Erkekler, bunu söyleyen kadınlardan hep yakınırlar.“Aman nesi zor? Erkek olun da zorluk görün” der, dururlar. Olay hiç de öyle görüldüğü gibi değil işte. Yaz ayları yaklaştıkça, tatil hayallerimizle birlikte, kadınların yadsınamayacak kusurlarını örtmek için hazırlıkları da tam gaz başladı. En azından, kendimden biliyorum. Hepimizin plajlarda bir Angelina Jolie olsun, bir Paris Hilton olsun ne bileyim bir Hülya Avşar –aman aman olmasın, vazgeçtim-bir Cameron Diaz gibi olsun görünmek istediği aşikâr bir konu. Bu yüzden de yumurta kapıya dayanmadan, panik dalgasında boğulmadan “Güzellik ondur, dokuzu da dondur” atasözünü bir yere bırakıp silkelenmeye başladık.
Ben de bu sebeptendir ki bel bölgesinden sarkan yağlarımı, ayva göbeğimi kaslandırmak için pilatese ve yogaya başladım. Yogada yılan gibi kıvrıl, kedi gibi domal, timsah gibi sürün gibi kavramların eşliğinde oramı buramı sakatlamadan evin yolunu buldum, bir daha da o yoldan sapmadım; Evde ben kimseye rezil olmadan güzel güzel iki yer siler sürünürüm diyerek. Pilates denemelerim ise iyi başladı; Çünkü dersten önce hocayı soteye kıstırıp “bel ve göbek bölgesi çalışalım “diye tehdit savurduktan sonra ilk ders tam da istediğim memnuniyette bitti. Ama sonraki derste kalça ve bacak hareketlerine yaptığı ani sıçramadan sonra hissettiğim acı ile benim bel fıtığım var “müsaadenizle” diyerek kayıplara karıştım. Ama pes etmek yakışır mı bize? Yakışmaz. Bunun üzerine Anna Kournikova’yı imgeleyip soluğu Tenis kortunda aldım. Forehand, backhand derken daha servis atmayı kavrayamadan “üşengeçlik” denilen canavar ruhumu ele geçirince kıçımı kırıp evde oturdum. İki gün sonra ekranda Charlize Theron’ un bikinili görüntüsü canımı çok feci sıktı ve elime telefonu kaptığım gibi bir easy-shaper sipariş ettim. Her gün on dakika da süper bir vücuda sahip olun diyor DVD’sindeki kadın. Her gün on dakika değil, yirmi beş dakika yapıyorum ama tık yok. Kardeşim Eda, ne kadar: “abla bel denilen şey oluşmaya başladı sende” dese de, “vücut, bildiğim benim vücut”. O yüzden de Zen felsefesine teşekkür edip, olayı akışına bırakmaya karar verdim. Kadınlık gerçekten zor zanaat kardeşim, kim ne derse desin. Kadın olabilmek için:
Yemek yapmayı bileceksin.
Her zaman bakımlı gözükeceksin. Manikürü, pedikürü, boyanı badananı eksik etmeyeceksin.
“Özel gün” denilen periyodu acısız sancısız atlatırsan, ya da tatil zamanına denk getirmeden sıyrılırsan haline şükredeceksin.
Her ne kadar makineler hayatımıza girip çamaşır, bulaşık sorunu çözüldü gibi dursa da hala ütü yapan, toz alan, evi derleyen toplayan robotlara rastlayamadım. O yüzden uslu bir kadın olup günlük rutin ev işlerini aksatmayacaksın.
Çalışan kadın grubundaysan iş-ev ev-iş arasındaki mekik dokumada dayanıklılık kazanacaksın.
Erkek höst dediğinde, kadın erkek eşittir zihniyetinde sen de höst demeyeceksin. Dersen de kendin bilirsin canım, bizim gibi kız kurusu çok etrafta.
Çok çenesiz, dırdırcı olmayacaksın. Yeri geldiğinde iki cümle edip, kendi köşene geri çekileceksin.
Vantilatör karşısına geçip, iki tane gevşetici hap atıp menopozdan kazasız belasız sıyıracaksın.
Doğum sancılarıyla, fazla kilolarla, depresyonla başa çıkacaksın.
Yüzündeki kırışıklıklardan, vücudundaki defarmosyanlardan memnun değilsen “zafere gidilen yolda her şey mubahtır” diyerek sakınmadan tıbba başvuracaksın.
Her şeyden en yücesi, en üstünü “anne”olmayı bileceksin. Bilmiyorsan ayıp değil, sora sora öğreneceksin. Zaten iyi bir anne olamıyorsan, neden kadın oldum ben deyip gerekirse cinsiyet değiştireceksin. Bu yukarıdakilerden hiçbirini yapmıyorum ama kadınım diyorsan “Ne mutlu sana”
Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun…