Faiz Kanseri

Hemen şunu başta ifade etmek gerekir ki faiz bir hastalıktır. K.K.T.C şu an faiz kanserine yakalanmıştır ve tedavi olmazsa da ömrü çok az kalmıştır.

Hemen şunu başta ifade etmek gerekir ki faiz bir hastalıktır. K.K.T.C şu an faiz kanserine yakalanmıştır ve tedavi olmazsa da ömrü çok az kalmıştır. Faiz ekonomilerin dengesini bozan ve sermayenin belli ellerde tekelleşmesine yol aç¬mak sureti ile sosyal adaletin gerçekleşmesine mani olan iktisadi bir yaradır. Ama bizde bu yara iktisadinin de dışına çıktı ve bir insanlık ayıbı haline geldi.

Ayrıca, günümüzde ortaya çıkan durgunluk, enflasyon, işsizlik gibi bir çok hastalığın ana kaynağı yine faizdir.

Her şeyde olduğu gibi ekonomilerde de hedef piyasanın denge konumunda bulunmasını sağla¬maktır. Birazdan ifade edeceğim üzere faiz, ya¬pısı gereği bu dengeyi bozan veya sağlanmasına engel olan mekanizmadır.

Üretim ve tüketim için herkesin cebinde olması gereken para, faiz ile birlikte piyasada halkın ara¬sında serbestçe dolaşamamakta ve belli ellerde stoklanmaktadır. O yüzdendir ki üreticilerin ve tüketicilerin hepsi batmış durumdadır. Bugün memleketteki üreticilerin tamamı bu finans kuruluşları için çalışmaktadır. Ondandır ki bizim üreticilerimiz ne ihracat yapabiliyor nede iç piyasada ürettiklerini pazarlayabiliyor. Çünkü faizlerin bu kadar yüksek olmasından maliyetleri artıyor ve dolayısıyla Türk piyasasıyla rekabet edemiyorlar.

Paranın esaret altında olduğu ekonomilerde para vazifesini ifa edemediğinden dolayı ekonomileri dengeye getirecek veya dengede tutacak üretim ve tüketim mekanizmaları işleyememektedir. Dolayısı ile yukarıda isimlerini verdiğimiz birçok ekonomik hastalık ortaya çıkmaktadır.

Dünyada toplam üretim ve ticaret hacminin çok üstünde bir para, faiz geliri elde etmek üzere piyasa¬larda dolaşmaktadır. Başta kalkınmakta olan ülkeler olmak üzere dünya ülkelerinin birçoğu belli başlı birkaç sermaye grubu tarafından adeta haraca bağ¬lanmış durumdadır. İlk başta yatırım ve üretim yap¬mak için bu sermaye gruplarından faizle para alan özellikle üreticiler, müteahhitler,sanayiciler, hayvancılar ve daha birçok sektör zaman içerisinde önce aldıkları parayı öde¬mek, sonra da aldıkları paranın faizini ödemek için tekrar para almak zorunda kalmıştır. Ödeyemeyenlerde ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Devletimiz bile kendi iç borçlarını ödeyebilmek için yüksek faizlerle bu finans kuruluşlarından ve bankalardan borç almaktadır. Toplumun şahsi borçları ve ödemekle yükümlü oldukları bu yüksek faizler yetmezmiş gibi gelinen bu noktada ülkemizde toplanan vergiler halka hizmet etmek yerine bu birkaçrant gru¬bu ve onların taşeronlarına aktarılmasına rağ¬men borçlar her geçen gün katlanarak artmaktadır. Ve bu borçlar bugün ödenmesi imkansız bir hale gelmiştir.

Böylesine yüksek faizle alınan bu paralar ülke ekonomilerinin ta¬mamı ile belli başlı finansörlerin kontrolüne geçme¬sine yol açmaktadır. Artık bizim ülkemiz için hem eko¬nomide, hem de siyasette bağımsızlıktan bahsetmek mümkün değildir. Bunu son günlerde çok açık bir şekilde görmekteyiz. Halkın geneli her ne kadar da çok zor şartlar altında olsa da siyasiler bu belli başlı finansörleri etkileyecek herhangi bir karar alma yoluna gidemedi, gidemiyor.

Faiz, dünya insanlığına üretenin, çalışanın, emek verenin değil, oturduğu yerde para ile para kazana¬nın avantajlı olduğu bir model sunmuştur. O yüzden faiz, toplumları üretimden uzaklaştırmış böylece reel değil sanal ekonomik büyüklükler ortaya çıkmıştır. Bugün maliye bakanımız Ersin Tatar’ın övünerek bahsettiği büyüme sanaldır. Bunu ilerleyen günlerde göreceksiniz.

Faizin ekonomilerde yaptığı tahribatları birkaç ana başlık altında toplayabiliriz. Bunlar sırası ile; parayı stoklaması, maliyetleri arttırması, talebi daraltması, iş¬çi ücretlerini aşağıya çekmesi ve nihayet verimliliği düşürmesidir. Teker teker bu tahribatları ele almaya fa¬izin maliyetleri arttırmasından başlayabiliriz.

Üretici veya pazarlamacı ister yatırım için ister üre¬tim veya pazarlama için elde ettiği paranın maliyetini ürettiği ürüne veya hizmete yansıtmak zorundadır. Bu da maliyet enflasyonuna sebep olacaktır. Yani faiz o¬ranları arttıkça fiyatlar genel düzeyi de maliyetlerden dolayı artacaktır.

Kapitalist anlayışa göre ise tam tersi olmalı idi, ar¬tan faiz oranlarının tüketimi dolayısı ile fiyatlar genel seviyesini aşağıya çekmesi gerekirdi.

Ancak yapılan ampirik araştırmalar bunun böyle ol¬madığını bir çok ülkede faiz oranları arttıkça fiyatlar genel seviyesinin de arttığını göstermiştir. Gibson Pa¬radoksu olarak ifade edilen bu durumu izah eder¬ken Fisher ve Wicksell enflasyon beklentilerinin veya fiyat artışlarının faizleri yukarı çektiğini iddia etmektedir.

Oysa fiyatlar genel düzeyi ile faiz oranlarının aynı anda artmasının sebebi yukarıda da ifade ettiğimiz ü¬zere son derece basittir. Paranın maliyetli hale geti¬rilmesi, üretilen mamüllerin maliyetlerini dolayısı ile fiyatları yukarı çekmektedir.

Dikkat edilirse enflasyon faiz oranlarını değil tam aksine faiz oranları üretim maliyetleri¬ni yani enflasyonu yukarıya çekmektedir. Bunu da hiç unutmamız gerekir ki ancak üreten toplumlar özgür olabilir. Kendi ayakları üzerinde durabilecek bir ekonomi istiyorsak ve özgür bir toplum olarak yaşamak istiyorsak faizlere müdahale etmek zorundayız ki üretebilelim. Ben inanıyorum ki bu topluma üretme fırsatı verirsek rekabet edemeyeceği hiçbir piyasa olamaz.
Bu haber 332 defa okunmuştur
  • Cem Özder  İstanbul - 19.11.2012 Kıbrısta eğitimli, yakışıklı ve yurttaşlık değerleri bu kadar yüksek olan gençler dururken neden hala daha politika bu içi geçmiş yaşlıların elinde
  • istanbul ali  yırtıcı - 20.12.2011 Kıbrısta böyle güclü fikirlere sahip Kıbrıslılar olması beni sevindirdi.

:

:

:

: