SAHİBİNİN SESİ

Bu gün , sahibinin sesi taş plaklarla ilgili yazımı yazmaya karar verdim.

Bu gün , sahibinin sesi taş plaklarla ilgili yazımı yazmaya karar verdim.
Dilerseniz , biraz bu sahibinin sesi taş plaklarından bahsetmek istiyorum .
Her türlü sesin ve konuşmanın kaydı , o zamanların teknolojisi olan ve sesleri bu taş plaklara kaydedip , sonra da dinleyebildiğiniz bir teknolojiden bahsedeceğim .
Plağa kaydedilen sesin , dinlenebilmesi , gramofon denilen bir icadın marifeti ile mümkün olmakta idi .
Gramofon , manueldi ve kurma kolu ile zemberek gerilerek , plağı döndürür . Gramofonun ucundaki sivri iğne sayesinde , taş plağa kaydedilen sesleri dinleyebilirdiniz .
Her şeyin olduğu gibi , bu plakların da markası vardı .
İlk çıkan en iyi marka “ Sahibinin Sesi “ ismini taşıyan taş plaktı .
Bu plağın ortasında , bir gramofon ve huni şeklinde bir ses aygıtı vardı . Karşısında da , bir köpek huniye doğru bakarak poz vermekte idi .
Bilindiği gibi , köpekler , genelde sahipsiz değildir .
Plaktaki köpeğin tasvir edilişi de , gramofondan çıkan sesin , köpeğin sahibinin sesi olarak yorumlanmakta ve bu halk indinde de büyük yorumlara neden olmakta idi .
Genellikle bu taş plaklara , müzik dünyasından büyük talepler geliyordu .
Türk müziğinin mümtaz ses sanatçılarının , o zamanlardaki şarkı ve türküleri bu taş plaklarda çalınıyordu .
Hamiyet Yüceses , Münür Nurettin Selçuk , Safiye Ayla , Müzeyyen Senar gibi
sanatçıların söyledikleri şarkı ve türküleri , bu sahibinin sesi taş plaklarından
dinlemek mümkündü .




Atatürk’ün , kendi sesinin kaydedildiği taş plaklar da bunlara eklenebilir .
Daha sonra , teknolojinin gelişmesi sayesinde , kasetler , taş plakların yerini aldı ve taş plakların pabucu dama atıldı .
Bu taş plakların markası olan “ sahibinin sesi “ cümlesi , halk dilinden hiç eksik olmamış ve bilhassa , politik arenada , halen geçer akçe olarak , eski popülitesini
devam ettirmektedir .
Dünya sıralamasına baktığımızda , örgütlenmiş sivil toplum örgütü olarak ,
herhalde baş sıralarda yerimizi alırız .
Her alanda , bir değil , birden fazla sivil toplum örgütümüz var .
Tüzüklerine bakarsanız , dört dörtlük .
Fakat ne yazık ki , yapılan yasalar gibi , sivil toplum örgütlerinin tüzükleri de tozlu raflarda .
Bir çok üye , bunların içeriğinden bihaber .
Sadece , yönetime girme yarışı yapılır .
Köşe kapmaca oynanır . Allah kerim gelecek genel kurula kadar .
Başka ülkede bu kadar sayıda sivil toplum örgütü var mı ? bilemiyorum .
Bir yasa için , Fransa’da aylarca gösteriler yapılmakta .
Tabii gösteri en son düşünülecek eylem .
Onun öncesinde , yol gösterilecek eylemler yapılarak , sokağa inmeden de ülke sorunlarına çareler bulunabilir .
Bunlar da maalesef yapılmamaktadır .
Her STÖ . kendi alanında bu işe soyunsa idi , her alanda , bu içinde olduğumuz ve beğenmediğimiz durumda olmazdık .
STÖ. de siyaset kurumu gibi kendi alanlarında , uzmanlardan oluşan yönetimlere sahip olmazsa , yazılan tüzükleri de uygulama alanı bulamaz .
Geçen gün , beyaz saçlı arkadaşlarla , ülke sorunlarını tartışıyorduk .
Konu STÖ’ne geldi .
Bir arkadaş “Onlar bir şey yapamaz” dedi .
Hepimiz , arkadaşın yüzüne gözlerimizi çevirdik .
Yüz mimiklerimizden , sorguladığımızı anlayarak , bize şu yanıtı verdi .
“Tekrar eski modaya döndük” dedi .
“Ne modası ?” diye hepimiz sorduk .
“ Sahibinin sesi “ diye yanıt verdi .
Gerçek öyle mi?
İstisnası var mı?
Bu haber 2132 defa okunmuştur

:

:

:

: