Başbakan Ferdi Sabit Soyer’i hükümetin icraatları veya bir olayla ilgili değerlendirmeleri konusunda birçok kez eleştirdim. Çoğu zaman yazıyı beğenmeyenlerin ölçüsüyle ‘acımasıca’ eleştirdim.
Aslında ‘çok basit olarak’ nitelenen bazı durumlar var ki yaşam pratiği içerisinde oldukça fazla yer tutar. Yeri geldiğinde eleştirilecek, yeri geldiğinde övülecek davranışlar da öyle.
Geçtiğimiz Cuma günü Lapta Huzurevi’nin temel atma töreni vardı.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de temel atma törenine katıldı. Bölgede inşa edilecek bir ilkokulun temelini atan Başbakan, Lapta Huzurevi’nin inşaatının yapıldığı alana geldiği zaman, karşısına çıkan manzara kendisini oldukça rahatsız etti.
Devlet protokolü için sıralanan sandalyeler (koltuklar) kurulan serin çardağın altında yer alırken, kendileri için bina inşa edilecek olan Lapta Huzurevi’nin yaşlı sakinleri, “kurumaya serilmiş sebze ve meyveler” gibi kızgın güneşin altına dizilmişti. Evet, güneşin altında oturmak yaşlı, genç, çocuk herkes için faydalı ama yaz sıcağında değil, soğuk kış günlerinde. Yetkililer mevsimleri karıştırmış olmalı.
star kıbrıs muhabirlerinin aktardığı bilgilere göre Başbakan alana gelir-gelmez gördüğü bu manzaradan büyük rahatsızlık duydu ve hemen protokoldekiler ile yaşlıların yerlerinin değiştirilmesini sağladı.
Başbakan Soyer, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin ve birkaç bakan dışında kalan protokol seçkinleri, homurdanarak güneşin altında kavrulan plastik sandalyelerin yolunu tuttu. Utançla gitmeleri gereken sandalyelere, kızgınlıkla oturdular.
Benim değerlendirme ölçütlerime göre, Başbakan Ferdi Sabit Soyer’in geçtiğimiz hafta ülkesi için yaptığı en önemli icraat bu davranıştır. Kim ne derse desin, birkaç saatliğine de olsa bu yaşlı insanların çektikleri eziyetten kurtarılmalarını sağlamak ancak, insani duygular taşıyan bir politikacının “duyarlı davranış refleksinde” yer alabilir. Tüm o yaşlılar ve aileleri adına teşekkürler Sayın Soyer.
Bir çift lafım da bu protokol düzenini sergileyenlere olacak. Sadece Lapta’da değil, birçok etkinlikte de benzer durumlara rastlamak mümkün (hatta neredeyse tümünde de). İcraatlar halk için yapıldığına göre, ‘protokol kurallarını bir kez daha gözden geçirmenizde fayda var’ diye düşünüyorum. Saatlerce yağmurun, güneşin, soğuk rüzgarların altında kimseyi bekletmeyecek programlar yapınız. Sayın devlet büyükleri saat 10.00’da gideceğiniz bir etkinliğe saat 11.00’de gitmeyiniz. Sizin için alanları dolduran insanlar, sizin insanlarınızdır. “İşim vardı geç kaldım” mazeret değildir. Bir önceki işinizin süresini ayarlayamamak, sadece sizin ve etrafınızdaki yardımcılarınızın, yetersiz ve yeteneksiz olduğu anlamına gelir.
Umarım artık halk nerde durursa, protokolün de orda durmasını sağlarsınız.
TÜM ANNELERE
Bugün Mayıs’ın ikinci pazarı ve anneler günü. Aslında her gün annelerin olmalı ama yine de özel bir gün seçilmiş.
Tahmin ettiğiniz gibi “Anneler Günü” kutlaması da Amerikan kaynaklı. Anna Jarvis isimli kişinin kaybettiği kendi annesi için 1908 yılında başlattığı anma günü, 1914 yılında Kongrenin onayıyla Amerika çapında genişledi. Zamanla başka ülkelere de yayıldı.
Annelere armağan edilen bu özel gün Türkiye’de (dolayısıyla da bizde) 1955 yılından bu yana kutlanıyor.
İfadelere baktığınız zaman “Bu evrensel günde, Dünyada milyonlarca anne, çocukları tarafından sevgi ve saygı ile anılır” gibi laflar ediliyor ama aslında evrensel bir gün değil.
Dünyanın birçok ülkesinde farklı tarihlerde kutlanıyor. Örneğin Avrupa’nın yarısından fazlasında Anneler Günü için seçilen tarih 8 Mart. Bizim çok bildiğimiz İngiltere’de ve İrlanda’da “Büyük perhizin dördüncü pazarında” kutlanıyor. Bu da genellikle Mart ayının ilk on gününe denk geliyor. (Aslında milyonlarca kişi 8 Mart’ı tercih ediyor).
Arap dünyasında Anneler Günü için 21 Mart, Fransa’nın başını çektiği bir düzine ülkede ise Mayıs’ın son pazarı seçilmiş.
Mayıs’ın ikinci pazarını seçen ülkeler ise en kalabalık grubu oluşturuyor. ABD, Çin, Avustralya gibi ülkeler de bizimle aynı gruba dahil.
Sözü, annelere özel bir günün aslında ilk çağlardan beri var olduğuna ve her kültürde farklı anlayışlarla kutlandığına getirmek istiyorum. Mayıs’ın ikinci pazarı gibi özel bir gün seçilmesinin ve bunun yayılmasının nedeni daha çok ticari kaynaklı. Tıpkı Sevgililer Günü gibi. Bastır parayı al hediyeyi Anneler Günün kutlu olsun.
Anneler Günü, annelere hediye alınan gün olmamalı. Bu sözüm annelerini “lütfen” hatırlayan kimselere. Bir yıl ihmal edilen anneler 5 kuruşluk hediye alınarak hatırlanmamalı. “Al hediyeciğini, gelen sene görüşürüz” demek, hakaretten başka bir şey değil.
Evladından gelecek hediyenin yolunu bekleyen anne tanımadım bugüne kadar, ama evladının yolunu gözleyen milyonlarca anne var dünyada. Hiç olmazsa bugün annenizi unutmayınız.
ENGELLİLERE ENGELLER
Yılda birkaç gün hatırladığımız grupta yer alan insanlarımızın arasıda engelliler de var. Gerçi son yıllarda engellilere yönelik engellerin kaldırılması amacıyla olumlu adımlar atılıyor ama bu ne derece yeterli tartışılır.
Engellilere verilecek hizmetin temelinde belediyeler olmalı. Belediyelerin atacağı hizmet adımlarında engellilerin mutlaka görüşü ve eleştirileri dikkate alınmalı.
Bu ülkede yasa zoruyla yapılan sözde hizmetten engellilerin ne derecede yararlandığı, tartışılması gereken bir konu.
Örneğin, görme engelli bir vatandaşımız evinden çıkıp, iki sokak öteye gidebilir mi? Çok işlek bir kavşakta başkasına muhtaç olmadan yolun karşısına geçebilir mi? Bu iki sorunun cevabı da yazık ki ‘hayırdır’. Görme engelli biri yayaların yararlandığı bir trafik lambasında yeşilin yandığını nasıl anlayacak hiç düşündünüz mü?
Veya, tekerlekli sandalye üzerinde yaşamını sürdürmek zorunda kalan bir vatandaşımız arabalarla aynı yolu kullanmadan sadece kaldırımların üzerinden mahallesindeki bakkala gidebilir mi? Lefkoşa, Mağusa, Girne ve Güzelyurt’ta bu soru için “evet” cevabı varsa, bana lütfen haber veriniz gidip o mahalleyi ben de görmek isterim.
Evet, belediyelerimiz tekerlekli sandalye üzerindeki bir kişinin kaldırımlar üzerinden gideceği yere ulaşması için bir takım uygulamalar yapıyor ama, pratikte ne kadar çalıştığı tartışılır.
Kaldırımlar çok yüksek, rampalar yetersiz, rampalar üzerinde ya çöp bidonları ya da arabalar park edilmiş (Bu arada, kaldırımlardaki rampalara ve rampaların giriş noktalarına araç park edilmesinin ciddi bir park yasağı ihlali olduğunu bu ülkenin yüzde 99’u bilmiyor).
Yüzlerce sokaktaki kaldırımlar Kıbrıslıların deyimiyle “veresiye sürülmüş tarla” gibi inişli çıkışlı. Kaymak gibi dümdüz kaldırımlar bile bir yerde aniden son buluyor.
Sonuçta engel, engel, engel.
Engellilerimizin, başkalarına muhtaç olmadan yaşamalarını sağlamak hepimizin görevi olmalı.
İyi pazarlar dileklerimizle, Anneler Gününüz kutlu olsun.