SABAH ve HAYAT

Sabah uyandığımızda başlıyor HAYAT...

Sabah uyandığımızda başlıyor HAYAT...

Uyanıp esnememiz için doğuyor GÜNEŞ...

GÖKYÜZÜ yaşama çağırıyor...
Bizi yeni güne hazırlıyor...

GÜNAYDIN diyeceğimiz insanlar oluyor etrafımızda...

Gün eksilmiyor hayatımızdan...

Inadına yeni bir GÜN ekleniyor

YAŞAMAK için,
KAHKAHA atmak için,
SEVMEK için...


DÜN ve BUGÜN

dün
önce düşünmeyi öğretmişlerdi sana
beynini kullanabildiğince...

ardından, hissetmeyi
belki öfkeyi
gözyaşını
sevmeyi
inadına çooook sevmeyi...

fizyolojik duyarlılığınsa en son sırada...

bu yüzdendi destansı aşklar
bu yüzdendi Leylalar, Mecnunlar...
uğruna ölünen aşklar bu yüzdendi.

bugün
yer değiştirdi
tepe takla oldu her şey
fizyolojin bozuldu
duygusallık hızlı tüketmenin ivecenliğinde...

sanal aşklar uçurumunda
sen de kayboluyorsun...

ya düşünselliğin?
boşuna arama
o en son sırada

baksana
kan gövdeyi götürüyor yine
DÜNYADA...

Ayşe TURAL

KAÇ KÜÇÜĞÜM KAÇ!
( Ders alınası gerçek öykü)

Bir eylül akşamı... Sahilde kafe/ lokanta tarzı bir yerde oturuyorum. Arkadaşımı bekliyorum. Her zaman böyle yerlere erken gelirim. Ruhum alışsın da rahat oturayım diye. Yanımda getirdiğim kitabı çantamdan çıkarıyorum. Yakın masalarda kimseler yok. Yavaş yavaş dolar... Doluncaya kadar da ben epey okumuş olurum.

Kahvemi yudumlarken koltuğuma gömülüyorum. İyice dalmışım. Derken mırıl mırıl bir konuşma dikkatimi çekiyor. Çaprazıma bir erkek ve bir genç kız oturmuş. Ne zaman geldiler, ne zamandan beri ordalar bilemiyorum.

Başımı çeviriyorum. Erkek orta yaş üstü. Doğulu bir şive ile konuşuyor. Bıyıklı, saçlarında beyazlar artmış. Mesleği büyük ihtimal inşaatlarda ustabaşı... Kurt gibi bakıyor kıza... Az sonra yalayıp yutacak gibi... Memleketinde en az iki karısı vardır böylelerinin; bir ordu da çocuk... Hatta torunları bile vardır.

Kız ürkek bir serçe gibi. Zayıf, ipince... Türkiyeli konuşuyor. Belki lise bitirmiş. Öyle masum ve savunmasız görünüyor ki! Sade kıyafeti öğrencilikten kalma. Bileklerinde ip- boncuk karışımı takı var. Düz saçlarından bir tutamı kulağının arkasına sıkıştırılmış.

Lefkoşa'da bir yerde çalıştığını söylüyor. Bazen hafta sonları arkadaşlarıyla araba kiralayıp Girne'ye eğlenmeye geldiklerini anlatıyor.

Adam sözünü kesiyor... Sakın diyor, artık ben varım. Ne zaman istersen alo de yeter... Çok güzel kızsın. Seni kandırırlar.

Başım kitabımda ama romanın canlısı karşımda... Okur gibi yapıyorum. Garson masaya geldikçe adam ara veriyor konuşmasına. Çocuğun gözünü boyamak için ilgisiz bir sürü öte beri konuyor masaya... Ye diyor, yüzün kaşık kadar kalmış ye!

Arabama bakma. İş arabası işte! İstesem mersedes çekerim altıma ama olmaz ki! Bende para çok! Ne zaman istersen seni alır getiririm buralara... İster diskotek ister kumarhane... Gezdiririm, benden sana hiiiiç zarar gelmez. Bir hafta sonu da şu giden tekneye bineriz. Balık yediririm sana... Gel keyfim gel! Neşeleniriz...

Çocuk elini uzatıyor bardağa... Bu ne diye soruyor. Meyve suyuuuu diye uzatarak söylerken kızın dizini okşuyor hafiften... İkide bir, bir ' yavruuuum '
deyişi var midem bulanıyor... Bıyıklarının arasından bir kenarda altın bir diş parlıyor...

Eyvahlar olsun !
Kızım sen hiç dizi de mi izlemedin... Roman da mı okumadın ? Genç kızlar nasıl kandırılıyor kimseden duymadın mı? Gökten mi indin?

Kaç çocuğum kaç!
Şimdi yanında yirmili yaşlarda bir genç oturmalıydı... Yüreğini çarptıran... Evlilik hayalleri kuracağın, gelecekteki yuvanızı düşüneceğin bir yaşıtın...

KAÇ ÇOCUĞUM KALK VE KAÇ!
Sonra çok geç olabilir...

Elbette onun yerine ben kaçıyorum. Sevgili arkadaşım gelir gelmez kolundan tutup başka yere sürüklüyorum.

Ayşe TURAL

DÜŞÜNÜYORUM

Hayatta en güzel şeyin UZLAŞMAK
ve
PAYLAŞMAK olduğunu düşünüyorum...

Uzlaştıkça HUZUR,
paylaştıkça
MUTLULUK artıyor sanki...

GÜZ

İç çekişleriyle penceremde
Bir çift kumru özlemiyle güz...

Bulutlar inadına
Güneşi saklıyor bencil bakışlardan
Kirpiklerimin ucunda sen...

Zamanın dolunayında
Neden saçların mavi?

Yağan yağmur damlası
Ulaştı yasemine
'Ne olur! Kucağında tut beni...'

Yazın turuncu ipeği
Solalı çok oldu...

Saman sarısı saatlere dönüştü
EYLÜL ellerinde...

Ayşe TURAL

İNSANIN KENDİNİ SEVMESİ...

Keyif alarak yaptığım, düşünüp de hemen hayata geçirdiğim her şeyden sonra, kendime kocaman “aferin”lerim olur.

Başkalarından onay beklemem. Daha doğrusu yaptığım, her ne ise, önce ben beğenmeliyim, diye düşünürüm. Öyle ya bu, insanın kendini sevmesi ve sayması gibi bir şey...

BAĞBOZUMU

eylül sıcağında
darmadağın bağ
saçlarını topluyor altın tokalarla...

ay ışığında
tıpası açılıp
saçıldı mis kokusu şarabın
bedenin toprağına...

yüreğimdeki bağ
damar damar çatlarken
ılık ılık akarken derinliklerine
tenimin asma yaprağını
örtüyorum üzerine...

Ayşe TURAL

DUA

Güneş bahar havasında…Masmavi, bulutsuz gökyüzüne başımı kaldırıp şükrediyorum. Bu güzellikleri görebildiğim, tadına varabildiğim için.

Tanrım, bu ülkeyi kötülüklerden, savaşlardan, iç çekişmelerden korusun… Çocuklarımıza, torunlarımıza huzur dolu yarınlar kısmet etsin…

AŞK, İÇİNİ
İÇİME KATABİLMEKTİR SEVGİLİ

dur ve düşün...
İki yakası bir araya gelmez ayrılığımızı...

sen ve ben
hem çok uzak
bir o kadar da yakınız hala....

'alnımın çizgilerine yazdım seni'
demiştin hani
hatırlıyor musun?

AŞK,
içini içime katabilmektir sevgili...

AŞK,
birini sevmeye büyümektir...

AŞK
oyun arkadaşına küsmektir mesela...

şimdi de ben,
senin adının karşısına
en kocamanından üç nokta koydum...

gözlerimle karşılaşırsan bir gün...
tanımazlıktan gelirlerse seni
şaşırma emi....

unutma!

AŞK,
içini içime katabilmektir sevgili...

Ayşe TURAL

GÜZEL GÜN...

Ağaçların altındaki banka oturuyorum. Sarı boyalı bir bank... Çimenler belli ki sabah sulanmış, toprak kokuyor.

Ayaklarımı uzatıp mis gibi havayı kokluyorum... Ağaçların yeşili içimi serinletiyor, gözlerimi yeşile boyuyor...

Derken koluma minik bir böcek konuyor. Kırmızı benekli siyah bir böcek ... Mühür böceği gibi... Önce ürkek ürkek bakıyor, biraz yürüyor.

- Merhaba...!
Seninle tanışalım...
Ne haber?

Sıkı fıkı olmayı sevmiyor anlaşılan... Ya da acelesi var...

Minicik kanatlarını açıp uzaklaşıyor... Eminim bana hoşçakal demiştir.

Gözlerimi kapatıp ' hayat ne tatlı!' diyorum...

ELVEDALAR

akşam
mavisini, morunu giyinip geliyor
sen geliyorsun...

gölgeler düşüyor ansızın
içim üşüyor...

yalnızlığın şalına sarınıp
bakıyorum ardından...

kim ne derse desin
ELVEDALAR can acıtıyor...

gelişine
yaseminler diziyorum...
gidişine
güz gülleri dökülüyor elllerimden...

sen
zamansız açan
bahar dalı gibisin...

Ayşe TURAL

Bu haber 3222 defa okunmuştur

:

:

:

: