Alternatif var mı?

Bu ülkede siyasi anlamda iktidara gelebilmek için iki unsur vardır. Bu iki unsur, partizanlık ve Türkiye hükümetine yakın görünmek.
Bu ülkede siyasi anlamda iktidara gelebilmek için iki unsur vardır. Bu iki unsur, partizanlık ve Türkiye hükümetine yakın görünmek. İktidar
olma erkini kullanarak, devlet olmak, devlet ciddiyetiyle adımlar atıp,
kararlar almak, alınan kararların arkasında durmak, ayırım yapmaksızın halkın,
toplumun faydasına olacak işler yapmak yıllardır kimsenin umurunda değil.
Seçimler biter, sandıklar kaldırılır önceki yönetimin hataları kullanılır ve
hemen bir sonraki seçimi nasıl kazanırız telaşı başlar. Öncelikle Türkiye
hükümeti ile iyi ilişkiler kurulmalıdır. Seçim meydanlarında verilen sözler
unutulup, toplum için paketler hazırlanır, siyasi iktidar için ise değişen bir
şey olmaz.



İçinde bulunduğumuz süreçte, hükümet Türkiye iktidarına sıkı
sıkıya tutundu. Her söz, her kelime övgü dolu. Herkes değişir, her toplum
değişir, gelişir. Zamana, zamanın getirdiklerine göre siyasi iktidarlar ve
siyasi aktörlerde değişir. İşte ABD. Barac Obama 50 yaşında, dünya devi ABD’nin
başında. İngiltere Başbakanı, David Cameron 45 yaşında. Demokrasinin beşiği
olarak kabul edilen bir ülkeyi yönetiyor. Ve eleştirdiğimiz Türkiye Başbakanı
Recep Tayip Erdoğan 57 yaşında. Sayın Erdoğan 2002 yılında Başbakan olduğunda
48 yaşında idi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından Türkiye’nin en
önemli siyasilerinden biri oldu. Peki, bizde durum nedir? 1975 yılından bu yana
ayni isimler, ayni düşünce ve ayni yöntemlerle bu ülkeyi yönetiyor desem acaba
haksızlık yapmış olur mu yum? Başka ülkelerde toplumlar baki kalıp, siyasi anlayış
ve yönetimler değişirken, Kıbrıs’ın kuzeyinde tam tersi bir durum söz konusu. Siyasi
anlayış baki kalıp, toplum değişiyor. Sorun sistemde mi? Toplumda mı? Aslında
vurgu yapmak istediğim nokta şu; Ülkenin durumu ortada. Bu günden sonra,
hükümetin, siyasilerin yaptıklarını bir kenara bırakıp ileriye bakmak lazım.
Evet, sorun çok. Kalıplaşmış, kronikleşmiş, birikmiş bir yığın mesele var. Fakat
bunları ne bugünkü hükümet, nede bu güne kadar ayni anlayışlarla ayni noktada
kalan düşünceler çözebilir. En büyük beklenti gençlerdedir. Artık bu
sıkıntıların aşılması için yeni alternatifler dışında bir yol yoktur. Şu an
toplumun, basının, muhalefetin kısacası ülkedeki durumu eleştirenlerin
tartışmadığı tek nokta budur. Alternatif ne?



KKTC’de bir anda birçok alanda değişim yaşandığı, Türkiye’nin
adadaki varlığının sorgulanma noktasına geldiği olaylar, KKTC hükümeti ile
Türkiye hükümeti arasında imzalanan ekonomik protokolle başladı. İki ülke
arasında elbette anlaşmalar imzalanabilir. Bundan iki ülkenin de fayda sağlaması
esas olmalıdır. Yani normali budur. Her şeye rağmen bu paketten direkt olarak
etkilenecek kesim toplumdur. Toplum bunu kabul ediyor mu? Toplum bunun cevabını
zaten vermiştir. Peki, şöyle yapılsa idi durum farklı olur muydu? En başta, seçim
programında bu düşünceler topluma anlatılsa, ekonomik önlem mi alınacak ki alınması gerekli. Önce hükümet
kendi içinde daha sonra muhalefet, sivil toplum örgütleri ve ilgili kesimlerle
bu konular konuşulup ortak bir noktada görüş birliği sağlansa elbette fark olurdu.
Ama olmadı. Şimdilerde güney Kıbrıs’taki ekonomik paket gündemde. Ve bu paket
aynen anlattığım koşullarda olgunlaştı. Kendi kararlarını kendileri ürettiler.
Kimseyi kimseye şikâyet etmediler. Bir yanda önlem deyip, diğer yanda istihdam
yapıp, yeni makam araçları almadılar. Hafta başında Kıbrıs adası üzücü olaylara
şahit oldu. Kuzeyde yangın olayıyla kaybedilen değerler üzerken, güneyde de
askeri üs de yaşanan patlama ve can kaybı olması insanlık adına ayni üzüntüyü
yaşattı. Güney Kıbrıs üç gün yasta. Öncelikle geçmiş olsun. İhmal olduğu açık.
Savunma Bakanı ve RMMO komutanı istifa etti. Temenni etmiyorum ama ayni durum
bizde olsa acaba ne olurdu? Bundan önce yaşadığımız talihsiz olayları düşününce
cevap çok basit. Ateş sadece düştüğü yeri yakmakla kalırdı.
Bu haber 544 defa okunmuştur
  • bedirhan sadık   - 13.07.2011 altenatifi olmayan hiçbirşey yoktur

:

:

:

: