk ve 1514 Kıbrıslı Rum kapıların serbest
geçişlere açıldığı ilk gün adanın diğer tarafına akın etmişti. İlk günler yoğun
izdihamlar oldu. İnsanlar sınır kapılarında beklerken sabahladı. Adanın her iki
tarafında ilk başlarda olumlu bir hava estirilse de daha sonraları bildik
serzenişler seslendirilmeye başlandı. Güneyde özellikle pasaportla giriş çıkış
yapılmasının kuzeydeki rejimi tanıma anlamını ortaya çıkacağı düşüncesi ön plana
çıkarıldı. Kuzeyde ise zamanla güneye kayan ekonomi, “Kıbrıs Cumhuriyeti” kimliği
ve pasaportu almaya akın eden insanlar ve artık kuzeyle güney arasında her anlamda
kıyaslama yapma imkanı hasıl olmuştu.


Geçtiğimiz Perşembe, yani 19 Mayıs günü ki biz bu günü Türkiye Cumhuriyeti ile ayni
anlamla “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutluyoruz, özellikle
Metehan sınır kapısında güneye geçiş için müthiş bir kalabalık vardı. Yollarda
işlemler sebebiyle saatlerce süren beklemeler oldu. Tatili fırsat bilen yurdum
insanı, kendini güneye atmış. Sebep daha ucuz ürünlerden oluşan alışveriş düşüncesi
de olabilir, farklı bir ortam ve farklı bir ülkeyi ziyarette olabilir. Kaldı ki bu
tatil kamu çalışanları için. Diğer milli tatil günlerinde hatta ve hatta 1 Mayıs
işçi bayramında olduğu gibi. Metehan’da ki manzarayı gören bir yabancının, 19
Mayıs’ın güney Kıbrıs’ta kutlanan bir bayram olduğunu zannetmesi muhtemeldir.
Aslında bu durumu eleştirmek elbette doğaldır. Fakat sorulması gereken sorular
vardır. Mesela; İnsanları bu tercihe iten sebepler nelerdir? Yapılan yoğun katılımlı
mitinglere Kıbrıs Cumhuriyeti bayraklarıyla katılan insanlar neden böyle bir
düşünceye kapılmışlardır. Neden son dört ayda Kıbrıslı Türkler güney piyasasına 5
milyon EURO bırakmışlardır? Neden güney havayolundan yurt dışı uçuşlar tercih
ediliyor? Bunun kuzey Kıbrıs ekonomisine zararı ne boyuttadır?


Tekrardan KTHY konusuna değineceğim ama, bir seçim uğruna kapısına kilit vurulan bir
kurum bir ülkeye ancak bu kadar zarar verebilirdi. Bu sorulara cevap aranırken, bu
insanları eleştirmek niyetinde değilim. Aslında esas mesele inansımızı bu tercihe
iten sebeplerle ilgilidir. Güneyde yollar daha güvenlidir. Güneyde turistik bir yere
örneğin bir deniz kenarına gittiğinizde sizin ve orada bulunan yabancı turistlerin
yanında denize donla girenler yoktur. Turist dendiğinde anlamıyla beraber yabancı
turistler görürsünüz. Kuzeye de geçişler olmuyor mu? Oluyor. İstenilen düzeyde mi?
Yada güneye geçişler kadar yoğun mu? Hayır. İlk başlarda vardı şimdi neden yok? Bunu
bir çok sebebe elbette bağlayabiliriz. Fakat 5 TL satılan bir kebabı siz yabancıya
10 EURO satarsanız bir daha almaz. Yabancı bir ziyaretçi park yeri bulmazsa bir daha
gelmez. Siz fonları yükseltip, fiyatları dolaylı yoldan artırırsanız bunun zararını
bu ülke piyasası görür. Belki devletin kasasına vergi girer ama yakın zamanda satış
yapamayan esnaftan vergide alamazsınız. Devlet sadece kendi alacağını, kendi
kasasını düşünmekten vazgeçmelidir. Bu ülkenin içinde bulunduğu durum sadece belli
bir kesimi rahatsız etmiyorsa, bu insanlar için yaşam standardı olumsuz anlamda
değişmemişse hayatı geriye doğru giden insanlar elbette tepkisini gösterecektir.
Ayni gökyüzü altında, ayni güneşle kavrulan, ayni yağmurla ıslanan, Kıbrıs’ın iki
tarafı arasında her yönden çok farklılıklar vardır. Bu farklılıklara özenen insanlar
günden güne artıyor. Bundan gerekli mesajı almayanlar, önlem almak için çok geç
kalacaklar. Önlem alınmasından anlatmak istediğim, sınır kapılarında ceza yazmak
değildir. Kıbrıs’ın kuzeyinin güven içerisinde yaşanabilir bir düzeye getirilmesi en
başta bu ülke insanını kazanmak demektir.
Bu haber 447 defa okunmuştur

:

:

:

: