Bosna Hersek Anıları - 4 (Mostar’a gidiş)

Günler birbiri ardından bir su gibi akıp gidiyor.

Günler birbiri ardından bir su gibi akıp gidiyor. Gün içinde aralıklarla yağmur yağıyor. Ansızın başlıyor, ansızın da kesiliveriyor. Güneş batınca da bayağı serin oluyor. İnsan bir günde gerçekten dört mevsimi birarada yaşıyor. Ülkenin dört bir yanı bu nedenle yemyeşil... Öylesine yeşil ki bir köşeyi kesip saklamak isterdim, gönlümün en güzel yerinde.

Sarayevo, çanak biçiminde, çevresinde dağlar var. Dağlar birbirinin ardından keyifle yükseliyor ve yemyeşil... Başlarında parça parça salınan bulutlar var. Türk mahallelerini geziyoruz. Evler tipik Osmanlı mimarisi: cumbalı, tokmaklı kocaman ahşap kapılı... Pencereleri, küçük bahçeleri tertemiz ve çiçeklerle dolu... Zaten bahardayız. Her yerde taze açmış papatyalar, otlar, rengarenk çiçekler var. Tepelerden şehir çok daha muhteşem görünüyor. İnişte, son savaşta ölenlerin mezarlarına uğrayıp dua ediyoruz. Hüzünleniyoruz... Hatırlananlar savaşa ait olunca canınız yanıyor, içiniz acıyor...

Dün 13 Mayıs’tı. Konak Kültür evinde yine bir etkinlik vardı ve etkinlik sonunda Bosnalı bir şaire ödül verildi. Konal Kültür Evi, Sarayevo’da. Şehri ikiye bölen nehir, tıpkı Nil nehrinin Mısır’a hayat verişi gibi Bosna Hersek’i de boydan boya geçerek, onu yeşile boğuyor ve Adriyatik denizine dökülüyor.

Daha önce de dediğim gibi, Sırp, Hırvat ve Boşnaklar birarada yaşıyor. Çarşıya çıktığınızda bir caddede bir yere kadar geldiğinizde sanki sokak bıçakla kesilir gibi başka bölüme geçiyorsunuz. O bölüm Hırvat ve Sırplara ait. Öncesi de Boşnakların... Sattıkları pekçok ürün Türkiye’den ithal... Diğer tarafta da Avrupa giyim mağazalarının markalı yerleri... Kesinlikle çok saygılı insanlar... Bir de Bosna parasından başka para almıyorlar. Zaten adım başında Ziraat Bankası var. Elinizdeki parayı değiştiriyorlar. Buranın parasının hesaplamak çok kolay. 1 tl. Karşılığı 1 kayme ya da onları deyimiyle mark. Kaymeyi Boşnaklar kullanıyor. Kayme Osmanlıdan kalma para birimi adı.
Ben uzun mesafeler yürümeye pek alışık değilim. Burada da şurası, denince bili ki uzaktır. Artık alıştım, yanımdaki çantama şık ayakkabımı koyup düz ayakkabılarla yola çıkıyorum. Etkinliğin giriş kapısında onları değiştiriyorum. Nehrin karşı kıyısına geçiyoruz. Kocaman ağaçlarla süslü bir bahçenin ortasında dev bir tarihi bina... Kıvrılarak üst kata çıkan merdivenlerde kırmızı halılar serili. Kocaman salon su yeşili boyalı. Oymalı ve yaldızlı tavan süslemelerine hayran kalıyorum. Yüksek, uzun pencerelerde klasik tarzda kadife perdeler var. Çok şık görünüyor her şey...

Her program başlangıcında sunuma başlamadan, mutlaka klasik müzik örneği ya da halk ezgileri tarzı bir mini konser sunuluyor. Bu da o günkü etkinliğe ayrı bir zerafet katıyor. Ardından şiir örnekleri okunuyor. Ödül veriliyor.

Bu sabah erkenden Mostar’a doğru yola koyuluyoruz. Yolun 4-5 saat tutacağı söyleniyor. Yolda mola verile verile gidilecek. Hep nehri takip ederek güneye ineceğiz. Aslında biraz gözüm korkuyor. Uzun yolculuklarda beni otobüs tutar. Arkadaşlarıma söylüyorum ama 50 kişilik gruptan bunu istemek olmaz diyorum yine de... Önde oturan yabancılar var, arkaya geçiyorum. İlk saat geçiyor. Midem sinyal vermeye başlıyor. Ne yapacağımı bilemiyorum. Böyle anlarda tansiyonum düşer ve ben bayılabilirim. Neyse Leyla’ya sesleniyorum. Hemen önü boşaltıp beni oturtuyorlar. Yüzüm yıkanıyor, kolonyalı mendillerle siliniyor. Oyas ben çevreyi çok görmek istiyorum. Yarı kapalı gözlerle tünellerden geçiyoruz, nehir kenarında kıvrıla büküle gidiyoruz. Nehrin kilometrelerde uzunlukta göle dönüştüğü yerle muhteşem... Kendimi zorlayıp bazı kareler çekiyorum. Saydam ve durgun göle çevrenin manzarası ayna gibi yansıyor. Muhteşem görüntüler... Dayanamıyorum, gözlerim yine kapalı... Nihayet bir mola yerine ulaşıyoruz. Elimi yüzümü yıkıyorum. Arkadaşlarım, evsahipliği yapanlar etrafımda pervane... Çınar ağaçlarının altı güzel esiyor. Biraz bir şeyler yiyoruz. Burada kuzu çevirme var. Ortaya bir tabak geliyor. Tuzlu tuzlu yemek beni kendime getiriyor. Üstüne de bir Boşnak kahvesi içince her şey tamam.

Yolumuz az kaldı, bir saatetn az derken Bosnalı bir hanım hastalanıyor. Acele hastaneye götürülüyor. Bir saat kadar onu beklemek zorunda kalıyoruz. Sonunda MOSTAR’a varıyoruz. Otelimizin adı ERO otel. Burası Hırvat kantonu. Otelin kapısında da yazıyor zaten bayrakları da asılı... Odalarımıza yerleşip yemeğe iniyoruz. Güzel bir yemek yiyoruz. Artık iyiyim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Bu haber 172 defa okunmuştur

:

:

:

: