O YILLAR TEKRAR GERİYE GELİR Mİ

Bu gün . Politika yapmayacağım .

Bu gün .
Politika yapmayacağım .
Kaz , ördekten de bahsetmeyeceğim .
Akaryakıta zam gelmiş , vallahi de , billahi de , ne konuşacam .
Ne de , yazacam .
Hele hele ara seçimi , mara seçimi de konu etmeyeceğim .
Ukrayna , Rusya savaşını da , anmayacağım .
Bu savaşı çıkaran ve körükleyenler düşünsün .
Enflasyon , hayat pahalılığı , bugün , gündemimde yok .
Neden mi ?
Bu gün gündemimde , başka konular da yok .
Ya ne var ?
Elbette bir şeyler olacak .
O bir şeylere hemen gireyim .
Kamu görevlileri işe alınmalarında , bir tür silsile sınavına tabi tutulur .
Sınavı geçen , iki yıllık bir geçiş dönemi ile kadrolanma aşamasına gelir .
Terfilerde , liyakat ve yaratıcılık gücü ile kabiliyeti de sınanır .
Yaratıcılık gücü , insana diploma ve karne ile verilmez . İnsanın geninde olan ve kişiden kişiye değişen bir beyin gücüdür .
Bu , insanın ana rahmine düşmesiyle başlar .
Dünyaya gelince , gelişir .
Bu gelişme , çocukluk yıllarında daha da kıvamlaşır .
Mahallelerin , sokakları , bunun için bulunmaz kaftandı .
Her çocuk , kendine özgü , etraftan da kopya çekerek ilk oyuncağını milli olarak yapmak için malzeme tedarik etmenin telaşı içinde idi .
İlk oyuncak , genellikle tahtadan yapılır , ya otomobil veya uçak olurdu .
Yaş ilerledikten sonra , oyun çeşitleri ve aletleri de milli olarak yapılır ve onlarla oyunlar oynanırdı .
İlk oyun , hatırladığıma göre , Lingiri oyunu idi .
Biri uzun , diğeri kısa iki yuvarlak değnek bulunur .
Oyunun oynanması için de iki simetrik taş yere , kısa değnek uzunluğunda paralel olarak konur ve kısa değnek , bu iki taş arasına konarak , uzun değnekle vurulurdu . Kısa değnek ne kadar uzak yol kat ederse , getirisi de o kadar fazla olurdu .
Bu bir yarıştı .
İkinci yarış , Gugo oyunu idi .
Yassı taşların üst üste konulduğu ve belli bir mesafeden , başka bir yassı taş atılarak , gugonun yıkılması şeklinde olurdu .
Topaç da , çocukluk yıllarımızda , vazgeçilmezlerimizdendi .
Topaç oyunu da , bir yarış oyunu idi .
Bu oyunun en can alıcı noktası , başka topaçların , nannaklanması idi .
Daha açıkça .
Yerde dönmekte olan diğer topaçlara karşı , çivileme harekatı .
Tüm mahallenin çocuklarını , bir araya getiren . Yağ satarım . Bal satarım , ustam öldü ben satarım oyunu , başka bir vazgeçemediğimizdi .
El alem uçar da , biz uçamaz mıydık ?
Uçamasak bile , el emeği ile yaptığımız uçurtmalarımız , mavi semaları süslerdi.
Bu oyuncak türümüz , biraz pahalıya mal olurdu .
Malzemesi , ince kağıt , kamış , un veya hamur ile sicim (guvari) den oluşurdu .
Un ve hamur , yapıştırıcı malzeme olarak kullanılır . Fırınlardan parayla tedarik edilirdi .
Para yoksa , ekmek içi çiğnenip , yapışkan malzemesine dönüştürülürdü .
1955 ‘te Kıbrıs Türk Halkı ve Türk çocukları EOKA sayesinde telsizle de tanıştı .
Sokakları gezen İngiliz devriyelerinde , arkalarına asılı olarak telsizler vardı ve haberleşiyorlardı .
Derhal , kendimize özgü , kalın kartondan , telsizimizi de hallettik .
Kibrit kutusunun iç parçası ve iple yaptığımız telefon icatlarımızı , es geçmem mümkün değil .
Pirili oyunumuz , hiç vazgeçilemez oyunlarımızdan biri idi .
Maliyemizin kötü olduğu günlerde , Pirili yerine , selvi ağaçlarının mappuroları Pirilinin eşdeğeri olurdu .
Kağıttan yapıp uçuşturduğumuz uçakların , havada süzülerek , toprakla öpüşmesi en büyük zevk kaynağımızdı .
Kelime oyunları ile hem zekamız , hem de bilgi dağarcığımız güçlenirdi .
Şimdi çocuklarımıza bakıyorum ve inanın çok üzülüyorum .
Bir sıfat tanımlamasında bulunmak istemem . Ne demeğe getirdiğim , gayet açık ve net bir şekilde anlaşılmıştır .
Çocuklar , çocukluklarını yaşamıyor .
Şimdiki çocuklara , bu oyunlardan birini sorun bakalım , bilirler mi ?
Oynayacak zamanları yok mu ?
Gelişmelerinden kayıp mı olur .
Hiçbir kayıp olmaz .
Bizim nesil hem çocukluğunu yaşadı , hem okudu , hem mevzide nöbet tuttu , hem de üniversite bitirdi . KKTC’nin kurumlarının mihenk taşları oldu .
O neslin en önemli vasfı , kanaatkar olma özelliğine sahip olması ve yurdunu seven yurttaş sıfatını taşıması idi .
Bu haber 2049 defa okunmuştur

:

:

:

: