Yarış siyasetin doğasındadır

Bir siyasi partinin iktidara gelmek veya iktidarda kalmak için çaba içerisinde olmasını doğal bulmamak, özür dilerim, ciddi zihni sıkıntının varlığına delalet eder ancak.

Bir siyasi partinin iktidara gelmek veya iktidarda kalmak için çaba içerisinde olmasını doğal bulmamak, özür dilerim, ciddi zihni sıkıntının varlığına delalet eder ancak.
Ne demişti rahmetli Turgut Özal? Seçime giderken zam yapmak akıl karı değildir demişti değil mi? Evet, oportünist bir yaklaşım ama siyaseten de doğru. Doğru olmasa neredeyse her iktidar böyle yapar mıydı demokrasi tarihimiz boyunca.

Seçim bayındırlık bayramıdır
Seçim dediğimiz olay aynı zamanda bayındırlık bayramıdır. Yıllarca ihmal edilen yol, su, elektrik ve sair hizmet gereksinimleri seçim yaklaşınca bir anda olması mümkün hale gelmedi mi hep? Adına ister EYT mucizesi deyin, ister maaşlarda ayarlama, seçim kapıda olmasaydı milletin ne çektiği dikkate alınır, vatandaşın ekonomik kriz nedeniyle tatmin edici bulunmayan o adımlar atılır mıydı sanıyorsunuz? Zaten bu birçok adım için daha kısa süre önce “seçim kaybetsek de asla yapmayız” falan denmemiş miydi?

“Ben beş fazla vereceğim”
Seçim yaklaşınca ne had ne de hukuk kalıyor, en vahşi hesaplar nasılsa erişebilir görülmeye başlanıyor bu ülkede. Mesela, bir siyasi partiyi ayrılıkçı terör ile bırakın beraber anmayı, neredeyse birbirinin mütemmim cüzü gibi göstermeye çalışıp, itip kakanlar, bırakın o partiyi veya resmi siyasette o görüşleri paylaşanları, terörist faaliyetlerin bir numaralı suçlusu olarak ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına mahkum çete reisinin mektubu resmi devlet ekranından okunmadı mı? Yerlisi yetmeyince ithal mikro milliyetçi bir arkadaş da yine ithal bir ayrılıkçı sanatçı ile podyumda yer alınmadı mı, ya da Diyarbakır meydanında örgüt başının mesajı mı okunmadı? Üç anahtar vaat edenler, “O ne veriyorsa ben beş fazla vereceğim” bezirganlığı da her halde unutulmadı.

Sanki yumurta, kuş meselesi
Koalisyon mu ittifak mı diye tartışmak mümkün elbette. Hükümet oluşturmak için bir araya gelinip protokol yapılırsa koalisyon olur. Bunda hemfikiriz. Seçim öncesinde seçim sonrasında ortak hükümet kurma maçlı bir araya gelip protokol yapmaya ne denir peki? Seçim ittifakı dersek eksik olmaz mı? Düpedüz o durum da koalisyon. Tabii adına kim ne isterse onu verir.
Sanki 2018’den bu yana fiili olarak Cumhur koalisyonu iktidarda değilmiş gibi, koalisyon kelimesi yerine ruh ikizi, iktidar birliği ya da ittifak denilse bir şey fark edecekmiş gibi sırf koalisyonları öcü gösterme ve alternatif hükümet imkanları yokmuş gibi bir kampanya sürdürüldü bu ülkede neredeyse 20 yıldır. Halbuki koalisyonlar demokrasinin doğal hükümet seçeneklerindendir.
İster yumurta, ister kuş deyin, ya da isterseniz ittifak isterseniz koalisyon deyin, hiçbir şey değişmez.

Cumhur koalisyonu üye arıyor…
Anlaşıldığı kadarıyla Cumhur koalisyonu üyesi Adalet ve Kalkınma Partisi ve özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’ndeki gerileme, fiili ortaklar Büyük Birlik Partisi ve Vatan Partisindeki durum hem cumhurbaşkanlığı hem de meclis çoğunluğunu kaybedilebileceği endişesi doğurmuş olmalı ki son zamanlarda koalisyonun genişletilmesi konuşulmaya başlanıldı.
İddialara göre kısa süre önce Ankara’da görüşülen Hür Dava Partisi (HüdaPar) Cumhur koalisyonuna yeni katılacak partilerden birisi, mesela. Muhafazakar Kürt oylarının Cumhur ittifakına yönlendirilmesi hedefleniyor herhalde. Elbette gerek Cumhur gerekse de Millet ittifak gruplarının %40 civarı oy desteğine sahip oldukları, yüzer-gezer ve Kürt oylarını alan tarafın başarılı olacağı aşikar olduğu mevcut durumda, “bir gece ansızın” Marmara Denizinde bir adada ikamet eden birisine ev hapsi çıkar mı? Bir diğer arkadaş, zaten anlaşılmaz nedenlerle hapiste tutuluyor, salıverilir mi?

Millet koalisyonu da sıkıntıda
Millet koalisyonunda kadirşinaslık eksikliği krizi yaşanıyor adeta. 13 Şubat randevusuna bir şey kalmadı. Belki liderler yine rahat bir şekilde adaylık konusunu da çözecekler. Ancak İyi Parti’den kaynaklanan yakışıksız beyanatları parti lideri Meral Akşener bir türlü engelleyemiyor.
Nedense İstanbul ya da Ankara belediye başkanlarının aday seçilmesi sanki İyi Partiyi rahatlatacak. Birisi mevcudun sadece biraz daha eğitimlisi ama CHP tabanının kabul edebilmesi mümkün değil, diğerinin ise ne herhangi bir ulusal ya da uluslararası konuda görüşünün ne olduğu belli değil. Bir dönemin Ekmelettin İhsanoğlu dayatması gibi ittifakın en büyük partisine yakasındaki rozet ne olursa olsun bir merkez sağ aday dayatmak, şüphesiz ciddi yakışıksız bir durumdur.
Eğri oturup doğru konuşalım. Yarış siyasetin doğasındadır. İyi Parti kendi görüşüne yakın bir adayı Kılıçdaroğlu’na veya onun seçeceği sol bir adaya tercih edebilir. Ama siyaset uzlaşma gerektirir. Hele hele koalisyon asgari müşterekte beraber olunmasını şart koşar.
Unutmayalım, İyi Partinin meclise girmesini sağlayan, belediye seçimlerinde 6 önemli belediyede İyi parti tabanına yer açan, hak-hukuk-adalet diye İstanbul’a yürüyen, 6lı masayı kuran, bütün zor şartlara rağmen ayakta tutan Kılıçdaroğlu’na biraz daha saygıyla yaklaşması gerekmez mi İyi Patinin?

Bu haber 3328 defa okunmuştur

:

:

:

: