Bu hafta Girne Amerikan Üniversitesi Beşeri Bilimler Fakültesine bağlı Mütercim-Tercümanlık bölümünün organize ettiği uluslararası sempozyumunda görevliydim. Sempozyumun konusu kısa ve öz olarak “yemek”. Evet... Yemek... Ama bildiğiniz yemeklerden değil. Akdeniz kültürüne has olan yemekler, bazı gelenekler ve daha nice bilgiler. Şu son iki gündür Sefarad kültürünün tarihçesini, yemek kültürünü ve gelenekleri ile ilgili bir sürü bilgi öğrendim. Sefarad kültürü demişken kısa bir tanımlama yapayım...
Sefaradlar, Osmanlı döneminde İspanya’dan kovulan ve 2. Beyazıt tarafından kucaklanan Yahudi grubudur. Osmanlı dönemi benim çok hoşuma giden bir tarihi dönemdir aslında... Herkese kapıları açıktı çünkü... Evet sıkı kanunlar vardı ama sonuç olarak ayırımcılık, ırkçılık ve bunlara benzer olumsuzluklar günümüzdeki kadar yoktu. Inanılmaz bir kültürel bütünleşme vardı. Kültürel zenginlik bakımından Kıbrıs adası da çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yaptığı gibi her medeniyet ve insan o kültüre has birşeyler bıraktı ve gerek yemek tarifi gerekse de gelenek, bütün bugün yaptıklarımızın bir kaynağı var.
Mesela ben yaklaşık 2 senedir burada olmama rağmen mücendere pilavını daha bir kaç ay önce yedim. Bildiğimiz mercimekli pilav. Bunu Türkiye’nin güneyinde bulgur ile yaparlar ve “mercimekli aş” adını verirler. Ben mücendereyi Kıbrıs’a has bir yemek olarak biliyordum ki dün sunum yapan bayanlardan bir tanesi mücendere’nin bu Sefarad kültürüne ait bir yemek olduğunu söyleyene kadar. Bu da demektir ki bu Sefarad grubuna Osmanlı kucak açtığında bugünkü bildiğimiz Hatay bölgesi, yani Türkiye’nin güneyine yerleşmişler ve mutlaka ki oradan Kıbrıs’a yerleşenler de olmuştur. Tabii Kıbrıs’a yerleşenler kendileriyle birlikte hem yemeklerini hem de kültürlerini getirdiler. Aradan 600 küsür yıl geçmiş... Mutlaka ki yemeklerde, geleneklerde ve de kültürel özelliklerde değişiklikler olmuştur.
Şimdi geriye dönüp de bakalım... Yüzde yüz Kıbrıs geleneği ya da yüzde yüz Kıbrıs yemeği diyebileceğimiz bir kaç şey var mı? Bu konuda ben birşey diyemem çünkü ben Kıbrıslı değilim. Alt tarafı 2 senedir burada yaşayan burayı herşeyi ile tanımaya çalışan yarı Amerikalı yarı Türk bir insanım. Eminim ki nesillerden nesile geçmiş olan bazı gelenekler vardır... Bu her kültürde var çünkü. Ancak genel bütüne bakacak olursak, durum biraz daha farklı. Adaya ayak basmış olan her medeniyet ve kültür bir takım miraslar bırakmış. Bu mirasların günümüze gelip gelmediğini bilemiyorum. Ancak ne kadar da “biz Türküz” desek de bügüne kadar yapmış olduğumuz ya da yemiş olduğumuz yemeklerle bir şekilde bütünlük kazanmışız. Yüzde yüz bize ait olmasalar da bütün bunlarla bir şekilde bizler bu miraslarla bir şekilde bütünleşmişiz... Artık bizim birer parçamış olmuşlar - kah orijinal şekilleriyle kah değişmiş şekilleriyle. Farketmez.
Aslında çoklu kültürlere ait olmak son derece keyifli bir duygu. Ben kendi adıma konuşursam; kültürel ağacıma baktığımda tam bir çorba... Sanki her medeniyetten az biraz birşeyler var. Bütün gelenekleri, görenekleri ve yaşam tarzlarını yerine getirebiliyor muyum? Tabii ki hayır AMA beni ben yapan özellikleri bilmek benim kim olduğum ve taşıdığım kimliğime inanılmaz bir zenginlik katıyor. Bu da beni son derece mutlu ediyor. Ben benim köklerimin nereden geldiğini biliyorum... Araştırdım... Siz biliyor musunuz kimlerin etkisi var üzerinizde? Sizi siz yapan çoklu kütürleri tanıyor musunuz? Onlarla bütünleşebildiniz mi? Bence bugüne kadar yapmadıysanız bir araştırın. Çok özel şeyler öğrenebilir, yaptığınız bazı şeyleri daha iyi anlayabilirsiniz.