Herkes polis olamaz

Günlük olay ve gelişmelere göre şekillenen hayatımızda artık huzuru mumla arar olduk.
Günlük olay ve gelişmelere göre
şekillenen hayatımızda artık huzuru mumla arar olduk. Şiddet olayları,
hırsızlıklar, gasplar, cinayetler, tecavüzler, çocuk istismarları, bombalar,
silahlı çatışmalar sorma gir hanına dönmüş, sahipsiz bir memleket. Yıllardır
cılız bir şekilde seslendirilen poliste şiddet olayları, basına yansıyıp da
teşkilatı kendi içinde hareketlendirince her kesim malum olay ve olaylarla
ilgili olarak görüş vermeye başladı. Olayda şiddete maruz kalanın varlığı
kadar, şiddetin genel olarak polis teşkilatına mal edilmesi de teşkilatın
mağduriyeti. Yapılan olayın veya olayların savunması veya haklı tarafının
aranması elbette mümkün değil. Ama bu konu gündeme gelmişken her yönüyle
tartışmak gerek.



Şiddet dünyanın en eski suçu. Şiddetin
dini, dili, ırkı olmaz. Bir insan veya herhangi bir canlı asla ve asla şiddeti
hak etmez. Hele bunu devletin yasa gücünü kullanarak yapmak, orantısız güç
kullanmak en ağır suç. Bu nokta şüphesiz. Bir düşünün, polis teşkilatı
mensupları bir konuşabilseler, onlara da sorunları, sıkıntıları bir sorulabilse
ortaya neler çıkar. En baştan başlayalım. Herkes polis olabilir mi? Ülkemizde
polislik mesleğini yapmaya haiz insanlar hangi kriterlere göre belirlenir. Bu
kriterler bu mesleği 25 yıl sürdürebilmek için yeterli mi? Yani KKTC vatandaşı
olan ve 1.70 cm boy uzunluğuna sahip bir kişi, bu meslek için uygun mu? İşsiz
genç insanlarımız için garanti bir meslek olmasından dolayı tercih edilen, bu
meslek için verilen altı aylık eğitim yeterli mi? Öncelikle bunlar tartışılmalı
ve bu soruların cevapları aranmalı. Bunlar şiddetin hiçbir türünü aklamaz. Ama
unutulmaması gereken bir başka konuda bu insanların yaşam ve çalışma koşulları.
Düzensiz mesailer, akıllarda soru işaretleri bırakan ve mahkemelere taşınan
terfiler, insanların sosyal hayatlarını alt üst eden tayinler bunlar da gündem
olmalı. Bahsettiğimiz kesim de insanlardan oluşan bir yapıdır. Bir kez daha
altını çizmekte fayda görüyorum. Görevin kötüye kullanılması, devletin yasal
gücünün yanlış noktalarda kullanılması ve bunun haklılığını savunmuyorum. Yasa
ve kanunların dışına çıkan herkes bunun cezasını mutlaka ödemelidir. Ama bunu
bir bütün olarak bir kuruma mal etmek de doğru bir yaklaşım değildir.



Unutulmasın ki bu ülkede
hırsızın, gaspçının, katilin peşinde canının ortaya koyarak gece gündüz görev
yapan yine bu polis teşkilatıdır. Elbette içinde bu durumu suiistimal edenler
vardır. Olacaktır da. Şimdi teşkilat kendi içinde kendi muhasebesini yapmalı.
Kendi yasa ve tüzüklerini adaletli bir şekilde çalıştırmalı. Suçu sabit görünenler
ve buna izin verenlerde mutlaka bunun cezai karşılığını almalı. Bu sorumluluk
yerine getirilmezse teşkilata olan güven azalabilir. Ve en önemli nokta. Eğitim
konusu. Polis olarak görev yapacak, bu mesleği bir yaşam tarzı şekline
getirecek insanlara yeterli eğitim verilmelidir. İnsan ilişkileri, psikolojik etkiler,
mesleğin zorlukları, bunlar mutlaka belli bir müfredat içerisinde meslek
sahiplerine öğretilmeli. Bunu altı ay içerisinde yapamazsınız. Kısacası
eğitimden başlanarak sistem top yekün gözden geçirilmeli. Amacımız suçlu
aramak, suçlu yaratmak değildir. Fakat bazı şeyleri erteleyerek, bazı şeyleri hasıraltı
ederek bu noktalara geldik. Keşke tüm bunları olaylar olmadan konuşsak ve
tedbirleri ona göre alsak. Şimdi bir daha KEŞKE demeden yapılması gerekenler
yapılsın.
Bu haber 593 defa okunmuştur

:

:

:

: