Lübnan’da siyasi kriz

Son günlere Afrika’da ve Orta Doğu’da kaynayan kazanları görmemek mümkün değil.

Son günlere Afrika’da ve Orta Doğu’da kaynayan kazanları görmemek mümkün değil. Bir yandan Tunus da ayaklanma diğer yanda Lübnan da ki siyasal kriz. Esasen Lübnan’da ki kriz yeni bir vaka değil. Yaklaşık bir yıldır Lübnan’daki siyasi tartışmaların merkezinde Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri suikastını araştırmak üzere Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan Lübnan Özel Mahkemesi’nin yürüttüğü soruşturma yatıyordu. Mahkeme bulguları Hizbullah’ı gösterince işler değişti-karıştı. 14 Mart İttifakı da mahkemeyi destekler açıklamalar yapıyordu. Hizbullah ve 14 Mart ittifakı arasındaki zıtlaşma Lübnan’da yeni bir siyasal kriz hatta çatışma ihtimalini gündeme getirdi. Yani 11 Bakanın istifası ve
hükümetin düşüş sebebi temelde buradan kaynaklanmaktadır. Krizin aşılması için Suriye ve Suudi Arabistan’ın öncülüğünde girişimler başından bu yana olsa da işe yaramadı. İki ülkenin merkezde yer aldığı bu çabaları ABD, Türkiye, İran, Fransa, Katar gibi ülkeleri de yakından ilgilendirdiğinden sürece dahil olmaları normal bir olgudur. 17 Ocak 2011’de Suriye’de yapılan Lübnan zirvesi gibi… Lübnan’da hükümetin düşmesi Suriye ve Suudi Arabistan’ın başarısızlığı olarak yorumlanabilir. Suriye’de ki 17 Ocak 2011 tarihinde yapılan Lübnan zirvesi gibi daha çok görüşme olacağı kesindir. Siyasi kriz 2008 yılında olanları tekrardan hatırlatmaktadır. Hizbullah’ın Sünni bölgelere girip kontrolü eline alması gibi korku tekrardan halkı sarmış durumda. Bu kaygının artması demek Hizbullah’ın masada elinin güçlenmesi demektir. Gerçek olan ise Lübnan İç savaşı 1975’de yaşananlarının tekrardan yaşanması düşük bir ihtimaldir. Türkiye’nin rolü önemli bir konudur. 2009’da R.T.Erdoğan’ın Lübnan ziyareti krizi dindirmek amaçlıydı. Dolayısıyla ziyareti siyasal geleceği teminat altına alma amacı taşımakta olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim kriz bakanların istifası ile doruk noktaya ulaştı. Suriye de Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın ev sahipliği yaptığı zirveye, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halife El Tani katılması da bölge ülkelerinin konuya verdiği önemi ve siyasi istikrarı tekrardan nasıl sağlayacaklarını tartışmak üzere toplanıldığı gösteren bir zirve niteliğindedir. Zaten Başbakan Erdoğan zirve öncesinde bunları diline getirmişti. Asıl önemli olan krizin giderilmesi sonrasında ortaya çıkacak yeni düzenin nasıl olacağı sorusudur. Kuşkusuz Hizbullah’ın tekrardan güç kazanması söz konusu olacaktır. Hizbullah’a tek söz dinletebilecek güç olarak İran durmaktadır. İran’da bu süreçte karlı çıkan oyuncu olacaktır. Lübnan iki yoldan birisini seçme noktasına gelecek, 1.yol; Refik Hariri’nin katilleri bulunacak 2.yol; Ülke istikrarıdır. Lübnan’ın bu yollardan sadece birisini seçme şansı vardır. Şimdilik bu yollardan istikrar olanının daha da ağır basacağı kesindir. Zaten 17 Ocak 2011’de Suriye’de ki üçlü Lübnan zirvesinde de şüphesiz bunların tartışıldığı bir toplantı olmuştur. Bölge coğrafyası yeni karışıklıklara yeni iç savaşlara tahammül edecek bir pozisyona haiz değildir. Lübnan’ın demografik yapısı düşünüldüğünde yeniden çok düzenli bir istikrarın gelme olasılığı düşük bir ihtimaldir.
Bu haber 1064 defa okunmuştur

:

:

:

: