1963 yılında Hamitköy’de Kurulu göçmen çadırları arasında ikiz kardeşi Semra ile dolaşırken insanların yüzlerinde gördüğü savaşın o en acı en gerçek yüzü, Sevcan Çerkez’i çamura yönlendirdi…
Gözde AKBEN
Adanın Starları özel ekimizin bu haftaki röportaj konuğu insan boyutundaki dev heykelleri ile başarıdan başarıya koşan Seramik Sanatçımız Sevcan Çerkez. Şu anda ‘Ödüm Koptu’isimli sergisiyle sanatseverleri korkularıyla mizahi bir dilde yüzleştirmeyi başaran başarılı sanatçımızın çamur ve heykellerle buluşmasına yine aynı korku neden olmuş. İşte başarılı bir sanatçının sanat hayatına yön veren o yıllar…
GÖÇMEN ÇADIRINDA KÜÇÜK BİR KIZ: Sevcan Çerkez 1961 yılında Küçükkaymaklı’da doğdu. Küçüklüğüne dair hatırladığı ve sanatını bu kadar gerçeklikle anlatmasını sağlayan olay ise 1963 yılında Hamitköy’de kurulu göçmen çadırları arasında ikiz kardeşi Semra ile dolaşırken insanların yüzlerinde gördüğü savaşın o en acı en gerçek yüzünü anlatan ifadeler oldu… Daha küçücük bir çocukken ruhunun en derinine işleyen bu manzara, yıllar geçtikçe ruhundan parmaklarına doğru bir serüvene başladı ve Sevcan Çerkez’in bugün insan boyutunda, hayatın her yönü kadar gerçek heykeller yapan bir sanatçı olmasına vesile oldu.
TOPRAK VE ÇAMUR: Toprakla uğraşmak küçüklük yıllarından beri Sevcan Hanım’ın ve ikiz kardeşinin en büyük tutkusu haline dönüşmüş. Yaz tatillerini dedelerinin yanında geçiren bu meraklı kardeşler her gün yeni yeni karışımlar bulmak için ellerine geçen her malzemeyi birbiriyle karıştırıp istedikleri kıvamda bir karışım elde edinceye kadar durmamışlar. Ve bir gün o karışımı buldukları günden sonra da çeşitli eklemelerle karışımlarını geliştirmişler.
Sevcan Hanım’ın heykelleri için kullandığı çamur aslında hepimizin bildiği bir çamur. Sadece biraz daha yumuşak ve biraz daha kolay şekil alıyor.
ÇAMURLA DANS: Masasının üzerine poşetini seriyor Sevcan Hanım ve başlıyor çamurla dans etmeye. Elleriyle zemine çamuru iyice yerleştirdikten sonra, alıyor eline merdanesini ve başlıyor çamuru düzeltmeye. İstediği düzlükte bir çamur elde ettikten sonra gazete kâğıtlarını top top yapıp, bohçasını toplar gibi başlıyor torbasını kapatmaya. Kâğıtlar hiçbir yerden gözükmeyecek şekilde dikdörtgen biçiminde kapatılıyor daha sonra da sihirli parmaklar ile düzeltiliyor. Böylece heykelin büstü oluşmuş oluyor. Yine aynı işlemler tekrarlanıyor ve bu sefer dikdörtgen değil oval bir şekil veriliyor çamura. 1 gün kurutulmaya bırakılan büst ve kafa ertesi günü birleştiriliyor ve sanatçının gerçek işi de bu işlemden sonra başlıyor.
‘KENDİMİ BULUYORUM YÜZ HATLARINDA’ : Öncelikle elindeki çamurları kafa olacak olan şekle ekleyerek heykelinin ilk yüz hatlarını oluşturmaya başlayan kahramanımız göz yuvalarını, çenesini, burnunu, elmacık kemiklerini, dudaklarını oluşturmaya başlıyor çalışmasının. “Ne yapacağımı önceden planlamıyorum, o an için çamurla olan iletişim yönlendiriyor beni. Bazen naif, ince, zarif yüz hatlarını, bazen de aksine sert biraz daha kaba yüz hatlarını yaparken buluyorum kendimi” diyor Sevcan Çerkez… İçinden geldiği gibi çalıştığını anlatıyor.
Daha çamurunu ilk şekillendirmeye başladığı andan itibaren insanların yüzüne işlemiş o çizgileri ne kadar iyi gözlemlediğini ve analiz edebildiğini bizlere hissettiriyor. Sadece yüz ifadelerini değil insanı ve insana ait her şeyi mükemmele yakın olarak ifade edebildiğini an ve an görebiliyoruz. Büstleri ve yüz ifadeleri tamamıyla oluşturulan heykellerin bedenleriyle buluşturuluyor. Ve böylelikle insan boyutundaki heykelimiz yolculuğunun ilk kısmını tamamlıyor.
GÜNEŞ VE HEYKEL: Heykelimizin yolculuğuna devam edebilmesi için birkaç gün Kıbrıs’ın eşsiz güzellikteki güneşinden faydalanması gerekiyor. Güneşlenme sürecinden sonra heykel yeterli kuruluğa ve sertliğe ulaşmış oluyor ve böylelikle fırınlanabilir hale geliyor. İnsan boyutunda bir heykeli fırınlamak pek tercih edilebilinecek gibi değil cesaret isteyen bir şey. Ne yazık ki vaktiyle sanatçımız da bu konuda çok büyük tepkilere ve eleştirilere maruz kalmış. Çamur gerçekten nazlı bir madde aslında. Özellikle fırınlanma esnasında kendisini daha da naza mı çekiyor bilinmez içinde ufak bir parça ya da hava boşluğu kaldığı an, un ufak parçalara ayrılıyor ve emekleriniz bir anda yok olup gidiyor.”Dev bir heykeli fırınlamak hele hele de bunu sağ salim bir şekilde fırından çıkarmayı başarmak herkese imkansız geliyordu. Halbuki bence denemeye değer bir şeydi” diyor Sevcan Hanım. Ve eşinin kendisine olan müthiş katkılarını da anlatmadan geçemiyor. Her lafa kulağını tıkayan sanatçımız ilk insan boyutunda heykelini sağ salim fırınlamayı başarıyor yapamaz diyenlere inat.
‘HOŞGELDİN’: 1000 derecenin üzerindeki sıcaklıkta pişirilen insan boyutunda heykelimiz dumanları üzerinde taptaze ve ateşin rengini içine çekmiş bir halde fırından çıkarılıyor. Ve makyajlanmak üzere tekrardan kahramanımızın sihirli ellerine teslim ediliyor. Sevcan Hanım çalışmasının daha güzel görülebilmesi için makyajlama işlemine başlıyor. Çalışmaları üzerinde çamur aşamasından dev bir heykel aşamasına gelinceye kadar titizlikle çalışıyor. Onları seviyor, konuşuyor ve hatta ve hatta bitirip diğer çalışmalarının arasındaki yerine koyduktan sonra “hoş geldin” diyerek sarılıyor ve öpüyor ve tüm sanatseverlere muhteşem bir çalışmayı tanıma zevkini yaşatmış oluyor. Sevcan Hanım’a çalışmalarında ve sanat hayatında daha nice başarılar diliyoruz.