Sustukça yaklaşan sıra

Ülke gündemindeki en sıcak konu, 20 Temmuz kutlamalarına gölge düşüren, polisin gösteri yapan insanlara karşı sergilediği sert tavır.
Ülke gündemindeki en sıcak konu, 20 Temmuz kutlamalarına
gölge düşüren, polisin gösteri yapan insanlara karşı sergilediği sert tavır. Konuyla ilgili herkesin bir düşüncesi var. Bu durum elbette kabul edilemez. Ama tersini iddia edenlerde var. Şiddetin, üstelik devletin gücünü kullanarak yapılanının haklılık yanı asla olamaz. Bu konuda siyasi çevrelerin görüşleri bana göre pek de önemli değil. Zaten olayların bu noktalara gelmesi siyasi basiretsizliğin sonucu değil mi? Yetkililerimizin söylediğine göre her şey
ekonomiyi ve ileriki dönemleri kurtarma adına yapılıyormuş. Siyaseti iflas etmiş bir ülke hangi dala tutunabilir ki. Siyaset çökmüş ama ekonomi dimdik ayakta. Böyle bir ülke var mı acaba?

Kurumları kapatılan, el değiştiren, yöneticileri suskun olan,
muhalefeti kepenk kapatan, halkı dövülen, sövülen, özeleştiriye, karşıt görüşe tahhamül olunmayan bir ülkede ne demokrasi olur ne de huzur. Herkeste bir sendika görüşü. Kimi kesimlere göre sendika başkanları, sendikaların ağaları. Sendikaların her yaptığını onaylamıyorum. Mesela; Brüksel ziyareti bana göre gereksizdi.
Ya da yine benim görüşüme göre, Türkiye Başbakanının Amerikan bayrağı önündeki
resmi de, hitlere benzetilmesi de abartı. Fakat ortama bakarmısınız.
Sendikalarda susuturuldu, bölündü ve ülkede muhalefet yapan kimse kalmadı. Amaç
zaten buydu diyeceksiniz eminim. Doğrudur. Amaç buydu. Önce siyasi erk, sonra muhalefet, sendikalar, kurumlar, şimdide sıra toplumda. Peki, kaybeden kim oldu? Veya kazanan kim? Kıbrıs’ın kuzeyinde bir ateş topu var. Değdiği yeri yakıyor. Bu ateş topu en sonunda kendini tutanıda yakacak. Bir devletin en önemli
güçlerinden biri güvenliğini sağlayan birimlerdir. Halkını her türlü yasa dışı olaya, ülkenin toprak bütünlüğüne karşı olacak her türlü tehdite bu gücünü kullanarak karşı koyar. Ama hiçbir zaman bu gücünü halkına karşı kullanmaz. Bu ülkede son
zamanlarda yaşandığı gibi halkının güvenini kaybetmez. Kimi kesimler bu olayın büyütüldüğünü düşünebilir. Bu tür olayların hiç yaşanmadığı bu coğrafyada
bunlarda yaşanmaya başlamışsa ortada ciddi anlamda bir tehlike vardır. Bunlar insanları baskı altına almak, empoze kararlara
zorlamaya çalışmak ve istediğini sindirerek elde etmenin ilk adımlarıdır. Protestoların yapılış sebeplerini benimsemeyebilirsiniz, ama saygı duyacaksınız. O alanda dayak yiyen sizde olabilirdiniz, kardeşiniz, eşiniz, babanız, evladınız da olabilirdi. Bu
noktada söylenecek en doğru söz “Susma sustukça sıra sana gelecek”.

Gelinen nokta açısından ciddi anlamda üzgünüm. Düşünüyorum, güvendiklerimiz,
yöneticilerimiz bize nasıl bir gelecek vaad ediyorlar. Geçmişten daha iyi bir
gelecek, bu şekilde yaratılacaksa inanmak zor. Bu işin parti, siyasi görüş yönü
kalmadı. Bu ülkede yaşayan bütün insanlar bu endişeyi duymalıdır. Herkes gibi
benimde kendime göre doğrularım var. Hiçbir siyasi görüşten bir beklentim veya
hiçbir siyasi görüşü bir diğerinden ayırdığım yok. Düşüncelerimin odağında
insan var. Sevenim olduğu gibi sevmeyenlerim de ,eleştirenim olduğu gibi
alkışlayanım da vardır mutlaka. Bu
durumu normal karşılıyorum. Önemli olan bir pencere darlığından bakmak değil,
olabildiğince geniş bir bakış açısına sahip olabilmektir.
Bu haber 917 defa okunmuştur
  • cevdet   - 26.07.2011 HALA DAHA BAZILARI 'POLİSİN ŞİDDET UYGULADI DİYELİM' DİYOR YAZIK YA GÖZ GÖRE GÖRE IRKÇILIK. BİR DE IRKÇILIKTAN ŞİKAYET EDİYORLAR. İNSANLARI DÖVEN POLİSİN KÖKENİ Mİ ACABA BUNLARI YARATAN YOKSA ERDOĞANI PROTESTOMU BU İNSANLARA BUNU LAYIK GÖREN ANLAYIŞ

:

:

:

: