Bak şu şeytana...

Ne zaman yolunda gitmeyen bir şey olsa, suçu üzerine atacak nesne ya da kişi bulunur. Dilimizde onlarca deyim var, içinde şeytan sözcüğü geçen...
Ne zaman yolunda gitmeyen bir şey olsa, suçu üzerine atacak nesne ya da kişi bulunur. Dilimizde onlarca deyim var, içinde şeytan sözcüğü geçen... Şeytan gibi / şeytana pabucu ters giydirmek / şeytanca bir düşünce/ şeytan kulağına kurşun / şeytan azapta gerek/ şeytan çekici / kendisinde şeytan tüyü bulunmak/ şeytana uymak...

Şeytanın tanımı da sözlüklerde şöyle: Din kitaplarında isyancı meleklerin, kötü ruhların başı olarak nitelenen varlık. Kısacası varlığı tartışılabilen bir şey... Hem var hem yok gibi... Aslında var, var elbette de insanın kendisinde, içinde,iyice yerleşmiş... Kimisinde zırt pırt dışarı çıkıveren, zaptedilmez bir şey; kimisinde de daha derinlerde... Öyle kolay kolay kendini göstermeyen, sinsi... Hesaplı kitaplı zamanlarda su yüzüne çıkan...

Dünyaca ünlü Alman yazar Goethe’nin , bütün zamanların en iyi tiyatro eserlerinden biri ve en özeli sayılan FAUST... Aslında Faust, bir efsanedir... Sihirbazdır, simyacıdır... Eserde, belli pazarlıklar karşılığında ruhunu Mephisto’ya ( şeytan) satandır. Sonunda kurtuluşu, kendini öldürmekte bulan bir doktorun öyküsüdür.

Ruhunu şeytana satanların öyküsü her zaman vardır ve hayli de ilgi çekicidir. Neden mi? Faustlar asla eksilmiyor, daha da kötüsü giderek artıyor. Hayatımızın mutlaka bir yerinde hepimiz, bir ya da birkaç kez şeytanla pazarlığa oturmuşuzdur. Şeytana uymuşuzdur yani... Belki de bazı şanslılar, şeytana yakayı kaptırmaktan son anda kurtulmuştur. Kimbilir?

İnsan denilen varlık, özellikle günümüzde, tutkularının daha çok esiridir. Sizce de öyle görünmüyor mu? İnsan şeytanla pazarlığı her zaman kaybeder, diye düşünen Faust, bu nedenle “ Eğer şeytanla pazarlığa girdiyseniz; bunun bir bedeli olduğunu asla unutmayınız.” temasını işlemiştir eser boyunca... Dünyamız, yüzlerce Faustla doludur. İnanmazsanız çevrenize şöyle bir göz atın... Atın atın, korkmayın... Kişisel çıkarları uğruna çoktan ruhunu şeytana satmış, bedelini almış, hatta sözleşmeye imzasını da atmış pekçok kişi göreceksiniz.

İnsanın ruhunu şeytana,bir kere satmasıyla ; binlerce kez satması arasında hiçbir fark yoktur der, Goethe bu eserde. Yani bir kere de çalsanız, yaptığınız hırsızlıktır, binlerce kez de çalsanız... Sonuç değişmez. Her kötülüğün ilk adımı zordur ama başardıktan sonra arkası çorap söküğü gibi gelir ne yazık ki!.. Aldatma, sömürme, kayırma, tokat, cinayet, kara yalan, rüşvet, yolsuzluk... Daha saymamı ister misiniz? Uyuşturucu, kumar, içki, kadınlar...

Böyleleri, yaşamlarının bir yerinde ARAF’ta buluverirler kendilerini... Yani cennet ile cehennemin arasında bir yerlerde... Artık yapacak pek bir şey kalmamıştır. Pişmanlıklar da fayda etmez.

Yaşam, dünya nimetleriyle, onların albenili, göz kamaştıran görüntülerinden ibaret değildir. Bir gün, en önemlisi, kendinize vereceğiniz hesap bile size zor gelir.

Sözün özü, siz siz olun, şeytana ruhunuzu satmamayı öğrenin. Unutmayın, sonsuza kadar yaşamak gibi bir şansımız asla yok... Başkalarına zarar vermeden, toplum çıkarlarına ters düşmeden yaşamımızı sürdürmek; hatta zaman zaman empati yapmak, bizi doğruluktan ayırmaz. İçimizdeki şeytana kulaklarımızı tıkamayı öğrenmeliyiz...

Ömür denilen bu kısacık zaman diliminde, insanca yaşamayı ve öyle davranmayı ilke edinmeliyiz.
Bu haber 256 defa okunmuştur

:

:

:

: