Soyer, varılacak bir çözümde toplumun farklı siyasi eğilimlerinin yüzde 95’le Türkiye’nin garantör bir ülke olarak devamı çerçevesinde olduğunu söyledi
Esra TÜRKEL
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Eski Genel Başkanı Milletvekili Ferdi Sabit Soyer, “Kıbrıs’ta iki bölgeli, iki kurucu devletin siyasi eşitliğine ve aynı statüye sahip olacağı birleşik bir adada tek bir egemenlik siyasi eşitlik temelinde olduğu bir çözüm zeminine Türkiye’nin garantör bir ülke olarak devamı çerçevesindeki bir görüşte misiniz? Toplumun farklı siyasi eğilimlerinin yüzde 95’le hemfikir olduğu temel budur” dedi. Soyer, Ada TV’de Günaydın Ada programında Nazar Erişkin’in sorularını yanıtladı. “kendi Başkanlık döneminde gaz ve petrol konusundaki gelişmeleri meclise getirdiklerini ama hafife alındıklarını” söyleyen “Güce dayalı politika yerine, gücümüze dayalı politika yapmamız gerektiğini” dile getirdi. İşte Soyer’in açıklamalarının ana hatları;
STRES ÜRETEN TOPRAKLAR: “Bu topraklar stres üreten topraklar. Anlaşmanın imzalanıp imzalanmaması detaylı bir konu öncelikli olan, bunun temelinde yatan ve buna bağlı olan süreçlerdir. Kamuoyu, ‘Talat Cumhurbaşkanı, Soyer Başbakan olsaydı bunu imzalamazdı’ diye söylüyor. Bir kere süreç böyle gelişmezdi. İki buçuk yıldır Kıbrıs konusunda siz havlu attınız. Bununla ilgili gelişmeleri sağlıklı değerlendiremediniz. Benim parti başkanı olduğum, milletvekili olduğum dönemlerde özellikle 19 Nisan 2009’dan sonra süreci iyi okuduğumuz için defalarca meclis kürsüsüne gaz konusundaki gelişmeleri gündeme taşıdık ve uyarılarını yaptık. Ama hafife alındık. Burada önemli olan, zamanında müdahaledir. Bu süreci kamuoyu da yeterince değerlendirmiyor. 19 Nisan 2009 seçimlerinden sonra meclis gaz konusunda ve Kıbrıs konusunda kararlar aldı. Bu karar sanki de orada görevi yapmanın rutin işi gibi algılandı.”
GÜCE DAYALI POLİTİKA YERİNE GÜCÜMÜZE DAYALI POLİTİKA: Rum tarafının 1964’den beri sürdürdüğü siyasi çizgisinin değişik biçimlerde özü aynı olan tavrı olarak yorumluyorum. Türkiye’de müdahale edemeyeceğini bilebilirdi. Ne kadar güçlü olursanız olun güce dayalı politikalar sürdüremezsiniz. Biz takip etmiyoruz ve içte de siyasal partilerin içinde de Kıbrıs Saray Önü’nde de “hu” çeker döner halindeyiz ve değişimleri yakalayamıyoruz. Kıbrıs Rum tarafı bu anlamda hakimiyetçi bir anlayışla hareket ediyor. Siz onu güce dayalı politikayla zorlayamazsınız. Ama gücümüze dayalı siyasi ve diplomatik akıl dolu manevrayla bunu yapabilirsiniz. Kıbrıs Rum kesimi çağ dışı bir hâkimiyetçilik anlayışıyla davransa bile çağın fonksiyonunu iyice yakaladığı için nasıl davranış yaptı.
HAKLIYIZ, AMA TEPKİMİZ YANLIŞ: Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye bununla ilgili protestosunu girişim gücünü önceden başlatıp bir noktaya taşımalıydı. Buna bağlantılı olarak öne çıkması gereken ana unsur bu bir gasp’tır ve kabul edilmezdir. Bununla ilgili olarak Lübnan, Suriye, Filistin ve diğer bölge ülkeleri Mısır’la bu anlamda yaman bir politik çalışmanın sonucunda konum konmalıydı. Bu attıkları adımın Kıbrıs’ın geleceğine dönük şiddetli bir saldırı olduğunu söylemeli ve AB ve BM’ye müthiş bir diplomatik pozisyon takip etmeliydi. Ama Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye bu zemini kaybetti. Haklıyız ama tepkimiz yanlış. AB dönem başkanı olacak Kıbrıs Rum tarafı, olursa Temmuzdan sonra AB ile diplomatik ilişkileri keseceğiz.
‘KKTC’NİN VARLIĞINI KORUYACAĞIZ’ TEZLERİYLE KIBRIS SORUNU ÇÖZÜLMEZ: 24 Mayıs ve 1 Temmuz anlaşmaları çerçevesinde bir irade koydunuz ortaya. Bence hem Kıbrıs Rum tarafı hem kuzeydeki politikayı sorgulamak gerekir. Rum tarafı 1964’de tek yanlı gasp ettiği ve zorunluluk doktrini çerçevesinde yasal olan ama demokratik meşruiyeti olmayan Kıbrıs cumhuriyeti üzerinden sorunu çözümüne katkı götüremez. Bunu bizim dilimizin döndüğü ölçüde Rum kamuoyuna da uygun üsluplarla anlatmamız lazımdır. İkincisi KKTC üzerinden de biz çözüme gidemeyiz, yani KKTC’nin “varlığını” koruyacağım tezleriyle Kıbrıs sorununa çözüm getiremezsiniz.
BİZİM ALACAĞIMIZ, TOPLUMSAL MEŞRULUKTUR: KKTC olgusu Kıbrıs Türk halkının bir çözümde ve bir devleti olma zorunluluğu noktasının önüne çıkarılmamalıdır. Ayrılığı öngören bir noktaya götürülmemelidir. Al-ver sürecine girmemiz lazım. Bir şeyler vermemiz lazım almamız için. Bizim alacağımız uluslararası siyasi, hukuki, demokratik toplumsal meşruluktur. Bu koşullarda mümkündür. Şimdi görüşme masasında yapıcı bir şekilde yükseltmeniz gerekiyor ki bu uluslar arası konferansı zorlayasınız. Ve bunu BM’ye yaptırtma zorunluluğunu ortamını sağlayasınız. Gaz konusunda konuşulmayan bir şey var, Hrsitofyas BM genel kürsüsündeyken Kıbrıs Türk halkı görüşmelerde çekildi. Üstünde uzlaştığımız konuları terk etti ve yapıcı olmayan bir süreç izlemektedir dedi. Buna biri cevap vermedi. Konuşmanın ana unsuru buydu.
KENDİ İÇİNDE KARAR VEREBİLEN BİR HALK MESAJINI VERMEK GEREKİR: CTP’nin “hayır”ı aksine Kıbrıs Türk tarafının elini güçlendiren temeldir. Kıbrıs sorununda bir başarıya gideceksek, kendi kendine karar verebilen, demokratik bir olgunluğa sahip, yetkin ve inisiyatif sahibi bir halk yaşar mesajını vermek gerekirdi. Bugünün konjektörü buna sahiptir. Aksine bizi görüşme masasında zayıflatan, eğer ekonomik, siyasal, sosyal iç konularımızda muhatap Türkiye’yi yapar, TC Elçiliğini belirleyici hale döndürürseniz, ne Türkiye’ye ne Kıbrıs Türk halkına uluslar arası alanda bir arena sağlayamaz ve Rum tarafına fırsat sunarsınız.
TÜRKİYE İLE HER ZAMAN İYİ İLİŞKİLER İÇERİSİNDE OLUNACAKTIR: Adalet ve Kalkınma Partisi’yle iyi ilişkiler içerisinde her zaman olacaktır ama farklılıklarımız da olacaktır. Kıbrıs’ta hükümet olacaksanız Kıbrıs halkının vereceği oyla olacaksınız. Burayı Türkiye idare eder derse burada hükümet olur. O zaman sizin dünyaya ben şuyum, buyum hak iddia ediyorum deme hakkınız var mıdır? O zaman Kıbrıs’ta hükümet olmaya gerek yok. İçte bazılarının ya da dışta Rum tarafının dediği gibi herkes memurluğa taliptir. Türkiye’nin beklentisi bence bu değil. Beklentimiz farklıysa bunun içeriğinin ne olması gerektiğini konuşmak, buna bir rahatlık içinde olmamız lazımdır.
HALK OLARAK KENDİ KENDİMİZE YETME HEDEFİNE ULAŞMALIYIZ: Kıbrıs’ta iki bölgeli, iki kurucu devletin siyasi eşitliğine ve aynı statüye sahip olacağı birleşik bir adada tek bir egemenlik siyasi eşitlik temelinde olduğu bir çözüm zeminine Türkiye’nin garantör bir ülke olarak devamı çerçevesindeki bir görüşte misiniz? Toplumun farklı siyasi eğilimlerinin yüzde 95’le hemfikir olduğu temel budur. Elbette ortak çıkarlarımız olacak, elbette farklılıklarımız olacak. Bunun demokratik olgunluğunu getirmek lazım. Biz KKTC’de yaşayan bütün insanlar önce şunu benimseyeceğiz, bu ülkede kendi gelirimle kendi giderimi karşılama hedefine ulaşmam lazımdır. Önce bu hedefi benimseyeceksin ki, kendi kendine ekonomik siyasal yönden kendi kendini bu giderini karşılama düzenlemesine iktidarı, muhalefeti, iş adamı, emek dünyası kendileri açısından konumlarını da tartışarak bu hedefle ilgili düşünceleri, projeleri nedir bunu koyacaklar ortaya. Buna bağlı olarak Kıbrıs sorununda eşitliği sağlayabilmek için kendi iç düzenimde bütün yapıyı altüst etmem lazım.”