‘Talat döneminde de kabul edilmedi’

Cumhurbaşkanlığı eski Sözcüsü Erçakıca: Çapraz oylama paketini Rum tarafı Talat döneminde de kabul etmiş değildi

Cumhurbaşkanlığı eski Sözcüsü Erçakıca: Çapraz oylama paketini Rum tarafı Talat döneminde de kabul etmiş değildi

Esra TÜRKEL

2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafında AKEL ile DİKO arasındaki koalisyonun bitmesiyle birlikte Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’ın masada yalnız kaldığını kaydetti.
Erçakıca, Ada TV’de Nazar Erişkin’in hazırlayıp sunduğu Günaydın Ada’ya konuk oldu. Programdan öne çıkan başlıklar şöyle:


TÜRK TARAFI GERİ ADIM ATTI MI?: “Hafta sonu New York’ta bir süredir Kıbrıs Rum tarafının kampanyasına tanık oluyoruz. Türk tarafı Hristofyas ve Talat ile var olan anlaşmalardan geri adım attı diye. Bu kampanya yalana dayalıdır. Kıbrıs Türk tarafı çapraz oylamayı kabul etmiş değil Talat döneminde de. Kıbrıs Rum tarafının bir talebiydi. Müzakere süreci al-ver sürecidir aynı zamanda. Ocak 2010’a gelirken Türk tarafı Türkiye ile istişareler yapılarak, o günün başbakanı Derviş Eroğlu’nun Türkiye’ye Cumhurbaşkanından habersiz olarak mektup yazarak çapraz oylamaya karşı çıktığını da biliyoruz. Başkanların seçiminde çapraz oy metodunun kullanılabileceğini Rum tarafına bir paket öneri olarak iletildi fakat Rum tarafı bunu kabul etmedi. Talat tarafından da defalarca vurgulanmıştır. Bu bir paketti ve kabul etmediklerine göre bu öneri ortadan kalkmıştır.”

‘BUNU TÜRK TARAFI GERİ ADIM ATIYOR DİYE YORUMLUYORLAR’: Pakette yer alan bazı hususların üzerinde konuşulmaya devam edilemez mi, zaten müzakere masasında her şey konuşuluyor. Sayın Eroğlu ve Hristofyas arasında konuşulmaya devam edildi çapraz oya prensip olarak karşı olan Eroğlu, ‘5 yıl sonra referandum yapalım iki halk bunu kabul ederse 10 yıl kadar sonra da uygulansın’ dedi. Formülü kabul etmiş olsaydı Rumlar aslında çapraz oy ileride referanduma sunulmak ve kabul edilme koşuluna bağlı olarak 10 yıl sonra uygulanmak üzere kabul edilmiş olacaktı. Buna şiddetle karşı olan siyasiler var, örneğin Serdar Denktaş ‘bizim için çapraz oy prensip meselesidir. Bu halkların kendi ayrı karar süreçleriyle federasyona katılma prensibine aykırıdır. Biz buna prensip olarak karşıyız’ dedi. Kendisi de karşı olmasına rağmen Türk tarafının devam ede gelen pozisyonu itibariyle Derviş Bey bunu bu şekilde masaya koyuyor Rum tarafı bunu reddediyor. Son görüşmede bu biraz daha esnetilmiştir, buna rağmen Rum tarafı bunu reddediyor. Bunun adı, Türk tarafı Talat ile Hristofyas arasında kabul edilmiş olan hususlardan geri adım atıyor oluyor. Birkaç aydan beri kampanya şeklinde devam ediyor. Rum basınında bugünlerde biraz iyi yansıdı. Geri adım atmalarının gerekçesini çapraz oy diye açıklıyorlar. Oysa dönüşümlü başkanlık müzakerelerin ilk safhalarında, Hristoyfas’ın imaj yaratma çabalarının bir parçası olarak Rum tarafınca kabul edilmiştir. Annan Planı’nda da olan bir husustu.

İLERLEMEYEN TARAF RUM TARAFI: Müzakerelerin masada şu konuşuldu basına şu yansıdı bu yansımadı ve daha genel olarak soruna bakarsak. Rum tarafında Hristofyas, Talat tarafından kabul edilen çerçeve içerisinde bile bir anlaşmaya hazır olunmadığını görürüz. Zaten bize göre biraz Annan planı çerçevesindedir. Hristofyas’a da biraz esneklik kazandırıyor. Annan planı çerçevesinde müzakereye hazır değildiler. Türk tarafı da müzakere sürecinin başlamasına önem verdiği için bazı prensipleri yeniden serdedilmesine imkan vermişti. Tek uluslar arası kimlik sonunda kabul edilecek olsa bile baştan kabul edilmeli miydi gibi Talat’a eleştiriler yönelmişti. Aslında Rum tarafı ilerleyemiyor, o çerçevenin içerisine sığmıyor.

‘KARŞIMIZDA YETERLİ MÜZAKERE GÜCÜ OLAN BİR LİDER YOK’: Hristofyas’ın koalisyon ortakları DİKO ve EDEK bu çerçeveyi kabul etmiyorlardı. Süreç içerisinde o koalisyon bile dağıldı. Tatlısu’daki patlamadan sonra seçimden önce EDEK koalisyondan ayrılmıştı. DİKO da yarıldı. Patlama oldu ve siyasal prestiji sarsıldı, yalnız başına azalan desteği vardır Hristofyas’ın ve bu koşullar altında müzakere sürecini yürütmeye çalışıyoruz. Türk tarafı masaya ne koyarsa koysun kabul veya ret edecek hali mi var. Biz esneklik göstersek, karşımızda yeterli siyasal gücü olan bir müzakereci yok şu anda. 30–31 Ekimde yapılacak olan zirve bu koşullar altında yapılacak. Türk tarafını da Rum tarafı oyunbozanlıkla suçlayacak. Bu hiç gerçekçi değil. BM veya diğer aktörlerin rolü olduğunu düşünüyorum.

‘SORUMLULUK YİNE TÜRK TARAFINA KALACAK’: Doğalgaz arama eylemleri de zamanlama bakımından müzakere sürecini sabote etmeye yöneliktir. Bu oyun da dönüşümlü başkanlık önerisinin geri çekilmesi Türk tarafını aşırı tepki göstermeye, müzakere sürecini berhava etmeye, sorumluluğu da mümkünse Türk tarafının üzerine yıkmaya yönelik operasyonlardır. Döndüklerinde nasıl bir tablo çizilecek, neyi görüyorsak halkımızla onu paylaşmak. Eroğlu nötrdür. Coşkusunu veya üzüntüsünü fazla yansıtmaz ama fazla umutlu olduğunu sanmıyorum. Umutlu olmak gerektiğini ifade ediyor ama bu süreçten herhangi bir şey beklemek mümkün değil. Bu bir son olur mu, henüz olmadığını düşünüyorum. Belki yeni takvim, görevlendirmeler muhtemelen ocak ayına randevulaşma bekliyorum.

‘RUM TARAFI YENİ İTTİFAK ARAYIŞINDA’: Bölgemizde durum süratle değişiyor. Türkiye-İsrail gerginliğini fırsat bilerek yeni ittifak arayışına girdi. Bu dönemde neredeyse Yunanistan’dan daha çok İsrail ile işbirlikleri yapıyor. 12. Parseldeki petrol doğalgaz aramalarında Rum tarafının nerdeyse beleşe Amerika ortaklığı olan NOBLE enerjiye verdiği söyleniyor. Rusya’yla gaz formunda anlaşma yapmak peşinde. Kıbrıs Rum tarafının bütün hareketleri Kıbrıs sorunu ve Türkiye karşı odaklıdır. 90’ların başında AB’ye üyelik için başvurduklarında bu üyeliğin Kıbrıs için ille de gerekli olmadığı, motivasyon kaynağı Türkiye’ye karşı yeni konum elde etmekti. Komünist parti olan AKEL, o zaman bunu daha açık ifade etmişti. AB’ üyeliğine karşıyız, Kıbrıs sorunu yüzünden başvuruyu destekliyoruz diyerek tarafsız kalmışlardı. Doğalgaz konusunda aynı şeyi yapıyorlar. Türkiye’yle karşı karşıya getirebilmek için Rusya’yla aynı işleri yapıyorlar.

MÜZAKERELER UMUT VERİYOR MU?: “Rum tarafının iç politikasının bu günlerde siyasi iktidar yenilenmeden iktidar kendisini çevreleyen olayları nasıl faydalanmak ister. Türkiye’ye karşı nasıl konumlanmak ister bunları yeniden belirlenmeden müzakere sürecinin öldüğünü düşünüyorum. Masada olabilir ama bundan bir şey beklemek yanlış.
‘VATANDAŞ DA MÜZAKERELERDEN ÜMİTSİZ’: Sıradan insanlarımız hayat kavgası içinde olan artık Kıbrıs sorunu çözümlenecek, yeni ikanlar sağlanacak, ne şekilde konumlanalım da fayda sağlayalım umutları içinde değiller. Zirve olacaksa arkadaş sohbetlerinden öteye geçmez.

‘YAŞANAN KRİZLERDEN DERS ÇIKARAMADIK’: “ Kıbrıs sorununun çözülmesi konusunda umutlu değilsek daha iyi bir yönetime sahip olma arayışında olmamız şart. Bunlar doğru metotlar mı? Sendikal platform niye genel grev yapacak, tabi ki önemli bir araç ama kullanma maksadı önemli. Sosyal sigortalar yasasındaki değişiklikten dolayı yapacak. Sosyal güvenliğin mali çıkmazda olduğu biliniyor. Kimilerine göre sorumlu devlet, devlet bunu yerine getirebilseydi bütçe belli zaten ödeyemez. Sosyal sigortalar dünyanın her yerinde yatırımlarınıza karşılık aldığınız hakların bir denge kurularak devam ettirilmesiyle sürdürülebilir. Geçmişte yanlış kararlar alınmış olabilir yeterince prim yatırılmadan emekliler yaratılmış olabilir. Ama bu güne bakmak gerekir bu gün dengeye getirmemiz gerekiyor. Yaş ileri atılacaktır, bu sadece bizde olan bir şey değil. Avrupa’da da 65 yaşında refah ülkelerde tartışılan 67 yaş. Yaşadıklarımızdan dünyanın yaşadıklarından ders çıkarmıyoruz. Avrupa’da bu kadar eylem oldu krizin kökeninde yatan şey ne ona aldırmadık. Dünya kapitalist sistemini anlayacak nedenler var orada. Biz onun tabiatını öğrenerek, onun olumsuzluklarından kendimizi mümkün olduğunca korumaya çalışabiliriz. Tabiatını anlamaya çalışmamız lazım. Bizim niye öyle gayretlerimiz yok? “

‘GREVLER TÜRKİYE BİZE İYİ BAKMAK ZORUNDA MESAJINI İÇERİYOR’: Bize Türkiye yardımı var, aslında yaptığımız bütün hareketler Türkiye bize daha iyi baksın hareketidir. Objektif olarak grevler, tartışmalar, demagojilerin içinde taşıdığı mesaj, nerden çıktı bunlar Türkiye parayı versin, maden Kıbrıs sorununu çıkardık, bizim sorumluluğumuz yok artık Türkiye bize iyi bakmak zorunda kardeşim demeye getiriyoruz. Onurla gururla da birleştiriyoruz zamanla. Asıl gurur onur kırıcı olan budur. Üretmeden katma değer yaratmadan refah içinde yaşamaya çalışmak bizde bu insanlar gibi sorunlarla boğuşmalı yaratıcı bir şeyler yapmalı ve karşılığında refah elde etmeliyiz ki biz de bir şey biliyormuşuz olacak. Türkiye yetkililerine vermeyin kardeşim ne söylerseler söylesinler diye haykırasım geliyor.

‘MUHACERET AFFI KÖTÜ YÖNETİMLERİN NETİCESİ’: Muhaceret affı yasasında benim de tereddütlerim var bunlar kötü yönetimlerin neticeleri. Bir şirket kayıt altında çalıştırmış işçilerini diğer kayıt dışı ona imkan sağlamış oluyorsunuz, haksız rekabete ortam oluşturmuş olursunuz. Bu grevle çözümlenir mi onu bilmiyorum ama onlar biraz daha anlaşılabilir. Sosyal sigortalar ve muhaceret yasaları doğru düzenlendi mi. Asıl mesele kendi sistemimizi rasyonelleştirmemiz gerekiyor.
Bu haber 113 defa okunmuştur

:

:

:

:

DİĞER HABERLER